Marka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Marka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2020 Cuma

Yeni Dünya- Yeni Turist- Yeni Seyahat


Bu yazı, şu kritik zamanlarda, yaşanmakta olan felaket karşısında, doğru soruları gündeme getirmeyi amaçlamaktadır. Doğru cevap için doğru soru sormak gerekir. Bunun için de yaşanmakta olan belirsizliği sakin ve bilimsel olarak analiz etmeliyiz.
Süreci analiz ederken kafamızdan atmamız gereken birkaç husus var.
Aşırı iyimserlik..
Aşırı heyecan..
Kötümserlik..
Bencillik..
Şartlanmışlık..

Bunların şehvetine kapılmamak gerekir

***

Gelişmelerin ne tarafa doğru yöneleceği gelecek birkaç hafta yaşanacaklara bağlı. Ülkelerin ve AB’nin dış politika hassasiyetleri bu konuda büyük rol oynayacak.
Ama bir soru var ki, hiç kimse sormaya da, objektif bir cevap vermeye de cesaret edemiyor.
İster Türkiye olsun, ister Dünya.  İnsanlar tatile çıkmak ile ilgili çok hassas bir dengedeler.
Bir tarafta özledikleri tatil… Yürekten istiyorlar. Açıkçası deniz ve güneş için yanıp tutuşuyorlar. Ama hemen bir soru geliyor akıllara; “ Ben orada güvende olacak mıyım? Ya birisinden virüs kaparsam? “
Şu geçen birkaç ayda kaybolan Tüketici Güveni nasıl kazanılacak?
İnsanlar, uçaklarda, otobüslerde seyahate nasıl ikna edilecek?
İşte hassas dengesizlik de tam burada..
Turizm sektörü enerjisini bu konuda sağlam, güvenilir mesajlar vermeye yoğunlaştırmalıdır

***
Avrupa’da da biraz sıkıntı var

Şalterlerin indiği bu durgunluk zamanlarında her ülke, turizm hareketinin içeride kalmasını istiyor. Avrupa Birliği ise, turisti hiç olmazsa birlik sınırlarında tutmak niyetinde..
İki İspanyol Profesör Avrupa Birliğine bu konuda bir çalışma sundu. Tasarladıkları plana göre, Avrupa Birliği haritası yeşil ve kırmızı alanlara bölünecek.
Birlik üyesi ülkelerin tatilcileri haritada belirlenen yeşil alanlara yönlendirilecek. Böyle bir girişim karara bağlanırsa, AB üyesi ülkelerin tatilcilerinin, sınırlar dışına çıkması zorlaşacak.
Özellikle Almanya’ya baktığımızda, önerilen destinasyonlar arasına Türkiye’nin de dahil edilmesini isteyenler ile bu konudaki tutucular arasında ciddi bir kavga görüyoruz.

***
Pandemi sonrasındaki aşırı rekabetçi piyasalar

Aşırı rekabet ortamı ülkeler ve oteller arasında çok agresif mücadeleleri tetikleyecek. Bu gerçekliği baştan kabul etmek ve buna göre bir strateji belirlemek gerekecek.
Doluluklar etkili bir operasyon için yeterli olmayacak. Her otel müşteri avına çıkacak. Kurumsal pazarlar, gruplar ve MICE uzun bir süre komada kalacak.

***
Böyle bir gelişmeye karşı alternatif kaynak iç Pazar olacak.

Bu durumda aşağıdaki önerileri dikkate almakta yarar var.
-      Müşteri ile iletişimin önemi
-      Rezervasyon aşamasında taleplere karşı anlayışlı ve esnek olmak
-      Bütün yerel segmentlerin gereksinimlerini önceden tahmin etmek
-      Salgın, işletmelerinizi yeni tatilci segmentlerine açmak için bir fırsattır.
-      Repeat misafirlerinize özel bir sayfa açın

***
Geriye iç Pazar kalıyor

İlk işiniz sektör olarak bir fiyat savaşından uzak kalmak olmalıdır. Bu savaş, sektörü uzun yıllar etkileyecek bir hırpalanmaya sürükler.
Hesabınızı iyi yapın. Teknolojiyi iyi kullanın. Çalışan ekiplerinize, yeni normalin zorluklarını anlatın. Bu güne kadar devam eden görev tanımlarını ve mesai anlayışını bir tarafa bırakmak gerektiğini anlatın.
Gemi su alıyorsa ve batma riski varsa, artık orada suyu kimin boşaltacağı sorusu çok anlamsız kalır. Eli tutan herkes kovayı alıp işe koyulmalıdır.
Kendi içinizdeki yapılanmayı çözdükten sonra gözünüzü pazarlara dikin.
Bundan böyle karşınızda eski müşteri olmayacak. Hassasiyetleri çok yüksek bir profil ile karşılaşacaksınız. Beklentileri, korkuları ve öncelikleri ile onu anlamanız gerekecek.

