12 Ekim 2015 Pazartesi

Suriye Rusya Türkiye Turizmi II

Suriye’deki iç savaşın tetikleyicisi mezhep çatışmalarıdır. Başlangıç böyledir, ama savaş sonradan karakter değiştirmiştir.

Her ne kadar, iç dinamiklerin patlattığı basınç bu savaşı başlatmışsa da, Suriye’nin Jeostratejik konumu süreci farklı bir iklime taşımış, er veya geç olması gereken olmuş, Dünyanın Bölgesel ve Küresel aktörleri hazır buldukları savaş masasında bilek güreşine başlamışlardır.

Artık bu savaş; Esad ailesinin birkaç on yıldır sürmekte olan hükümranlığının devamı ile ilgili olmaktan çıkmıştır.

Bu savaş;

Doğu Akdeniz’in dibindeki muazzam doğal gaz potansiyeli ile ilgilidir. Tam da böyle olması nedeniyle orta vadede bu bilek güreşine Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan ve İsrail’in de dahil olması kimseyi şaşırtmamalıdır.

Bu savaşta herkesin rolü, payı vardır. Bir çok oyuncunun farklı beklentileri vardır.

Kuzey Irak’ta birkaç yıla kadar üretilmeye başlanacak olan yıllık 120 milyar dolarlık petrolün Dünya’ya ulaştırılacağı rota ile ilgilidir.

Rusya doğal gazının Batıya Türkiye üzerinden taşınmaya devam edilmesi ile ilgilidir.

Gelecek 15-20 yıl içinde Strateji Puzzle’ının son parçalarının yerine konması ve İran, Irak, Suriye, Türkiye’den koparılacak parçalar ile Kürdistan’ın kurulması ile ilgilidir.

Nükleer bir güç olma yolunda önemli mesafeler kazanmış olan İran’ın stratejik anlamda rotasının Avrupa mı, Rusya mı olacağı ile ilgilidir.

Gelecek 20 yılda İran’da ortaya çıkacak birkaç yüz milyar dolarlık yatırım potansiyelinden en çok kimlerin yararlanacağı ile ilgilidir.

Bu savaşı anlamaya çabalarken aklıma hep Brzezinski’nin Avrasya Büyük Satranç Tahtası kitabı gelir. Brzezinski o kitapta birkaç bin yıllık bir stratejik gerçeği anlatır; Avrasya’ya hakim olan Dünya’ya hakim olur. Avrasya olarak tanımlanan coğrafyanın Batı ucu Lizbon, Doğu ucu ise Rusya’nın Vladivostok kentidir. Güneyde,Orta Doğu’yu da ve bütün olarak Asya kıtasını da kapsar.

Buraya kadar yazdıklarım ‘aklı sıra çok okumuş, araştırmış bir entelin bilgiçlik taslamasının’ bir ifadesidir. Ama az sonra okuyacaklarınıza bir anlam verebilmek için bu ukalaca tahlilleri de yapmam gerekiyordu.

Bu bilek güreşinin iki tarafında kimler var?

Elbette ve doğal olarak ABD ve Rusya… ABD Avrupa’nın büyük çoğunluğunun yanında olduğunu varsayıyor. Ki durum pek de onun arzuladığı gibi değil. Rusya ise, büyük güç olarak Çin ve İran ile birlikte. Asya ülkelerinin büyük bir çoğunluğunun Rusya ile en azından gönül bağı olduğu kabul edilebilir.

Araya bir not sıkıştırayım. Dünyanın iki büyüğü aslında 1945’ten bu yana savaşır gibi yapıp tam bir kayıkçı dövüşü sergilemektedir.  Aralarındaki bu ‘hırlaşmaya’ düşük yoğunluklu gerginlik de denilebilir. Bu konu ayrı bir yazı gerektirir. Ama şimdilik şöyle bir tüyo ile yetinelim; her iki ülkenin de ekonomisinin bel kemiğini askeri-sınai kompleks oluşturur. Yani? Savaş ve savaşa hazırlık endüstrisi. Rusya’daki rakamları henüz bilmiyorum. Ama ABD’nin askeri-sınai kompleksinin toplam değeri 15 trilyon dolardır. Bu noktada Dünya silah ticaretini, buna bağlı sektörlerin katma değerini bir düşünün. İşte zurnanın zırt dediği yer burasıdır. Yukarıda bahsettiğim düşük yoğunluklu gerginlik işte bu askeri-sınai kompleksin atar damarındaki kandır. Bu gerginlikten beslenen endüstri Rusya ve ABD’ye yılda milyarlarca dolar kazandırır.

Bir başka orta büyüklükte blok var ki, ABD’yi Avrupa’dan çok daha fazla destekliyor ve adeta Orta Doğu hamlelerini birlikte hesaplıyorlar. Başını Suudi Arabistan’ın çektiği, Katar’ın da parçası olduğu Sünni PetroDolar bloku. Kafkasya’da, Afganistan’da, Irak ve Suriye’de savaşı sürdüren İslami referanslı militanların finansmanı bu bloktan sağlanıyor. Suudiler bu coğrafyada on binlerce ‘fanatik’ İslami militanı eğitiyor ve finanse ediyor.

Bu militanların en tehlikelileri ise Kafkas kökenliler. İntihar bombacıları, en vahşi savaş yöntemlerini uygulayan gözü dönmüşler buradan çıkıyor. Kafkasyalıların Suriye ve Irak’ta savaşa müdahil olmalarını tetikleyen nedenlerden birisi de, her ne kadar çözümlenmiş gibi görünse de Rusya ile Kuzey Kafkasya Ülkeleri arasındaki birkaç yüzyıllık sorun.

Senaryo I

Rus bombardımanı Suriye’deki dinci fanatiklere ağır kayıplar verdirir. Ama binlerce yıldır savaşlarla ilgili bir gerçek vardır, savaşı piyade kazanır. Gökyüzünden atılan bombaların etkisi de bir yere kadardır. Netice almak ve zaferi ilan etmek için ‘düşman’ın olduğu yere girmek, temizlemek ve bayrağını dikmek gerekir.

Rus bombardımanının sağladığı moral ikliminden etkilenen Suriye ordusu dinci militanların işgalindeki topraklara bir süpürme harekatı düzenler. Karşılıklı olarak çok büyük kayıplar verilir.  Çatışma kritik denge denilen bir noktada kilitlenir.  Savaş mevzii çatışmalarla devam eder.

Terör örgütlerinin en belirgin karakteristiği nizami savaşa bağlı kalmamaları ve askeri literatürde gayri nizami harp olarak tanımlanan ‘çete’ savaşlarına daha yatkın olmalarıdır.
Terörün etik, vicdan, adalet gibi değerlere saygısı yoktur.

