Coronavirüs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Coronavirüs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2020 Cuma

Yeni Dünya- Yeni Turist- Yeni Seyahat


Bu yazı, şu kritik zamanlarda, yaşanmakta olan felaket karşısında, doğru soruları gündeme getirmeyi amaçlamaktadır. Doğru cevap için doğru soru sormak gerekir. Bunun için de yaşanmakta olan belirsizliği sakin ve bilimsel olarak analiz etmeliyiz.
Süreci analiz ederken kafamızdan atmamız gereken birkaç husus var.
Aşırı iyimserlik..
Aşırı heyecan..
Kötümserlik..
Bencillik..
Şartlanmışlık..

Bunların şehvetine kapılmamak gerekir

***

Gelişmelerin ne tarafa doğru yöneleceği gelecek birkaç hafta yaşanacaklara bağlı. Ülkelerin ve AB’nin dış politika hassasiyetleri bu konuda büyük rol oynayacak.
Ama bir soru var ki, hiç kimse sormaya da, objektif bir cevap vermeye de cesaret edemiyor.
İster Türkiye olsun, ister Dünya.  İnsanlar tatile çıkmak ile ilgili çok hassas bir dengedeler.
Bir tarafta özledikleri tatil… Yürekten istiyorlar. Açıkçası deniz ve güneş için yanıp tutuşuyorlar. Ama hemen bir soru geliyor akıllara; “ Ben orada güvende olacak mıyım? Ya birisinden virüs kaparsam? “
Şu geçen birkaç ayda kaybolan Tüketici Güveni nasıl kazanılacak?
İnsanlar, uçaklarda, otobüslerde seyahate nasıl ikna edilecek?
İşte hassas dengesizlik de tam burada..
Turizm sektörü enerjisini bu konuda sağlam, güvenilir mesajlar vermeye yoğunlaştırmalıdır

***
Avrupa’da da biraz sıkıntı var

Şalterlerin indiği bu durgunluk zamanlarında her ülke, turizm hareketinin içeride kalmasını istiyor. Avrupa Birliği ise, turisti hiç olmazsa birlik sınırlarında tutmak niyetinde..
İki İspanyol Profesör Avrupa Birliğine bu konuda bir çalışma sundu. Tasarladıkları plana göre, Avrupa Birliği haritası yeşil ve kırmızı alanlara bölünecek.
Birlik üyesi ülkelerin tatilcileri haritada belirlenen yeşil alanlara yönlendirilecek. Böyle bir girişim karara bağlanırsa, AB üyesi ülkelerin tatilcilerinin, sınırlar dışına çıkması zorlaşacak.
Özellikle Almanya’ya baktığımızda, önerilen destinasyonlar arasına Türkiye’nin de dahil edilmesini isteyenler ile bu konudaki tutucular arasında ciddi bir kavga görüyoruz.

***
Pandemi sonrasındaki aşırı rekabetçi piyasalar

Aşırı rekabet ortamı ülkeler ve oteller arasında çok agresif mücadeleleri tetikleyecek. Bu gerçekliği baştan kabul etmek ve buna göre bir strateji belirlemek gerekecek.
Doluluklar etkili bir operasyon için yeterli olmayacak. Her otel müşteri avına çıkacak. Kurumsal pazarlar, gruplar ve MICE uzun bir süre komada kalacak.

***
Böyle bir gelişmeye karşı alternatif kaynak iç Pazar olacak.

Bu durumda aşağıdaki önerileri dikkate almakta yarar var.
-      Müşteri ile iletişimin önemi
-      Rezervasyon aşamasında taleplere karşı anlayışlı ve esnek olmak
-      Bütün yerel segmentlerin gereksinimlerini önceden tahmin etmek
-      Salgın, işletmelerinizi yeni tatilci segmentlerine açmak için bir fırsattır.
-      Repeat misafirlerinize özel bir sayfa açın

***
Geriye iç Pazar kalıyor

İlk işiniz sektör olarak bir fiyat savaşından uzak kalmak olmalıdır. Bu savaş, sektörü uzun yıllar etkileyecek bir hırpalanmaya sürükler.
Hesabınızı iyi yapın. Teknolojiyi iyi kullanın. Çalışan ekiplerinize, yeni normalin zorluklarını anlatın. Bu güne kadar devam eden görev tanımlarını ve mesai anlayışını bir tarafa bırakmak gerektiğini anlatın.
Gemi su alıyorsa ve batma riski varsa, artık orada suyu kimin boşaltacağı sorusu çok anlamsız kalır. Eli tutan herkes kovayı alıp işe koyulmalıdır.
Kendi içinizdeki yapılanmayı çözdükten sonra gözünüzü pazarlara dikin.
Bundan böyle karşınızda eski müşteri olmayacak. Hassasiyetleri çok yüksek bir profil ile karşılaşacaksınız. Beklentileri, korkuları ve öncelikleri ile onu anlamanız gerekecek.