***
Yüksek beklentiler

Tatil zamanları yaklaşıyor ve herkeste bir telaş var. Bunun yanında merak da üst seviyede.
Herkes hayal kuruyor. Gelecek günlerden beklentiler yüksek.
İnsanlar ilk tatillerinde stresten kurtulmak, rahatlamak ve moral bulmak isteyecekler. Bu gerçeklik aslında oteller için büyük bir fırsat anlamına geliyor.
Uzun ve gergin bir bekleyişten sonra ilk tatil olacak. Sade, heyecanlı, keyifli bir tatil deneyimi hazırlayıp sunarsanız, geleceği kazanırsınız.

***
Makul fiyatlandırma

Aşırı fiyat indirimleri doğru bir cevap olmayacaktır. İnsanların ürününüzün gerçek değeri hakkında kafalarının karışmasına izin vermeyin.
İndirimden ziyade, etkili bir hediye ya da jest daha şık olacaktır. Uzun bir aradan sonra tekrar bir araya gelmenin karşılığı olarak bir hediye çok anlamlıdır.

***
Haziran ayının başları

İnsanlar artık yavaş yavaş tatil havasına girecekler. Talep yükselecek. Buna karşılık verebilmek adına kitlesel bir davete girişmek çok akıllıca olmayabilir.
Haziran ayının başlarında mesajınız şu olmalı; “ Sağlıkla kalın, Yakında Görüşmek Üzere”
Marka farkındalığınızı yüksek tutun.

***
Gelelim yeni bakış açısına

Covid-19 sonrasında güç kazanan bir eğilim var.
Turizm sektörü bir bütün olarak bu güne kadarki bütün uygulamaları, kuralları, değerleri bir tarafa bırakıp, yeni bir bakış açısı oluşturmanın peşinde.
Sanki bir tahta sandık içinde yıllardır çalışmadan duran bir saati yeniden kurup kullanmaya hazırlanmak gibi bir niyet bu.
Herkes hijyen protokollerini geliştiriyor. Mobilyalar yeniden düzenleniyor. Daha az ve daha verimli personel ile daha etkili bir operasyon için çalışma modelleri hazırlanıyor.
Hiçbir otelci işlerin çok kısa zamanda eski performansa geleceğini beklemiyor. Bu sürecin aylar değil, belki de birkaç yıl alacağını düşünüyor.

***
Temassız seyahat mi geliyor?

Uzmanlar Pazar araştırmaları sonrasında elde ettikleri bir veriyi paylaşıyorlar.  
Havaalanından Otel resepsiyonuna kadarki yolda temas olmadan seyahat.
Çok keskin temizlik protokollerine rağmen, seyahat boyunca yaşanan çeşitli belgelerin elden ele gezmesi, check in sırasında temas edilen yüzeyler, güvenlik tünelleri, sınırlarda olabilecek kontroller, uçak, bunların hepsi risk olarak görülüyor.
Hem seyahat edenler, hem de çalışanların aynı riske maruz kalacakları düşünülüyor.
Uzmanlar, otomasyonun Coronavirüs sonrasında hızlanarak sektörü domine edeceğini vurguluyorlar. Biyometrik kimlikler çoktan en güçlü çözüm olarak yerini aldı.
Fiziksel parmak izleri ve el tarayıcıları çoktan demode olmaya başladı. Daha bir çok temassız opsiyon da hızla geliştiriliyor.
Bunların içinde temassız parmak izi, gözbebeği ve yüz tanıma da yerini almış durumda.
Temassız veri girişi, beden dili kontrolü, belge taraması ve ses ile kumanda da hızlanarak gelişen teknolojiler.

***
Ama Otelciliğin DNA’sına dokunmamak gerekir

Otelcilik felsefesi insan ile insan arasındaki temas üzerine kuruludur. Oteller insanları bir araya getiren sosyal mekanlardır. Bu misyonu asla akıldan çıkarmamak gerekir.
İnsanlar otellere ‘ high tech ‘ için değil, ‘ high touch’ için gelir.
Yani teknolojiye değil, klasik temasa geliyorlar.
Bu noktada, resepsiyonlara bir plexiglas perde takmanın etkilerini düşünmeliyiz.
Bu önlem büfelerde geçerlidir. Hatta zorunlu olmalıdır.
Ama iş resepsiyona gelince bir soru işareti doğuyor. Otelden içeri adımını atan müşteri, banka veznesi benzeri bir manzara ile mi karşılaşmalı?

***
Odalar operasyonun çok önemli bir parçası olacak

Değişme Oda servisinden başlayabilir. Oteller yeni dönemde bu alana yoğunlaşmalı.
Geçtiğimiz yıllarda, herşey dahil ile birlikte giderek yıldızı sönen bu hizmet otellerin yeni avantajına dönüşecektir.
Müşterinin zamanının büyük bir bölümünü odasında geçirmeyi tercih edeceğini şimdiden düşünmek gerekiyor.
Zaten Dünya çapındaki kapanış öncesinde, Mart ayında açık olan oteller bu patlamayı yaşadılar. Coronavirüs korkusu, otellerde konaklayan müşterileri daha çok oda servisi kullanmaya yöneltti. İnsanlar genel alanlarda bir araya gelmekten kaçındılar.
Gelecek dönemde, ister şehir otelleri olsun, ister tatil otelleri, şunu kabul edelim; müşteriler en başta kahvaltıyı odalarına isteyecekler. Buna diğer yemekler de dahil olabilir.