Hava saldırılarının birkaç ay sonrası

Bombardımanlarda ve nizami savaşta ağır kayıplar veren militanlar B planına yönelir. Hedef Suriye’deki sivil Rus misyonu ve askeri danışman heyetidir. Suikast bombacıları, bombalı tuzaklar ve pusularla çok sayıda sivil Rus öldürülür.

Rusya’nın birkaç kentinde terör eylemleri patlar.  Sivilleri hedefleyen kanlı eylemlerde sivil kayıplar gerçekleşir. Suriye ile birlikte Rusya’nın sivil kayıpları binlerle ifade edilir.

Sonbahar aylarında gerçekleştirilen hava saldırıları ve Hazar Denizi’nden fırlatılan füzelerin yarattığı yıkım havası dengelenmiştir. İlk günlerde yayılan zafer havası yerini kuşku ve belirsizliğe bırakmıştır.

Algı operasyonları

Avrupa ve müttefiki olan blok yoğun bir medya kampanyası ile başta Rus halkı olmak üzere, Rusya ile birlikte olan ülkelerin halklarına yoğun bir algı operasyonu başlatır.  Suriye’de evdeki hesap çarşıya uymamıştır. Rusya istemeden de olsa ikinci Afganistan’ını yaratmıştır. Orta Doğu Rusya’nın bataklığına dönüşmüştür. ABD’nin Vietnam’da yüzleştiği yenilgi seçeneği Orta Doğu’da Rusya için de ortaya çıkar. Dünya medyası, bu yönde yapılan haberlerle ve manüplatif yorumlarla doludur.

Rus halkı korku ile tanışır… mı?

Gelecek yazıda bu savaşın gerçek amacını ve Türkiye turizmine etkilerini analiz edelim.

Şimdilik bir tüyo daha; Rusya’nın Suriye saldırıları sırasında ABD ya da Türk uçaklarından birisinin bir MİG uçağını düşürmesi, akabinde Afganistan’da ya da Türkiye sınırlarının tam ucunda bir ABD ya da Türk uçağının düşmesi durumunda neler olur? Kontrollü olarak tırmanan gerginlik Dünya’da Büyük Savaş Başlıyor paniği yaratır.

Sonra?

Sonrası 50 dolarlarda gezinen petrol fiyatları iki yılda tekrar 90-100 dolar seviyesine uçar!

Sonra?

Rusya’nın kasası dolar. 2018 Başkanlık seçimleri geldiğinde zenginleşmiş Rus orta ve orta üstü sınıfların tercihi kim olur?


Şimdi sözü fazla uzatmayalım.

9 Ekim 2015 Cuma

Suriye, Rusya, Türkiye Turizmi I

Gelin, önümüzdeki dönemde Suriye Satranç Tahtası üzerinden bu coğrafya ile ilgili bir projeksiyon yapalım.

Aşağıda bir haberin çevirisi var. Bu haber üzerinden Türkiye turizminin falına bakalım. Riskleri ve olasılıkları hesaplayıp geleceği tahmin edelim.

Bakın ‘felaket tellalı’ demek yok ama…

Bu haber www.themoscowtimes.com sitesinden alıntıdır ve Eva Hartog’un analizinin çevirisidir. Ben de bu haber üzerinden bir ölçüde Türkiye turizmini de ilgilendiren bir ‘fal bakacağım’

Siyasi şiddet üzerine yazılmış kitaplara göre bir terör atağı için şu anahtar bileşenlere ihtiyaç vardır; Bir hedef, bir aktör ya da aktörler ve gerekli motivasyon

Güvenlik analistleri, Kremlin’in Suriye’de hava saldırıları başlatma kararının Rusya topraklarında terör atakları riskini yükseltebileceğini söylüyorlar. Bu saldırılar, Rusya ile ilintili ISIS destekçilerinin Moskova’ya karşı harekete geçme motivasyonunu yükseltmiş durumda.

Geçtiğimiz birkaç on yıl boyunca Kuzey Kafkasya’da geniş çaplı süpürme operasyonları yapan Rusya, bu süre zarfında çok sayıda terör atağına maruz kaldı. Son 18 ay içinde güvenlik güçleri terör gruplarını durdurmayı ve dağıtmayı başardı. Bu sayede ölümcül terör ataklarının önü kesildi.

The Moscow Times’a konuşan Rusya Özel Kuvvetleri Birliği Alfa Veteranlarından Sergei Goncharov “ İslamcılar, Cihatçılar ve Fanatik Müslümanlar Rusya’nın Suriye’deki sürece müdahil olmasından hiç memnun değiller ve yakın gelecekte bu müdahaleye cevap niteliğinde hareketler için hazırlanabilirler.

Rusya Savunma Bakanlığından Pazartesi günü yapılan açıklamada savaş uçaklarının Pazar günü 24 saatte 25 sorti yaptığını ve dokuz ISIS hedefinin vurulduğu belirtildi.

Reuters’in haberine göre, İngiltere’ de bulunan Suriye İnsan Hakları Gözleme Kuruluşu, Rusya’nın Çarşamba günü gerçekleşen hava saldırılarında, çoğu ISIS militanı olmak üzere, 14 savaşçının öldürüldüğünü açıkladı.

Misilleme tehdidi yeni bir şey değil. Rusya’nın Suriye’ye devasa silah yığınağından önce de ISIS Rusya’yı düşman olarak görüyordu.

Geçtiğimiz yılın Eylül ayında, Suriye’nin Rakka kentindeki bir askeri üste, Rus üretimi bir MİG uçağını ele geçirdiklerini iddia eden ISIS militanları Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e savaş ilan etmişlerdi.

Bir militanın “ Bu mesaj sana Vladimir Putin! Bunlar senin Suriye Devlet Başkanı Bashar Esad’a gönderdiğin uçaklar. Biz de bunları sana iade edeceğiz. Bunu unutma!” diyerek kaydettiği video aynı dönemde Youtube’a yüklenmişti.

O zamanlar sadece bir tehdit olarak kalan bu seslenişin, Suriye’deki hava saldırılarından sonra eyleme dönüşmesi riskinin arttığı ifade ediliyor.

Kendi evinde gelişen tehlike

Rusya Federal Güvenlik Servisi Başkan Yardımcısı Sergei Smirnov geçen ay yaptığı açıklamada, Rusya’nın güneyinde, Müslüman ağırlıklı bölgeler olan Çeçenya ve Dağıstan’dan 2.400 kadar Rus vatandaşının Suriye’de ISIS militanları ile birlikte savaştıkları bilgisini verdi.

Moskova’daki bütün büyük terör atakları, ki bunların arasında 2002 yılındaki Nord Ost Tiyatrosu Rehine Krizi, 2010 yılındaki İkiz Metro bombalamaları var, bu coğrafyadan gelen teröristler tarafından gerçekleştirildi.