***
Yüksek beklentiler

Tatil zamanları yaklaşıyor ve herkeste bir telaş var. Bunun yanında merak da üst seviyede.
Herkes hayal kuruyor. Gelecek günlerden beklentiler yüksek.
İnsanlar ilk tatillerinde stresten kurtulmak, rahatlamak ve moral bulmak isteyecekler. Bu gerçeklik aslında oteller için büyük bir fırsat anlamına geliyor.
Uzun ve gergin bir bekleyişten sonra ilk tatil olacak. Sade, heyecanlı, keyifli bir tatil deneyimi hazırlayıp sunarsanız, geleceği kazanırsınız.

***
Makul fiyatlandırma

Aşırı fiyat indirimleri doğru bir cevap olmayacaktır. İnsanların ürününüzün gerçek değeri hakkında kafalarının karışmasına izin vermeyin.
İndirimden ziyade, etkili bir hediye ya da jest daha şık olacaktır. Uzun bir aradan sonra tekrar bir araya gelmenin karşılığı olarak bir hediye çok anlamlıdır.

***
Haziran ayının başları

İnsanlar artık yavaş yavaş tatil havasına girecekler. Talep yükselecek. Buna karşılık verebilmek adına kitlesel bir davete girişmek çok akıllıca olmayabilir.
Haziran ayının başlarında mesajınız şu olmalı; “ Sağlıkla kalın, Yakında Görüşmek Üzere”
Marka farkındalığınızı yüksek tutun.

***
Gelelim yeni bakış açısına

Covid-19 sonrasında güç kazanan bir eğilim var.
Turizm sektörü bir bütün olarak bu güne kadarki bütün uygulamaları, kuralları, değerleri bir tarafa bırakıp, yeni bir bakış açısı oluşturmanın peşinde.
Sanki bir tahta sandık içinde yıllardır çalışmadan duran bir saati yeniden kurup kullanmaya hazırlanmak gibi bir niyet bu.
Herkes hijyen protokollerini geliştiriyor. Mobilyalar yeniden düzenleniyor. Daha az ve daha verimli personel ile daha etkili bir operasyon için çalışma modelleri hazırlanıyor.
Hiçbir otelci işlerin çok kısa zamanda eski performansa geleceğini beklemiyor. Bu sürecin aylar değil, belki de birkaç yıl alacağını düşünüyor.

***
Temassız seyahat mi geliyor?

Uzmanlar Pazar araştırmaları sonrasında elde ettikleri bir veriyi paylaşıyorlar.  
Havaalanından Otel resepsiyonuna kadarki yolda temas olmadan seyahat.
Çok keskin temizlik protokollerine rağmen, seyahat boyunca yaşanan çeşitli belgelerin elden ele gezmesi, check in sırasında temas edilen yüzeyler, güvenlik tünelleri, sınırlarda olabilecek kontroller, uçak, bunların hepsi risk olarak görülüyor.
Hem seyahat edenler, hem de çalışanların aynı riske maruz kalacakları düşünülüyor.
Uzmanlar, otomasyonun Coronavirüs sonrasında hızlanarak sektörü domine edeceğini vurguluyorlar. Biyometrik kimlikler çoktan en güçlü çözüm olarak yerini aldı.
Fiziksel parmak izleri ve el tarayıcıları çoktan demode olmaya başladı. Daha bir çok temassız opsiyon da hızla geliştiriliyor.
Bunların içinde temassız parmak izi, gözbebeği ve yüz tanıma da yerini almış durumda.
Temassız veri girişi, beden dili kontrolü, belge taraması ve ses ile kumanda da hızlanarak gelişen teknolojiler.