***
Alınan hijyen önlemleri pazarlama unsuru olmamalı

İnsanlar zaten otele güvenmek için bu önlemlerin alınıyor olmasını talep edecekler. Dolayısı ile bu uygulamaları bir pazarlama mesajına dönüştürmemek gerekir.
Kaldı ki bu hijyen protokollerini insanlara benimsetmek de zor olacak. Evlerinde, aşırı korkular içinde aylarca yaşamış olan insanların, otelde karşılaşacağı aşırı önlemler onları ilk planda itebilir de. Zira onlar evlerindeki o havadan kaçmak için tatile çıkacaklar.
Otel restoranlarında, ellerinde tıbbi eldiven, yüzlerinde cerrahi maskeler ve üstlerinde koruyucu elbiselerle garsonlar görmek ne ölçüde samimi olacaktır?
Otelcilik bu güne kadar müşterinin beklentilerini karşılamak prensibi ile geldi.
Bu günden sonra, bunun yerine, ona bazı hususları dikte etmek ne ölçüde uygun olacaktır?
Ya da bizim onlar adına düşünüp, onlar adına en doğrunun ne olacağına karar vermemiz ne ölçüde anlamlı olacaktır, düşünmek gerekir.

***
Otelleri Hastanelere çevirmek çok büyük risk olur

Yeni sağlık ve güvenlik önlemlerini uyumlu bir biçimde hayata geçirmek aslında tam bir denge meselesi olarak ele alınmalı.
Otelinizi bir hastaneye benzetirseniz, bu sanatın özü kaybolur.
Ama bir başka boyuttan bakarsak da, eğer bu işin standartlarını koruyamazsanız da müşterinin bütün güvenini kaybedersiniz. Doğru akordu bulmak biraz zaman alacak.
Konuklarının güvenliğini sağlayan ve bunu yaparken şefkatli bir iletişimi, profesyonelliği, sakin kalabilmeyi ve doğru liderliği sunabilen markalar kazanacak.
Otel yönetimlerini ve ekipleri yeni dönemin şartlarına hazırlamayan ve onları yeni gerçekler konusunda eğitmeyen markalar sınıfta kalacaklar.

***
Yeni Dünyada farkındalık çok yüksek boyutlara varacak

Otelciliğin tanımını ve çekirdeğini unutmamak gerekir.
Bu meslek misafirin en sıcak bir tarzda karşılanması ve ağırlanmasıdır.
Bu çekirdek tanıma sadakatle bağlı kalmak gerekiyor.
Evet, kapılar açık kalmalı. Evet stresimiz çok yüksek. Evet önümüzde çözümlenmesi gereken çok sorun var. Bu şartlar bizi bir çok cephede rahatsız ediyor. Ama sanatımızın çekirdek değerini kaybetmek bizi daha büyük sorunlarla başbaşa bırakır.
Ümit edelim ki, bu dönem markaları, değerlerini ve kendilerini ayakta tutan kolonları güçlendirir. Yine ümit edelim ki, markalar insanlık için verecekleri güzel mesajlarla da parlamaya başlasınlar. İnsanı gelecek için umutlandırsınlar.
Turizm ekonominin kalbine kan taşıyan ana arterlerden birisidir.
Bütün Dünyada her 10 işten bir tanesini üretir.
Bu itibarla, turizmi daha güçlü, daha anlayışlı, daha duyarlı ve daha anlamlı olarak geri getirmek her seviyede yaşamsal öneme sahip.

5 Eylül 2015 Cumartesi

Artık ‘Pazarlama Olmayan Pazarlama’ Zamanı

Sevgili Dostlar,

Uzun bir aradan sonra bir şeyler karaladım yine. Hemen bir not; yazının 1. Bölümü bana aittir. II. Bölüm ise internette çok etkilendiğim bir siteden alıntıdır. Yazımın en altında da link verdim. Aman bana bir ‘intihalci’ gözü ile bakmayın. Konu çok ilgimi çekti. Bu nedenle böyle bir kombinasyona gittim.

I. ‘Pazarlama olmayan Pazarlama Stratejisi nelerden oluşur?

Pazarlama stratejisi ya da kurumsal strateji, bir şirketin tedarikçileri, müşterileri, rakipleri, işgücü piyasaları ile nasıl bir stratejik etkileşimi olduğu ile ilgilidir. Pazarlama olmayan pazarlama ise bu segmentlerin dışındaki etkileşimlerin toplamıdır. Örneğin: Aktivistler, yasa koyucular, bürokratlar, mahkemeler ve medyalar bu segmente girer. Pazarlama stratejisinden farklı olarak bu insanların karlarını yükseltmek gibi bir çabalarının olabileceğini düşünemezsiniz. Bu segmentlerin amaçları başkadır ve bu nedenle ilişkileriniz de tedarikçileriniz ya da rakipleriniz ile olan ilişkilerinizden çok farklı olacaktır.