Harvard Üniversitesi Politika Think Tank kuruluşu Belfer Bilim ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi uzmanı Simon Saradzhyan “Bu insanlar Orta Doğu’ya odaklanmışken Rusya daha güvenli” diyor. “ Orada oldukları sürece Rusya’da terör riski en düşük seviyeye iner. Rusya o bölgede ne kadar çok militanı imha ederse, o kadar az sayıda terörist geri döner”

Carnegie Moskova Merkezi’nden analist Alexei Malashenko ise Orta Asya ve Rusya’dan ISIS’e katılan militan sayısının yaklaşık 7000 olduğunu ve bunların yüzlercesinin zaten Rusya’ya geri döndüğünü belirtiyor.

Suriye’deki hava saldırıları başladığından bu yana Rus hükümeti ülkede güvenlik seviyesini maksimuma yükseltti.

Başkanlık sözcüsü Dmitry Peskov Perşembe günü yaptığı açıklamada, Ülkenin Ulusal Anti Terörizm Komitesinin, Özel Güvenlik Kuvvetlerinin ve FSB’nin en yüksek uyarı kapasitesi ile çalıştığını belirtti. Devlet Ajansı RIA Novosti’ye bir basın açıklaması yapan Peskov terör ataklarını önlemek üzere aralıksız operasyonlar yapıldığını söyledi.

Teröristler genellikle sembolik hedefleri vurmak için çabalıyorlar. En büyük amaçları olabildiğince güçlü bir medya fırtınası yaratabilmek… Geçmişte, çocuklar dahil, yüzlerce rehine aldılar, koordine edilmiş hedeflerle kadın suikast bombacıları gönderdiler. Kuzey Kafkasya dışında, genellikle yerli ve yabancı medyanın yoğunlaştığı Moskova’ya saldırıları daha da yoğun olarak gerçekleştirdiler.

Malashenko zamanını kestiremedikleri bir terör atağı beklediklerini, bunun büyük olasılıkla Moskova’da olacağını ve geçmiştekilerle benzer bir yöntem olacağını belirtiyor.

Müzakere yok!

Bundan önceki saldırılar öncelikle Rusya’nın Kuzey Kafkasya’daki elini zorlaştırmayı amaçlıyordu. Bütün şiddetine rağmen Rusya hükümetinin Çeçen ayrılıkçılara ve Kuzey Kafkasya’da yer altı radikal Müslümanlara dönük politikalarını değiştirmesini sağlayacak kadar etkili olmadı.

Terör grupları sık sık Rusya dışında da hedeflere yöneldiler. Örneğin, 2004 yılında, El Kaide’den ilham alan terörist grup, İspanya’nın Irak’taki Amerikan askeri varlığına destek vermekten vazgeçirmek için Madrid’de banliyö trenlerini bombalamıştı.

Rusya, teröristlerle müzakere noktasında karmaşık kayıtlara sahip görünüyor. Stavropol bölgesinde, 1995 yılındaki Budyonnovsk rehine saldırısı Birinci Çeçenistan Savaşı’nda bir dönüm noktası oldu. Bu rehine saldırısı Kremlin’i müzakere masasına dönüşe zorladı.

Ama, 2000 yılında Putin’in direksiyona geçmesi ile birlikte, teröristler ile müzakereyi reddeden ve asla taviz vermeyen bir politika devreye girdi.

2004 yılında, Beslan’da okul baskını ve ardından rehin almalar dile bütün Dünya’yı şok ederken, Putin yine geri adım atmadı ve Çeçenlere teslim olmayı reddetti. Yarıdan çoğu çocuk olan 350 rehine öldürüldü, ama terör istediğini alamadı.

Saradzhyan İSIS’in Rusya topraklarında başarılı terör saldırıları gerçekleştirmesinin bile Suriye politikasını değiştirmeye yetmeyeceğini söylüyor.

Geçmişten gelen tehdit

Bir çok analist hava saldırılarının kısa zamanda terör ataklarına yol açabileceğine ihtimal vermiyor. Ama Rusya’nın Suriye macerasının uzun süreli bir çatışmaya evrilmesi halinde tehlike büyüyebilir.

Rusya’nın hava saldırılarının düşmanlarının bir kısmını yok etmesi mümkündür. Ama yeni düşmanlar yaratmayacağını kim bilebilir. Batılı liderler Rusya’nın hava saldırılarında sadece İSİD’i değil, aynı zamanda ABD tarafından desteklenen Özgür Suriye Ordusunu da hedeflediğini defalarca seslendirdiler.

“Ateş hattını genişleterek ılımlı grupları da hedefe yerleştirmek Rusya’ya yeni dostlar kazandırmayacak. Bölgede yeni düşmanlık tohumlarının ekilmesine neden olacak” diyen Saradzhyan Rusya’nın atakları nedeniyle gelecekte intikam duygularını tetikleyecek olan şikayetlerin hızla artacağı tahmininde bulundu.

Orta Doğu uzmanı Yury Barmin de Suriye’de, Şam ve çevresinde yaşayan askeri uzmanlar ve sivillerin de terör hedefi olabileceğine vurgu yapıyor.

“ Rusya’nın Suriye krizine müdahil olması Suriye’nin Akdeniz kıyılarında yaşayan Ortodoks Hristiyanlar için de risk oluşturabilir”

Rusya Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill geçtiğimiz hafta kamuoyuna bir açıklama yaptı ve hava saldırılarını savundu. Moskova Patrikhanesi sözcüsü Vsevolod Chaplin de Suriye’de teröre karşı mücadeleyi ‘Kutsal Savaş’ olarak tanımladı.

Körfez Ülkeleri Analisti Theodore Karasik de The Moscow Times’ın konu ile ilgili sorusuna, “Rusya Ortodoks Kilisesinin Suriye operasyonuna destek vermesi aşırı unsurların daha da hırslanmalarına neden olacaktır” diye cevap verdi.



7 Ekim 2015 Çarşamba

Treni kaçırmayın! İş Dünyası Tamamen Değişiyor II

Hazır mısınız?

Y kuşağını, işlerinizi yönetmesi için nasıl hazırlamalısınız?

Hiçbir şey sonsuz değil. Baby Boomers denilen kuşak emekli oluyor. X kuşağı şimdilerde kurumsal piramidin tepesine yükseldi. Şimdi 1980-1995 arası doğanların oluşturduğu Y kuşağı iş gücüne katıldı. Onların işgücüne katılması da bilinen çalışma yöntemlerine karşı bir meydan okuma olarak gerçekleşiyor.

Şimdi, kuruluşlar, geleneksel yapılanmalara karşı bir meydan okuma ile gelen Y kuşağı ile etkili bir operasyon için olması gereken sistemler arasında bir denge kurmak zorundalar.

Karlılıkları sürdürmek ve rekabette ayakta kalmak için şirketler çalışan beklentileri ile işletmenin gereklilikleri arasında bir optimum denge sağlamalılar. Zira, bu gün geleneksel iş yapma yöntemlerine karşı asiler olarak görülseler de, Y kuşağı yarının liderleri olacak.