O halde, bu segmentin bütün aktörlerini,  şirketinize zarar verebilecek politikaları yürütmemeleri ve tam tersine size yardımcı olacak politikalar üretmeleri için nasıl çalışmalar yapmalısınız?

Bitmek tükenmek bilmeyen reklam ve satış atakları karşısında bunalan, neredeyse marka düşmanı olmaya başlayan tüketiciye nasıl seslenmelisiniz?

Caddeleri, bulvarları, AVM’lerin tuvaletlerini, kaldırımları, her yeri kaplayan bir markalar savaşı karşısında artık hissizleşen insanlara nasıl ulaşmalısınız?

Önce milyarlarca insana tercüman olan şu aşağıdaki analizi bir okuyun.

Artık en mahrem alanımız olan evimizde de cirit atıyorlar.

Televizyonu, radyoyu açtığımız anda renksiz, ruhsuz, anlamsız bir reklam bombardımanı ruhumuzu esir almaya çalışıyor. Aklını biz sıradan fanilerin cebindeki para ile bozmuş Kapitalist Dilenciler Ordusu adeta yalvarmaya başlıyor. ‘Oku’ emrini, ‘kazan’ diye dönüştüren finansal tarikatlar havamızdan, suyumuzdan, ormanımızdan, ruhumuzdan kar damıtmak için her şeyi yapıyor.

Bıktık!
Sanatın, sporun, iyiliğin, aşkın, kutsal bilinen her değerin, geleneklerin, özel günlerin, her şeyin finansal imbiklerde kan ve ter ile damıtılmasından ve markaların kasalarına kar olarak süzülmesinden bıktık!

Binlerce benzeri olan ürünlerin allanıp pullanarak bizlere birer mucize gibi yutturulmasından sıkıldık artık. Adeta klonlanmış gibi tıpa tıp aynı otomobillerin, evlerin, otellerin, turların, içeceklerin, giysilerin, traş kremlerinin, diş macunlarının ve daha milyon tane ürünün gece gündüz önümüzden bir resmi geçit yapar gibi geçmesinden bunaldık.

Kafası dumanlı metin yazarlarının yalap şap şettiriverdiği abuk sabuk sloganlar, şişirilmiş palavralar yetti artık. Şundan emin olabilirsiniz, hiç birisine inanmıyoruz.

Bedeli yaşamın örselenmesi ve yeryüzünün cehenneme dönmesi olan bu ölçüsüz üretim/tüketim döngüsünün bir yerinden kırılması gerektiğine yürekten inanıyoruz. Ofislerde, tezgahlarda, üretim bantlarında, tarlalarda adeta bir kıyamet uyarısı gibi patlayan “ daha… daha… daha…” nakaratından bıktık, usandık. “ Daha çok üretin… daha çok tüketin… daha çok çalışın… daha çok gezin… daha çok satın alın…” cümleleri artık bu güzel hayatın ölüm fermanı gibi karışıyor toprağımıza, suyumuza…

Seçeneksiz, bilgisiz, habersiz ve birbirimizden kopuk olduğumuz yıllar boyunca bu kurguyu sürdürdünüz. Bir zamanlar devasa gibi gelen şu minik Dünyamızın birbirine hem kalben hem de mesafe olarak uzak insanları, bizler ne olduğunu uzun bir zaman anlamadık. Ne yaptığınızı çözemedik. Sizleri, hayatın biz fanilere sunduğu özel bir armağan gibi gördük. Bizim için, bizim hayatımızı kolaylaştırmak için dişini tırnağına takmış öncüler sandık.

O devasa villalarınızı, lüksün zirvesini yaşatan otomobillerinizi, bakmaya korktuğumuz yatlarınızı ‘annenizin sütü gibi’ helal ettik.

Sizin bu ihtişamı yaşamanız için bizi içine tıktığınız üret/tüket sarmalını kutsal bir var oluş ritüeli gibi benimsedik. Kaldı ki başka şansımız da yoktu. İtiraz etmenin bedeli mutlaka ödetiliyordu isyan edenlere.

Ve artık geçmiş olsun! Bayanlar baylar, şundan emin olun, gelecek sizin ve sizin dayattığınız bu vahşi üret/tüket sarmalının değildir.

Dünya, artık, mesafe olarak birbirine en uzak iki insanın fısıldaşarak anlaşabileceği kadar küçüldü. Bir dağ başında insana, hayvana, doğaya yaptığınız zulüm birkaç dakika içinde Dünyanın her tarafına yayılabiliyor ve sınırlar ötesi öfkeyi ve hesap sorma iradesini tetikleyebiliyor. Minicik bir cümle, bir fotoğraf, Büyük İnsanlık Ailesinin ortak vicdanını kan revan içinde bırakabiliyor.

Bizlere, ne pahasına olursa olsun üretmemizi ve durmadan tüketmemizi emreden kutsal vahyin miadı doldu, doluyor, bilesiniz.