Yetenekleri tavlama yarışını kazanın

Eğer en yetenekliler için küresel yarışta kazanmak istiyorsanız, şimdi harekete geçmelisiniz. Y kuşağının işgücü içinde baskın kuşak olacağı güne kadar beklemeniz size yarışı kaybettirecektir. Şimdi harekete geçin. Esnek işyerleri yaratın, en parlak ve en başarılı olanları kazanın.

İşyerleri değişmek zorunda

Y kuşağı işletmelere ne sunabilir?

Yakın bir zamanda Y kuşağı işgücünün baskın kuşağı olacak. Onlardan maksimum yararı sağlamak isteyen işverenler olabildiğince çabuk değişmek zorundalar. Sonraki kuşakların da işgücü pazarına girmesi ile Y kuşağının getirdiği trendler daha da güçlenecek.

Bu kuşağın, işverenlerinden tamamen yeni beklenti paketi var. Bu beklentide, onların sosyal medya ve akıllı telefonların egemen olduğu bir Dünya’da büyümüş olmalarının etkisi çok yüksek. Bütün bunların olduğu dönemde Dünya küresel durgunluk ve finansal krizler ile boğuşmasına rağmen elbette.

Y kuşağı çalışanları, dijital dünyayı evleri gibi kabul ediyorlar. Bu sayede birçok işverenin kendilerine sağlayamayacağı kadar çok bilgiye ulaşabiliyorlar.

Eski tarz işyerleri onlar için birer esir kampı

Artık mobil teknolojinin kendilerine sağladığı esneklik ve özgürlük Y kuşağının vazgeçilmez tutkusu oldu. Katı kurallar ile yönetilen ve insanların adeta istiflenerek çalıştığı işyerlerine esir kampı gibi bakıyorlar.

Şimdiye kadar Y kuşağı istihdam konusunda ciddi sıkıntılar yaşadı. Ama özellikle Batı’da ekonomik krizin etkilerinin atlatılması oyunun kurallarını değiştiriyor. Hızla yükselmeye olan eğilimleri, artan iş seçenekleri ve sağlıklı iş/yaşam dengesine olan ilgileri nedeniyle işverenler yakın gelecekte başarılı yetenekleri ellerinde tutmakta zorlanabilirler.

Sadece esnek çalışma koşullarına sahip, çekici işyerleri – nerede olduğuna bakılmaksızın- en kaliteli çalışanları cezbedecek ve ellerinde tutacak. Buna karşılık bu organizasyonlar yüksek motivasyona sahip, yetenekli çalışanları kapmaya başladılar bile.

Gelecekte, en yetenekli Y kuşağı mensuplarını en yüksek performans ile çalıştırmanın yararlarını şimdiden gören uzak görüşlü organizasyonlar şimdiden bu kuşağın gereksinimlerini karşılayan işyerlerini hazırlamaya başladılar.

Dijital teknolojiyi çocuk oyuncağı gibi kullanıyorlar

Hiper- bağlantılı bir Dünya’da yetişen ve adeta doğuştan dijital özelliklere sahip bu kuşak teknolojiyi çocuk oyuncağı gibi kullanabiliyor. Takım oyununa uyumlular ve müthiş bir işbirliği ile çalışıyorlar. Değişime açıklar, heyecanları yüksek ve sürekli için becerilerini geliştirip kariyerlerinde ileri gitmeyi amaçlıyorlar. Özgüvenlerinin hayli gelişkin ve bağımsız düşünebilme yetenekleri onlara girişimci ruhu sağlıyor. Bütün bunlara bağlı olarak Y kuşağı üyeleri işyerlerinde çok rahatça liderliğe soyunabiliyorlar.

Bütün bu kaliteler işverenler için mükemmel fırsatlar, ama onlardan en yüksek verimi alabilmek için Y kuşağı çalışanlarının ihtiyaçları ile işin gerektirdikleri arasında doğru dengeyi kurabilmek çok önemli.

Y Kuşağı ne istiyor?

Bu kuşağın hızla değişebilmesi ve her türlü koşula uyum sağlayabilmesinin yanında, teni beceriler edinmeye olan özlemleri işletmelere akıl almaz bir değer katabilir.

Bu noktada çok dikkatli olmak gerekir. Bu değişebilme ve uyum sağlama yeteneği aynı zamanda onların esnek çalışmaya verdikleri önemi de yansıtır. Keskin organizasyonel yapılar, katı çalışma pratikleri ve balık istifi misali doldurulmuş ofisler takım çalışması odaklı bu bağımsız kişilikler için tam bir hayal kırıklığı olabilir. Bunun yerine Y kuşağını çekmek isteyen işverenler onlara takım çalışmasını teşvik eden, işbirliği odaklı ve herkesin birbirine kolayca ulaşabildiği işyerleri sunmalılar. Ofis artık zorunlu bir alan olmaktan çıkarılmalı.

Onların önceliği iş/yaşam dengesi

İş/yaşam dengesi Y kuşağının ajandasında ilk sırada yer alıyor. Öyle ki, daha kısa çalışma saatleri için terfiden bile vazgeçmeye hazırlar. Bu kuşaktan, önceki kuşakların sabırla sergilediği işyerine ya da işverene sadakati beklemeyin. Onlar, daha önceki kuşakların tam aksine, daha rahat çalışma koşulları ve mobil çalışma fırsatı bulduklarında çalışmakta oldukları şirketten birkaç saat içinde ayrılabilirler.

Teknoloji bu kuşağın iş ve özel hayatında anahtar role sahip… Tercihleri, geleneksel iletişim araçlarından çok, sosyal medyayı, instant mesajlaşması, blogları ve wikileri kullanmak yönünde. Bu tercihlerini anlamayan kurumsal teknolojinin ve müdürlerin, kendilerini engellediğini düşünebiliyorlar.

Y kuşağı çalışanları kendi yaşamlarını güçlendiren bu teknolojinin aynı zamanda işyerinde de inovasyon ve işbirliğine katkı sağlayacağına inanıyor. İşverenin sunduğu teknolojinin çuvalladığı zamanlarda hiç çekinmeksizin kişisel araçlarını ve teknolojileri kullanabiliyorlar. Bundan da hiçbir şekilde çekinmiyorlar.

İlginçtir, teknoloji üzerinden kendi yaratıcılıklarını geliştirmek isteyen Y kuşağı çalışanları bir süreç başlattılar. İşyerinde kendi ekipmanını kullan! (BYOD). Bu süreç işverenler için belirgin yönetim ve güvenlik risklerini de beraberinde getiriyor.

Peki, işyerlerinin gereksinimleri neler?

Y kuşağı esnek çalışma, en son teknolojiye erişim ve rahat bir iş/yaşam dengesi istiyor, ama işverenler hala organizasyonun hiyerarşik bir yapılanması olmasını istiyor. Güvenlik ve sürekli denetim de işverenlerin olmazsa olmazı.

İş Dünyasının liderleri şunu anlamalılar; esnek ya da uzaktan çalışanlar da en az ofis ortamında çalışanlar kadar başarılı ve üretken. İşin zor tarafı, emeklilik yaşını geçmelerine rağmen çalışmaya devam edenlerin sayısı artıyor ve İnsan Kaynakları yöneticileri hem Y kuşağı hem de diğer jenerasyonlar için üretken bir işyeri ortamı sağlamakta zorlanıyorlar.

Bir başka değerlendirmeye göre, kendilerini teknoloji odaklı olarak düşünen Y kuşağı aslında sadece teknoloji bağımlısı. Buradan çıkarılması gereken sonuç; IT departmanları teknoloji konusunda baskın bir yaklaşım içinde olan çalışanlara karşı dikkatli olmak zorundadır. Bu durum, kurumsal ağlara, servislere ve verilere giren mobil cihazların yaratacağı sayısız tehditler ile durmadan mücadele etmeyi de gerektiriyor.

Doğru dengeyi kurmak

Doğru dengeyi kurmak kolay değil. İşgücünüz içindeki bütün kuşakların ortak paydası olabilecek bir işyeri oluşturmak durumundasınız. Çalışanlarınızın işyerinde ve işyeri dışında üretken ve rasyonel olduklarından emin olmanız gerekir. Bir taraftan da inovasyonu ve işbirliğini sınırlamadan kurumsal verileri güvende tutmak zorundasınız.

Mevcut işyerinizin eksiksiz bir analizini ve değerlendirmesini yaparak hangi değişikliklerin üretimi daha olumlu etkileyeceğini, çalışan tatmini sağlayacağını ve servisi etkili kılacağını anlayabilirsiniz.

İşgücünüzü ve işyerinizi doğru anladığınızda, yapısal organizasyon, işinizin gereksinimleri ve çalışanların otonomi beklentileri arasındaki en doğru dengeyi bulmaya doğru yol alırsınız. İşyerlerinizi değiştirin, çalışanlarınız mutlu ve yaratıcı olsunlar. Artık insan odaklı işyerleri rekabette bir adım önde. Bu keskin yarış hızlanarak devam edecek.

Yararlanılan kaynak: Fujitsu- Workplace is Changing

6 Ekim 2015 Salı

Treni kaçırmayın! İş Dünyası Tamamen Değişiyor I

Önce Y kuşağını tanıyalım

Y kuşağı hakkında neler biliyorsunuz?

Hani şu yeni kuşaklardan her fırsatta yakınıyorsunuz ya;
“ Yahu birkaç hafta önce işe başladı. Dün bıraktı gitti… Anlamadık”
“ Birkaç kuruş fazla veren olduğunda hemen oraya koşuyorlar”
“ Dinlemiyorlar. Kendi bildiklerini uyguluyorlar…”
O kadar basit değil. Olayın arka planı çok farklı… Bu kadar kestirme yargılarla yaklaşırsanız, bu yeni kuşağı anlayamazsınız.

Bu gelen Y kuşağı

Y kuşağı işyerlerini, ofisleri doldurmaya başladı. Bu kuşağı doğru görev tanımları ile çalıştırmak ve en yüksek verimi almak için farklı düşünmek ve davranmak gerekiyor.

Sosyal araştırma uzmanı ve Yazar Michael MCQueen bu alanda yaptığı araştırmalar ve yazdıkları ile çok önemli bir rehberlik yapıyor. Yazdıkları işyerlerinin bu yeni kuşağa hazırlanabilmesi için çok yararlı bilgiler içeriyor.

Kimdir bu Y kuşağı?

Kuşaklar arası geçiş 1980 ve sonrasında doğanlara kadar göreceli bir uyum ve barış içinde gerçekleşti. Bu tarihe kadar bir önceki kuşak kendisinden sonra gelenleri geleneksel bir tolerans ve sevgi ile kucakladı. Yeni gelen neslin kendisinden önce gelenlere yönelik yaklaşımlarını saygı ve anlayış biçimlendirdi.

Bu yumuşak geçişler 1980 sonrası doğan kuşak ile birlikte değişmeye başladı. Daha radikal, keskin tavırları olan bir jenerasyon ile karşılaştık. 1980 ile 1995 arası doğanların oluşturduğu bu kuşağa Y kuşağı deniliyor.


Y kuşağı hakkında bildiğimiz yanlışlar

Michael McQueen Y kuşağı hakkında bilinen yanlışlardan birisinin de tembellik ile ilgili olduğunu vurguluyor. Farklı bir performans algısı olan bu kuşak kendisinden öncekiler gibi hayatının odağına tamamen işi almaktan kaçınıyor.

McQueen, Y kuşağının son derece güçlü bir iş ahlakı olduğuna dikkat çekerken, bu kuşağın bir önceki kuşak kadar işkolik olmadığını ve özel yaşantısına da özen göstererek dengeli bir yaşam kurmaya çaba sarf ettiğini söylüyor.

Öncelikleri bir önceki kuşaktan çok farklı olan Y kuşağı, hırslı ve motive edilmeyi seven ancak anlamlı bir yaşam dengesi kurmaya çalışan insanlardan oluşuyor.

Y kuşağı eline geçen parayı har vurup harman savurmuyor. Bu konuda da yanlış düşüncelere sahibiz. McQueen, bu kuşağın “hayattan zevk alma” anlayışını tüketime yansıtıyor. Ama bu onların savurgan oldukları anlamına gelmiyor. Çok seçici ve hesabını iyi yapan bir tüketici topluluğu olduklarını söyleyebiliriz.

Çok net ve kararlı bir duruşları var

Y kuşağından her sözünüze, her iddianıza koşulsuz onay beklemeyin. Bazen aşırıya kaçsalar da Y kuşağı çok tartışmacı bir kişiliğe sahip. Ama doğru temellerde ve saygının eksik olmadığı bir tartışma tavrı olarak tanımlamak daha doğru olur. Sadece siyah ve beyazı ayırt eden keskin bir tavırları var. En belirgin özellikleri merak… En çok sevdikleri soru ise ‘Neden’ Haklarını bilen ve otoriteye boyun eğmeyen bu kuşak, ilgisiz veya adaletsiz olan ile mücadele etmeyi biliyor. McQueen’e göre Y kuşağı gerçeğin mutlak olmadığı ve göreceli olduğu felsefesini taşıyor.

Benciller mi?