Bundan böyle artık bu işler gönüllülük temelinde yürüyecek. İnsanlar gönüllü oldukları ve sevdikleri için üretecekler. Yine insanlar gönüllü oldukları, sevdikleri ve saygı duydukları için tüketecekler.

Artık sadece aklımızı, ruhumuzu, beş duyumuzu tavlayabilen ürünler için elimiz kredi kartımıza uzanacak.

Hayallerimize, beklentilerimize, uykularımıza Orta Çağ’ın vahşi misyonerleri gibi dalma döneminiz bitti. Reklamlarınız, süslü AVM raflarınız, yapay tatlarınız, tüketme içgüdümüzü adeta sonsuz bir katsayı ile döndüren antik pazarlama numaralarınız ile tarihin eski eserler müzesine yolculuğunuz başladı.

Rakiplerinden daha iyi olduğunu iddia ederek müşteri tavlama dönemi bitti.

II- Pazarlama Olmayan Pazarlama, Nonmarketing

Dünyada ve Türkiye’de iş dünyasının kuralları yeniden yazılırken pazarlamaya ilişkin modeller de değişip dönüşüyor. Hızla değişen tüketici eğilimleri ve artan rekabet, pazarlama alanında da yeni arayışları beraberinde getiriyor.

Şirketler dünyasında yükselen yeni bir trend ise pazarlamanın geçirdiği değişimi işaret ediyor: 

Nonmarketing

Nonmarketing trendini kısaca ‘pazarlama olmayan pazarlama’ olarak tanımlamak mümkün. Bu pazarlama uygulamaları tüketicileri bilinçlendirerek, eğiterek, farklı platformlarda katılımcı olmalarını sağlayarak ve onları destekleyip değer katarak markaya yönelik bir tüketici evreni kurmayı hedefliyor. Nonmarketing ile şirketler, tüketicilere önemli katma değerler sunarak uzun vadeli bir bağ kurulmasını sağlıyor.

Kendi ürün ve hizmetlerini tüketmeyen kitlelere ulaşarak onları kendi tüketim evrenlerine katmayı hedefliyorlar. Bu uygulamalarda doğrudan pazarlamaya yönelik agresif bir tutum sergilenmiyor. Bununla birlikte söz konusu model içine giren eğitim, danışmanlık ve bilinçlendirme çalışmaları kısa vadeli satış hedefleri de içermiyor.

Nonmarketing şirketin mesajını tüketiciye ulaştıran ve uzun vadede sadık bir müşteri kitlesi yaratmayı amaçlayan bir pazarlama trendi olarak öne çıkıyor. TEB’in hane halkına finansal ürünler konusunda sunduğu Aile Akademisi eğitimleri ya da TTNet’in internet okuryazarlığı eğitimleri bu son trende yönelik birkaç örnek. Takip eden sayfalarda Türkiye’de dikkat çeken nonmarketing örnekleriyle ilgili detaylı bilgi ve değerlendirmeler bulacaksınız.

Rekabet nonmarketing’i doğurdu

Türkiye ve dünyada nonmarketing uygulamalarının ortaya çıkmasına neden olan belli başlı birkaç etken bulunuyor. Bu unsurların başında ise tüketici eğilimlerinde yaşanan dönüşüm yer alıyor. Yeni tüketici grubu, doğrudan ve agresif pazarlamaya mesafeli yaklaşan bilinçli tüketicilerden oluşuyor. Şirketler, tüketicilerin dönüşen eğilimlerine cevap verebilmek için gittikçe daha fazla sayıda nonmarketing uygulaması hayata geçiriyor. Böylelikle yeni tüketici gruplarıyla iletişim ve bağ kurmakla kalmıyor, düzenledikleri eğitim ve bilinçlendirme toplantılarında verdikleri bilgi veya danışmanlık desteğiyle sadakate dayalı bir ilişki geliştiriyorlar.

Nonmarketing’i doğuran koşulların başında gelen bir diğer unsur ise iş dünyasında rekabetin artması ve kâr marjlarının giderek düşmesi. Artık şirketler, mevcut müşteri kitlesi için rekabetin doygunluğa ulaştığı görüşündeler. Bu alanda hareket edebilecek alan neredeyse kalmadığından kendi müşterilerini kendileri yaratma yoluna gidiyorlar.

Tüketicilere daha önce kullanmadıkları ürünlerle ilgili doğrudan marka tanıtımı yapmadan eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yürütüyorlar. Elbette tüketicilerin algısında ‘bilgi desteği veren ve fayda sunan şirket’ olarak öne çıktıklarından tüketicilerine daha rahat ulaşabiliyorlar. Bu durum da rekabette alanı kalmayan şirketlere yeni tüketici gruplan, yeni kategori yaratma imkanı sunuyor.

Türkiye’deki milyonlarca bankasız nüfusun ihtiyaçlarına yönelik geliştirilmiş olan fınansal ürünlerle ilgili bankaların eğitimler düzenlemeleri, KOBİlere danışmanlık verip onlarla buluşma toplantıları yapmaları bu yaklaşımın somut örneklerini oluşturuyor. Finans kuruluşları, böylelikle mevcut müşteriler için rekabet etmenin yanı sıra müşteri kitlesini büyütme yoluna gidiyorlar.

Eğitimden girişimci desteklemeye

Yeni ortamda sayısı giderek artan nonmarketing örneklerinde belli başlı etkinlikler öne çıkıyor. Eğitim ve danışmanlık çalışmaları bu alandaki en dikkat çeken model.

Şirketler tüketici grubunda yer almayan kişileri tüketim evrenlerine dahil edebilmek için kendi segmentleri içinde eğitimler sunarak uzun vadeli bir bağ tesis ediyorlar. B2B odaklı işler yapan şirketler, girişimcilerin ayakta durmasını sağlamak için onlara yatırım desteği verip girişimcilik danışmanlığı sunuyorlar. Bu girişimcilerin kendi işlerini oturtmasıyla kendi ürünlerine talep göstermelerini bekliyorlar.

Bununla birlikte dijital mecralar da nonmarketing uygulamaları için önemli olanaklar sunuyor. Dijital mecralarda herkese açık uygulamalar ve oyunlaştırma deneyimleriyle tüketicilere ulaşıyor, bu mecralardaki takipçi kitlelerini biraz daha geliştirmeyi hedefliyorlar. Nonmarketing uygulamaları offline mecralarda ağırlıklı olarak uygulansa da hem tüketici eğilimleri hem de şirketlerin maliyet stratejileri açısından online mecralar da geniş olanaklar sunuyor.

NONMARKETING’İ TETİKLEYEN UNSURLAR
–    Değişen tüketici eğilimleri
–    Rekabetin hızla artması
–    Kâr marjlarının düşüşe geçmesi
–    “Kendi müşterini kendin yarat” ilkesinin ortaya çıkışı
–    Yeni tüketici kategorileri yaratma zorunluluğu

NONMARKETING İLE ŞİRKETLER
–    Kısa vadeli sıcak satışı hedeflemiyor
–    Tüketicileri bilinçlendirme ile kendi tüketim evrenini yaratmayı amaçlıyor
–    Tüketicilerle uzun vadeli bir bağ kurmalarına olanak sağlıyor
–    Dijital mecralarla uyumlu modeller geliştirerek marketing faaliyetlerine destek sağlıyor
–    Kurumsal sosyal sorumluluk projelerinden farklı olarak daha az bütçeyle daha çok tüketiciye ulaşıyor
–    Markaya yönelik pazarlama yerine, tüketim evreni yaratmayı hedefliyor
–    Eğitimler yoluyla tüketicilerle daha yakın bir bağ kuruyor
–    Tüketicilere doğrudan ulaşarak onlara tüketiciden öte bir statü sunuyor.

NONMARKETING’İN UYGULAMA BİÇİMLERİ
–    Eğitim çalışmaları
–    Tüketici bilinçlendirme uygulamaları
–    Dijital eğitim ve oyunlaştırma uygulamaları
–    Girişimci destekleme uygulamaları
–    Kulüpler ve sivil toplum etkinlikleri
–    Danışmanlık hizmetleri
–    Fikir geliştirme merkezleri
–    Farklı nitelikteki yarışmalar

Kaynak: http://www.foriviakatalogu.com/pazarlama-olmayan-pazarlama-nonmarketing

1 Şubat 2015 Pazar

Ağlanacak hallere gülmek

Pazarda bir tek şansınız vardır ayakta kalmak için. Bu şansı iyi kullanamazsanız geçmiş olsun.  Markalaşmak geleceğinizi kazanmak için tek yoldur. Yoksa, fiyat oyunlarının arasında ezilir gidersiniz. 

Bir gün gelir, sadece maliyetlere odaklanan ‘işletmecilik atraksiyonlarını’ sizden daha artistik biçimde yapanlar sizi çiğner geçer.

Markalaşmak? Nedir bu sihirli sözcüğün aslı, astarı?


Açalım…

Pazara hükmetmenin yolu markadan geçer. Marka da, kapıdan itibaren gördüğünüz, yaşadığınız, deneyimlediğiniz her yer ve her şeydir. Ortak aklın ve emeğin billurlaşmış halidir. De, oteller bu işi adeta bir şaka sanmaktadır.  Onlara göre bütün mesele büfeler, odalar ve eğlencedir. Ve fena halde yanılmaktadırlar..

Bir anket denemesi ile açalım konuyu…

Otelleri babalarının çiftliği sanan 'mesleksiz' ego bombalarının işletmeye nasıl zarar verdiklerini bu anketin sonuna geldiğinizde anlayacaksınız.  



BİR ANKET DENEMESİ

OTEL SANTRALI

" Ben bir müşteriyim. Neden sizin otelinize gelmeliyim?"
" Kim arıyor?"
" Kimi kim arıyor?"
" Siz kimi aramıştınız?"
" Ben otel çalışanları arasında bir anket çalışması yapıyorum. Sizin otelinize neden gelmeliyim?"
" Biz o konuda yetkili değiliz. Sizi Halkla İlişkilere bağlayayım..."