Y kuşağının bencil olduğunu söylemek haksızlık olur. Y kuşağının diğer kuşaklara göre daha sorgulayıcı olması onların bencil olduklarını göstermez. “Aksine farkındalık sahibi olan bu kuşağın gönüllü işlere daha fazla zaman ayırdığı ve bir şeyleri değiştirmek için çabaladığı gerçeğini inkar edemeyiz” diyor McQueen.

Y kuşağı hep bir önceki kuşak tarafından saygısız olarak tanımlanıyor; ancak bu da doğru değil. Haddini fazlasıyla bilen Y kuşağı saygı göstermeden önce saygının kazanılması gerektiğini düşünüyor ve bu felsefeyle hareket ediyor.

Kibirliler mi?

Sosyal Araştırmacı ve yazar Michael McQueen Y kuşağında ilk bakışta göze çarpan bir kibrin bizi yanıltabileceğini söylüyor. Y kuşağı insanlarının çoğunlukla şikayet eden ve dünyanın kolay olmadığı gerçeğini gören insanlardan oluştuğunu belirtiyor.

McQueen, bu kuşağın değişime ayak uydurması, inovatif olması, teknolojiyle iç içe olmasından ötürü dünyayla ve insanlarla doğal bir etkileşim içinde olduklarına inanıyor. Onların bu şeffaflığı nedeniyle Facebook ve Twitter gibi ağların bu kadar hayatımıza hakim olma şansı bulabildiler.

Şimdilerde X kuşağından gelen kişilerin yönetici olduğu iş dünyası, bu kuşağı anlamakta sıkıntı çekebiliyor. McQueen, bu sıkıntının sebeplerini doğru bilinen yanlışlara bağlarken, Y kuşağının gerçekten bugünün patronlarını zorlayıcı özelliklerinin de altını çiziyor. Bu özelliklerden biri de bu kuşağa mensup kişilerin “güvenilir” olmaması. Geleceği aslında çok da iyi planlayamayan Y kuşağı için gelecek; seçeneklerle dolu bilinmeyen bir dünyayı yansıtıyor. McQueen’e göre zaten Y kuşağı insanlarının yapacakları işler de henüz ortada değil.

Y kuşağından itaat beklemeyin!

Y kuşağının kendilerini çok beğenmesi önceki kuşaklara ters geliyor. Bu nedenle onları itici buluyorlar. Kendisi ile ilgili mükemmeliyet algısı bu kadar güçlü olunca eleştiriyi kabullenmekte de zorlanıyorlar. Kendilerini çok becerikli olarak kabul ediyorlar.

Kötü bir huy aramamız gerekirse, ilk göze çarpan çok sabırsız olmaları. Zor olan karşısında dayanma ve mücadele gücü yeterli değil. Hiç uğraşmadan çok ‘tatlı’ bir hayatları olsun istiyorlar. Ancak hayatın çok da kolay olmadığı gerçeği ile yüzleşince depresyon, anksiyate, panik atak gibi sorunları sıklıkla yaşıyorlar. Bugün en yaygın hastalığının depresyon olması da bundan kaynaklanıyor.

Bu sorunların çözümünde,  Y kuşağından çalışanlara sahip olan yöneticilere büyük iş düşüyor. Onları hayatın heyecanlarla dolu olduğunu anlatarak sürekli motive etmek gerekiyor. Yöneticilere, onları oldukları gibi kabul etmesi gerektiğini salık veren McQueen, “Çalışma saatlerinde esneklik ve rahat bir çalışma ortamı sağlayarak sonuç odaklı çalışmaya önem verilmeli” diyor.

McQueen motivasyon konusunda bir sorunu olmayan ve haksızlık karşısında pes etmeyen bu kuşağı itaat cenderesine sokmanın çok zor olduğunu söylüyor. Çabalarının karşılığında teşekkür ve değer verilmeyi bekleyen bu kuşaktan en yüksek sadakati sağlayabilmek için onların özgürlük anlayışı ile sizin katı yapınız arasında tatlı bir denge kurmanız gerekir. Y kuşağı yaratıcılığı ve gelişimci yaklaşımı engelleyen yapılara uzun süre dayanamaz. Geleceğinizi bu insanlar ile kuracaksanız, ki doğrusu da budur, insan kaynakları stratejinizi bu insanların beklentilerine göre değiştirin.


Yararlanılan Kaynak: Ezgi Güler- http://www.bilgicagi.com

4 Ekim 2015 Pazar

İngiliz tatilciler Müslüman Ülkeleri Boykot Ediyor

İngiliz tatilciler İslam Ülkelerini aktif olarak boykot ediyor

Seyahat araştırmaları şirketi Travelzoo tarafından yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre her dört İngiliz tatilciden üç tanesi İslam ülkelerini aktif olarak boykot ediyor. Bu eğilimi tetikleyen en önemli faktör ise yaşanan terör saldırıları…

Yine aynı oranda İngiliz Kanal ve Eurostar ile seyahat etmeyi bırakmış. Bunun nedeni de son birkaç ayda yaşanan göçmen dalgaları.

Araştırmaya katılanların yarıdan fazlası terörizm ve göçmen dalgalarının deniz aşırı tatil planlarını ertelemelerine neden olduğunu söylüyor.

Katılımcıların yarısı özellikle Tunus’taki son terör saldırısından sonra ülke dışında bir tatili bir daha asla düşünmeyeceğini belirtiyor.

Bournemouth Üniversitesi’nden Risk ve Turizm akademisyeni Yeganeh Morakabati araştırma ile ilgili olarak yaptığı açıklamada; “ Eğer Britanya’da serin ve nemli bir yaz yaşanıyorsa, ılıman bir yerde tatil yapmaktan bizi hiçbir şey alıkoyamaz. Ama bu yaz yaşanan kimi olaylar tatil destinasyonu seçmek için araştırma yapan Biritanyalı turistlerin tercihlerine önemli bir etki yaptı. Araştırma sonuçlarından edindiğimiz verilere göre, risk algısının şimdiki seviyeleri belirsizliği arttırdı ve bu da korkuya bir açık kapı bıraktı”.
                         
Araştırmaya katılanların yaklaşık yüzde 54’ü kafasının karışık olduğunu belirtiyor ve Dünyada hangi bölgenin tatil için güvenli olduğunu bilemediğini söylüyor. Önemli bir bölüm ise artık Dışişleri Bakanlığının risk ve tehlike uyarılarını bile takip etmekten yorulduklarını kabul ediyor. 

Travelzoo sözcüsü Louise Hodges ise yaptığı açıklamada, politik ve sosyal alanlarda yaşanan turbulansların ardından İngiliz tatilci için güvenlik ve huzur birinci derecede öncelikli bir sorun haline geldi. İnsanlar 2015’in geri kalan bölümünde ve 2016’da nereye tatile gideceklerine karar veremiyor.

Dışİşleri Bakanlığının websitesi şimdi Britanyalıların yüzde 70’inin tatil destinasyonu seçmeden önce mutlaka baktıkları bir referans kaynağı haline geldi.