HALKLA İLİŞKİLER

" Ben bir müşteriyim. Neden sizin otelinize gelmeliyim?"
" Oda numaranız kaçtı?"
" Hayır, otelde konaklamıyorum. Ama gelmek istiyorum. Neden gelmeliyim?"
" Sorun nedir?"
" Bir sorun yok. Sadece bir anket çalışması yapıyorum."
“ Ben sadece Oteldeki müşterilere bakıyorum…Dışarısı ile ilgilenmiyorum…”
“ Ama bir soru soruyorum…Hepsi bu”
" Bu konu benim dışımda.. Ben sizi Önbüro Müdürümüze aktarayım “

ÖNBÜRO MÜDÜRÜ

" Ben bir müşteriyim. Neden otelinize gelmeliyim?"
" Rezervasyonunuz var mıydı? Hangi acenta?"
" Efendim, henüz rezervasyon yaptırmadım. Sadece, neden sizin otelinize gelmeliyim, sorusuna cevap arıyorum."
" Bu hafta shorttayız. İki gece için komşu otelde kalır mısınız? Sizi üçüncü gün otele geri alırız. Spa'da bir masaj ve bir de kese veririm size."
" Ama, neden otelinize gelmeliyim sorusuna cevap alamadım..."
" Bu soru beni aşar… Ben sadece deske gelenlerle ilgiliyim.”
“ Desk derken…?”
Dışarıdan duyulmadığını sanarak yanındaki ile fısıldaşır..’ Ya bu da daha deski bilmiyor…Otele tatile gelecek bir de..”
“ Konuşmalarınızı duydum..Ben sadece bir soru soruyorum…”
“ Valla dedim ya…Beni aşar… Ben sizi Genel Müdür Asistanı'na aktarayım"

GENEL MÜDÜR ASİSTANI

Birkaç yıl öncesine kadar bu görevin adı Sekreter idi. Acaba Otel Genel Müdürlüğü bir akademik kariyer yeri mi oldu?

" Ben bir müşteriyim. Neden otelinize gelmeliyim?"
" Kendisi şu an toplantıda. Acil miydi?"
" Kim toplantıda?"
" Genel Müdürümüz...."
" Ben onu aramadım. Size bir sorum var. Neden otelinize gelmeliyim?"
" Siz nereden arıyorsunuz?"
" İstanbul'dan... Müşteri İlişkileri Yönetimi konusunda bir anket çalışması"
" Böyle söylesek sizi tanır mı?"
" Kim?"
" Genel Müdürümüz"
" Onun tanıması ile ilgili bir durum yok. Ben size, neden otelinize gelmeliyim sorusunu soruyorum."
" İstanbul'da tek yetkili acentamız var... Oradan rezervasyon yaptırabilirsiniz..."
" Ama hala soruma cevap alamadım"
" Ben bir şey anlamadım. Ama sizi Muhasebe Müdürümüze aktarayım"

MUHASEBE MÜDÜRÜ

" Ben müşteriyim. Neden otelinize gelmeliyim?"
" Aman bugün gelmeyin."
" Neden?"
" Acentalar ödeme yapmıyor. Kasada bir TL yok. Daha muhtasarları bile yatıramadım. KDV de duruyor."
" Ben bir anket çalışması yapıyorum. Müşteri İlişkileri Yönetimi konulu... Sorum şu, neden sizin otelinize gelmeliyim?"
" Yanlış bağlamışlar. O konu benim yetkimde değil. Ben sizi İnsan Kaynaklarına aktarayım."

İNSAN KAYNAKLARI MÜDÜRÜ

" Ben bir müşteriyim. Neden sizin otelinize gelmeliyim?"
" Siz bir özgeçmiş yollayın. Biz size geri döneriz."
" Ben iş için aramadım. Bir müşteriyim. Neden sizin otelinize gelmeliyim?"
" O zaman yanlışlık olmuş. Odalara biz bakmıyoruz. O soruyu HK’ya sorun…
“ HK nedir ki?”
“ Ben sizi kendisine aktarayım, bütün cevapları o verir size..”

HOUSEKEEPER

" Ben bir müşteriyim. Neden sizin otelinize gelmeliyim?"
" Çok iyi hazırlandık. İnşallah Ülkemize bir madalya getireceğiz."
" Anlamadım."
" Olimpiyatlara çok iyi hazırlandık. İnançlıyız. Başaracağız. Antrenmanlarımız çok verimli geçti. Ekibime güveniyorum."
" Ne olimpiyatları bu?"
" En kısa sürede en çok odayı okeyleme olimpiyatları. Türkiye rekoru bizde... Bir maid günde 35 odaya bakıyor."
" Bakmak? Bakıp çıkıyor mu yani?"
" Aramızda kalsın, bir bakıma öyle. Bir odaya beş dakika düşerse bakmaktan başka ne yapılabilir ki?"
" Ben bir Müşteri İlişkileri Yönetimi anketi yapıyorum. Bir müşteriyim. Neden otelinize gelmeliyim?"
" E buyurun, bir çayımı, kahvemi içersiniz. Tanışmış oluruz. Belki tanıdığınız otel patronu falan vardır, ne bileyim. Valla bıktım buradan"
" Soruma cevap aldım gibi, ama tam değil..."
" Ben sizi en iyisi Animasyona bağlayayım. O bilir."