Kışın güneş görmek isteyen İngilizlerin tipik tercihi genellikle Kanarya Adaları ya da Kuzey Afrika olmuştur. Bunun en büyük nedenlerinin başında kesinlikle bir kötü sürprize açık olmayan sıcak iklim ve kısa uçuş mesafesidir. 2015 kış ayları için Kanarya Adaları yine açık ara önde bir seçenek olarak görünüyor. Gelgelelim artık insanlar Kuzey Afrika’yı net bir tavır ile boykot ediyorlar. Kuzey Afrika seçeneğinin yerini daha güvenli ve İslami olmayan destinasyonlar almış durumda. Bu yıl yaşananlardan sonra İslami ülkeler her bir Britanyalı için potansiyel risk olarak algılanıyor.

Travelzoo çalışmasında Kanarya Adaları, Karaipler, Avustralya bu kış güneş arayan Britanyalılar için öne çıkan tatil seçenekleri olarak kabul ediliyor. Gelecek 12 aylık tatil tercihleri konusunda ise, Britanyalılar en çok İtalya, İspanya Fransa, Portekiz ve ABD’ye güven duyuyorlar.

Tatilciler ve seyahat acenteleri ile yapılan çalışma sonrasında, Travelzoo raporunda, İngilizler için güvensiz olarak tanımlanan ülkeler; Tunus, Fas, Mısır, Yunanistan ve Tayland. Kaldı ki yakın zamana kadar bu ülkeler İngilizlerin en popüler tatil bölgeleriydi. Yaz aylarında terör saldırıları ile sarsılan Tunus, ankete katılanların yüzde 1’inden daha düşük bir parçasının tatil tercihi arasında yer alıyor. Seyahat yasağı kaldırılsa bile İngilizlerin neredeyse tamamı bu ülkeye tatile gitmeyeceğini söylüyor.

Avrupa’da ırk ve din temelinde fanatizm güçleniyor. Fanatikler kendi ülkelerindeki Müslüman ve özellikle de Orta Doğulu ya da Kuzey Afrikalı azınlıklara düşmanca bakmaya başladılar. Bunun bir adım ilerisi tatil gibi sosyal davranışları da bu fanatizmin ve ayrımcılığın etkilemesi olacaktır. Avrupalılar İslam ülkelerini tehlikeli/düşman olarak görmeye başladıklarında işler sarpa saracak.

Gelecek yılları şimdiden okuyup önlem almak gerekiyor.

Nasıl?

Bunu da bir yazıda paylaşayım.

Haber kaynağı www.travelmole.com




2 Ekim 2015 Cuma

Otel Pazarlamasında Youtube Nasıl Kullanılır?

www.socialhospitality.com sitesinden çeviridir

Geçtiğimiz yıllarda hazırlanan Otelcilik Sektörü Pazarlama Ölçümlemeleri İndeksi raporunda, seyahat edenlerin otel seçimi yaparken dikkat ettikleri en önemli etkenin coğrafi bölge olduğu saptanmıştı.

Reklam yöneticilerinin bu konuda yaptığı iş klasiktir. Soğuk iklimde yaşayan insanları çekmek için, Otelin broşürüne ya da websayfasına güneşli bir sahil görseli koymak ve adres belirtmek. Ama, sıkıcı olmayan uzunlukta bir videoda güneşli bir sahilde oynayan mutlu çocukları göstermek daha toptan ve kesin bir çözümdür.

2013 yılında BrightRoll şirketi tarafından yapılan bir araştırmaya göre pazarlama yöneticilerinin yüzde 75’i online video pazarlamasının TV reklamlarından daha etkili olduğunu kabul ediyor..Video reklamları için ideal platform ise Youtube.

Oteller her ay bir milyar tekil kullanıcının ziyaret ettiği Youtube hem satışlarını arttırmak, hem de marka bilinirliğini yaygınlaştırmak için kullanılabilir. İşte pazarlama yöneticilerine Youtube kampanyalarını başlatmak için üç öneri;

Video turları

Otelcilik pazarlama şirketi Lodging Interactive tarafından yapılan bir araştırmaya göre, müşterilerin yüzde 67’si otel ile ilgili bir sanal tur yaptıktan sonra hemen rezervasyon yaptırmak istiyor. Ama buradan, sıradan bir tanıtım videosunun patlama yaratacağı, renksiz, ruhsuz bir sanal turun insanları çekeceği gibi bir sonuç çıkmamalı. Eğlenceli, ilgi uyandıran, bilgilendirici bir içerik ile desteklenen videolar emsallerine göre daha etkili sonuçlar sağlar.

Videoları izleyenlerin dikkatini çekmek için etkili bir yöntem 360 derece panoramik çekimler yapmak. Eskiden, bu tür videolar çekmek için pahalı ekipman gerekir ve editlenmesi saatler sürerdi. Şimdi işler kolaylaştı. Akıllı telefon kameraları basit eklentilerle ya da uygulamalarla bu işi yapabiliyor. Bu geniş açılı görüntüler odanın ortasından çekiliyor ve banyodan yatağa kadar, içerideki her şeyi gösterecek şekilde bir tam dönüş ile tamamlanıyor.

Panoramik videolar yaratmak için basit bir konsept var; bir kaç çekimi üst üste yapmak ve daha sonra bunları birbirine eklemek. BU çalışmayı bir profesyonele yaptırmak daha etkili ve yaratıcı sonuçlar üretebilir.

Anahtar Sözcükler ve Başlıklar

Çok özel ve etkili bir video hazırlarsanız bile, eğer olası müşteriler videonuzu bulamazlar ise, unutun gitsin. Bütün videolarınızı websitenize linkleyebilirsiniz, ama şehrinize gelen ziyaretçiler büyük olasılıkla arama motorlarından ya da youtube’dan kentinizdeki etkinlikle ile ilgili fotoğraf ve video arayacaktır. Bu nedenle anahtar sözcükler çok önemlidir.

Videolarınıza hangi başlıkları koyacağınızı kararlaştırmak için Google Anahtar Sözcük Planlayıcıyı kullanın. Bu araç size kimi sözcüklerin arama motoru performansı hakkında bir fikir verir. Bu sözcüklerin aramalarda nasıl etkili olacağını öğrenmiş olursunuz. Markanız, cadde ve posta kodunun yanında, ek etiketler kullanarak şehir de yazabilirsiniz.

Video tanımlamalarınızı olabildiğince ayrıntılı yapın. Eğer videoda, bir single odanın karşısında bir süit odayı gösteriyorsanız, bunun açık olarak tanımlandığından emin olun. Oda servisinden, medya imkanlarından, ulaşım seçeneklerinden bahsedin. Oteliniz ile ilgili enformasyon websitenize linkleri, sosyal medya kanallarınızı, var ise çağrı merkezi numaralarınızı da içermeli. Videonuza gelen yorumlara ve özellikle olumsuz olanlara mutlaka makul cevaplar verin. Makul –ve olumlu- cevaplar müşteri nezdinde saygı ve güven uyandıran jestlerdir. Rezervasyon olasılığını yükseltir.

Her İhtimale Karşı

Youtube güvenilir bir platformdur. İnternetin en etkili arama motoru Google tarafından desteklenmektedir. Ama her ihtimale karşı bütün çalışmalarınızın bir back up’ını alın. Olası aksiliklere karşı bu videolarınızı tekrar yayına almanız için en ideal çözüm budur. En iyisi bir cloud back up sistemi kullanmaktır. Bütün ekibiniz dosyalara en kestirme yoldan bu şekilde ulaşabilir. Arama motoru optimizasyonunu yükseltmek için videolarınızı Flickr, Veoh gibi farklı platformlara da yükleyin.

Cisco 2018 yılında internet trafiğinin yaklaşık yüzde 80’inin video formunda olacağını öngörüyor. Bu süreç iş odaklı otelciler için bir uyarı olmalı. Devir marketing için videoyu etkili biçimde kullanma devridir.


1 Ekim 2015 Perşembe

Otel Çalışanlarımızı Nasıl Gözlemleriz?

Steve DiGioia’dan çeviridir.

Birkaç yeni çalışanı işe başlattınız.

Aralarında barmenler, garsonlar ve resepsiyonistler, mutfak çalışanları var.

Peki bir sonraki adım? Geleneksel eğitim programlarınıza aldınız. Hemen ardından da sahaya sürdünüz. Şimdi kendi insiyatifleri ile baş başalar.

Biliyorsunuz ki saygı duyulacak bir iş çıkartıyorlar. Daha da iyi olacaklar. Artık boş olan pozisyonlar doludur, siz de bir sonraki sorun ile ilgilenebilirsiniz.

Tamam da, bu yeni çalışanı mesaisinde nasıl gözlemliyorsunuz?

Samimi olarak soralım, çalışanlarınızın herhangi birisini mesai sırasında nasıl gözlemliyorsunuz? Çalışanlarınızı değerlendirmek için hangi süreçleri kullanıyorsunuz?

Esasında, her bir çalışanınız eksiksiz olarak en üst seviyede performans sergilemeden istikrarlı bir üstün misafir hizmeti sunmanız çok zor. Ama herhangi bir çalışanımızın olması gereken seviyede çalıştığını nasıl anlarız?

Bir departmanda çalışanların değerlendirilmesi ve gözlemlenmesi için iki temel yöntem vardır. Ne acıdır ki birçok yönetici sorunlar ortaya çıkana kadar bu konuda hiçbir adım atmaz ve beklemeyi tercih eder.

Birinci Süreç: 30-60 günlük değerlendirme programı

Çalışanınızın işinde ne kadar başarılı olduğunu ölçmek için sistematik bir programınız olmalı.

Çalışanınız işe zamanında geliyor mu?

Çalışanınız görüntüsü ile gurur veren bir profile sahip mi ve üniforma kodlarına aksamadan uyuyor mu?

Çalışanınız mesleğinde kendisini geliştirmek için üstlerine sorular soruyor mu?

Olması gereken zamanlarda ve özellikle misafir memnuniyeti konusunda insiyatif kullanmaya eğilimi var mı?

Çalışanınız kendisi ile birlikte çalışan ekip arkadaşları ile uyumlu mu?

Departman standartlarınızı öğrenmiş mi?

İşinde organize bir performans sergiliyor mu?

İkinci süreç: Çalışanınızı izleyin

Pozisyonumuz ne olursa olsun, bir müdür olarak halen yapılacaklar listesi ile dolu bir ajandamız var. Tamamlanması gereken projeler, takip edilmesi gereken bir bütçe, uyarlanması gereken bir forecast, maaşlar vb…

Bu liste daha da çoğaltılabilir. Ama kendinize bir sorun lütfen, en son ne zaman sahaya çıktınız ve kafanızda başka hiçbir şey olmadan sadece bir çalışanınızı seyrettiniz? Bundan ne öğrenilebilir?

Örneğin:

Bir rezervasyon şefi olarak en son ne zaman bir müşteri gibi çağrı merkezini aradınız ve bir rezervasyon yaptırmak için görüştünüz? Eğer bunu yaptınız ise, o konuşmadan ne gibi sonuçlar çıkardınız?

 

Bir restoran şefi olarak bir gün gidip restoranın bir köşesine oturdunuz mu?

Bir yandan da garsonlarınızın, barmenlerinizin, komilerinizin konuklarınız ile nasıl iletişim kurduklarını izlediniz mi?

Lobinin kuytu bir köşesinden misafir ilişkileri görevlilerinizin, hosteslerinizin insanları nasıl karşıladıklarını takip ettiniz mi?

Bu avantajlı noktadan çalışanlarınız ile ilgili farklı bir perspektif kazanmak ister misiniz?

Bir Housekeeper olarak en son ne zaman, oteliniz tamamen dolu olduğunda ve bir de büyük bir düğün varken lobiyi, salonları, genel alanları ve birkaç misafir odasını incelikle gözlemleyerek gezdiniz?

Bunları belki parça parça yaptınız, ama hepsini bir akşama sığdırmamış olabilirsiniz.

Yapsaydınız neler görecektiniz?

Acaba mutfak şefi her gün depoları, soğuk odaları, koltuk altı ambarlarını dolaşıp gıdaların nasıl istiflendiğini kontrol ediyor mudur?

Acaba şefler mutfaklarını hem sabahın çok erken saatlerinde, hem de akşam sona yakın inceden inceye gözlemliyor mudur?

Bir akşam büfesi telaşında ortalığın ne halde olduğuna bakıyor mudur?

Kahvaltı, öğle ve akşam yemeklerinin saatleri dışındaki zamanlarda kısımlara ani baskınlar yapıp aşçılarının nelerle meşgul olduklarını gözlemliyor mudur?

Bir yönetici olarak çalışanlarımızın başarılı olmaları için gereken her ekipmanı temin etmeliyiz. Klasik eğitimler, üniformalar, ekipman da yeterli olmaz.

Gözümüz sürekli olarak çalışanlarımızın üzerinde olmalı. Süreçleri takip etmeliyiz. Bu sayede olası aksilikleri önceden kestirir, önlem alma şansı buluruz.

Unutma: Bir Yönetici olarak bizimle ilgili hükümler hayata geçirdiğimiz aksiyonlar ve çalışanlarımızın performansı üzerinden verilir. Onların olabileceklerinin en iyisi olmaları için herşeyi yapın ve en doğal hakkınız olan mutlu misafir alkışını da duyun.

http://www.hospitalitynet.org/news/4064225.html