ANİMASYON

" Müşteri ilişkileri yönetimi konulu bir anket çerçevesinde arıyorum. Bir sorum olacaktı. Neden sizin otelinize gelmeliyim?"
" Urtrakavinizzi. Belllarossiniyatipiminta?"
" Efendim?"
" Zzzttttt Errrenköyyyyyyy!!!!"
" Güzeldi. Soruma cevap alabilir miyim?"
" O konu benim yetkim dışında. Ben sizi Yiyecek İçecek Müdürümüze aktarıyorum."

YİYECEK İÇECEK MÜDÜRÜ

" Ben bir müşteriyim. Neden sizin otelinize gelmeliyim?"
" Kostu en düşük all inclusive bizde efendim."
" Türkçe konuşsak?"
" Pardon siz ne için aramıştınız?"
" Neden sizin otelinize gelmeliyim?"
" Neden gelmeyesiniz?"
" Bakın bunu tuttum. Aldığım zeki cevap. Ama, bana daha objektif bir cevap verebilir misiniz?"
" Efendim, sizi yanlış bağlamışlar. Şu anda biraz işim var. Yarın bir banketimiz var. Kukili ve kukisiz bir price hazırlamam lazım. Ben sizi Executive Şefe aktarayım. O sizi enforme eder."
" Diliniz Türkçe'ye de benziyor, ama, anladığımı söyleyemem. Teşekkür ederim."

MUTFAK ŞEFİ

"Ben bir müşteriyim. Neden sizin otelinize gelmeliyim?"
" Sıcak büfesinde en az hindi eti ve soyadan kaktırma biftek bizim mutfakta."
" Bu yeterli mi usta?"
" Eh, bir de aybaşına bizim maaşların ödenmesine katkınız olur. Beş aydır maaş alamıyoruz."
" Dürüstlüğünüze teşekkür ederim."
" Siz en iyisi gelin, canlı olarak görün. Sorunuzun cevabını tam olarak alırsınız."

OTELİN VİTRİNİ. İLK İZLENİM. KAPI GÜVENLİK.

" Buyurun"
" Ben bir müşteriyim. Müşteri İlişkileri Yönetimi konulu bir anket yapıyorum. Bir soru soracaktım."
" Abi arabayı şöyle ileri park et, gel."
" Abi?"
" Arabayı ileri park et gel sen."
" Sen?"
" Dur bir dakika. Bir soralım."
" Neyi?"
" İçerde mi değil mi?"
" Kim?"
" Genel Müdürümüz."
" Ben size bir soru sormak istemiştim."
" Konu neydi?"
" Neden sizin otelinize gelmeliyim?"
" Nası yani?"
" Bir müşteri olarak soruyorum, neden sizin otelinize gelmeliyim?"
" Abi onu ben bilemem. Patron da yok zaten. Hadi Allah versin. Bak elin ayağın tutuyor. Sapa sağlam adamsın, gidip çalışsana."


Bu yazı hafif abartı içermekle beraber tamamen kurgu, tamamen mizah amaçlıdır. Herhangi bir ismi hedef almamaktadır.

Mevcut Otel örgütlenmesi adeta bir ayet hükmündedir. Sanki gizli bir anayasa vardır ve departmanlar arasında kalın duvarlar olması bu anayasanın değiştirilemez maddeleri arasındadır.

Satış ve Pazarlama Müdürü ailenin reisidir, gün boyu çalışıp çabalayacak, akşam eve ekmek getiren aile reisi gibi, o da otele müşteri getirecektir.

Pazarlama ile ilgili olarak yaptığım çalışmalar, bu milat öncesi anlayışı sorgulama ve Otelin bütün çalışanlarını sürece dahil etme amacı taşımaktadır.

Pazar, rakiplerle, değişen tüketim alışkanlıkları ile, müşteri iletişiminin giderek dallanan, budaklanan yapısı ile dev bir mücadele alanıdır.

Pazar, işletmelere açıktan meydan okuyor. Bu meydan okumaya karşı sadece pazarlama departmanını öne sürmek orta vadede intihardır.

İşletme dışındaki dünyada, adı konmamış devasa bir mutabakat, müşteri algısını, sizin her türlü girişiminize, ataklarınıza karşı, alışkanlıkların duvarları ile savunuyor. Bu, neredeyse gizli bir örgütlülüktür.

Bu örgütlenmeye karşı, Pazarlama departmanı, başta Genel Müdür, İK'cılar, Finansçılar, Mutfak, HK, FB, Teknik Servis, hemen bütün otelin oluşturacağı bir blok tarafından desteklenmelidir.



Ama şu an böyle değil.

Kanıt mı?

Satış ve Pazarlama ve Önbüro dışında bütün otele " Sizin en iyi 10 müşteriniz kim?" sorusunu sorun.


Üç tanesini sayabilen çıkmayacaktır. On tanesini bilen çok nadirdir.