***
Ama Otelciliğin DNA’sına dokunmamak gerekir

Otelcilik felsefesi insan ile insan arasındaki temas üzerine kuruludur. Oteller insanları bir araya getiren sosyal mekanlardır. Bu misyonu asla akıldan çıkarmamak gerekir.
İnsanlar otellere ‘ high tech ‘ için değil, ‘ high touch’ için gelir.
Yani teknolojiye değil, klasik temasa geliyorlar.
Bu noktada, resepsiyonlara bir plexiglas perde takmanın etkilerini düşünmeliyiz.
Bu önlem büfelerde geçerlidir. Hatta zorunlu olmalıdır.
Ama iş resepsiyona gelince bir soru işareti doğuyor. Otelden içeri adımını atan müşteri, banka veznesi benzeri bir manzara ile mi karşılaşmalı?

***
Odalar operasyonun çok önemli bir parçası olacak

Değişme Oda servisinden başlayabilir. Oteller yeni dönemde bu alana yoğunlaşmalı.
Geçtiğimiz yıllarda, herşey dahil ile birlikte giderek yıldızı sönen bu hizmet otellerin yeni avantajına dönüşecektir.
Müşterinin zamanının büyük bir bölümünü odasında geçirmeyi tercih edeceğini şimdiden düşünmek gerekiyor.
Zaten Dünya çapındaki kapanış öncesinde, Mart ayında açık olan oteller bu patlamayı yaşadılar. Coronavirüs korkusu, otellerde konaklayan müşterileri daha çok oda servisi kullanmaya yöneltti. İnsanlar genel alanlarda bir araya gelmekten kaçındılar.
Gelecek dönemde, ister şehir otelleri olsun, ister tatil otelleri, şunu kabul edelim; müşteriler en başta kahvaltıyı odalarına isteyecekler. Buna diğer yemekler de dahil olabilir.

***
Alınan hijyen önlemleri pazarlama unsuru olmamalı

İnsanlar zaten otele güvenmek için bu önlemlerin alınıyor olmasını talep edecekler. Dolayısı ile bu uygulamaları bir pazarlama mesajına dönüştürmemek gerekir.
Kaldı ki bu hijyen protokollerini insanlara benimsetmek de zor olacak. Evlerinde, aşırı korkular içinde aylarca yaşamış olan insanların, otelde karşılaşacağı aşırı önlemler onları ilk planda itebilir de. Zira onlar evlerindeki o havadan kaçmak için tatile çıkacaklar.
Otel restoranlarında, ellerinde tıbbi eldiven, yüzlerinde cerrahi maskeler ve üstlerinde koruyucu elbiselerle garsonlar görmek ne ölçüde samimi olacaktır?
Otelcilik bu güne kadar müşterinin beklentilerini karşılamak prensibi ile geldi.
Bu günden sonra, bunun yerine, ona bazı hususları dikte etmek ne ölçüde uygun olacaktır?
Ya da bizim onlar adına düşünüp, onlar adına en doğrunun ne olacağına karar vermemiz ne ölçüde anlamlı olacaktır, düşünmek gerekir.

***
Otelleri Hastanelere çevirmek çok büyük risk olur

Yeni sağlık ve güvenlik önlemlerini uyumlu bir biçimde hayata geçirmek aslında tam bir denge meselesi olarak ele alınmalı.
Otelinizi bir hastaneye benzetirseniz, bu sanatın özü kaybolur.
Ama bir başka boyuttan bakarsak da, eğer bu işin standartlarını koruyamazsanız da müşterinin bütün güvenini kaybedersiniz. Doğru akordu bulmak biraz zaman alacak.
Konuklarının güvenliğini sağlayan ve bunu yaparken şefkatli bir iletişimi, profesyonelliği, sakin kalabilmeyi ve doğru liderliği sunabilen markalar kazanacak.
Otel yönetimlerini ve ekipleri yeni dönemin şartlarına hazırlamayan ve onları yeni gerçekler konusunda eğitmeyen markalar sınıfta kalacaklar.

***
Yeni Dünyada farkındalık çok yüksek boyutlara varacak

Otelciliğin tanımını ve çekirdeğini unutmamak gerekir.
Bu meslek misafirin en sıcak bir tarzda karşılanması ve ağırlanmasıdır.
Bu çekirdek tanıma sadakatle bağlı kalmak gerekiyor.
Evet, kapılar açık kalmalı. Evet stresimiz çok yüksek. Evet önümüzde çözümlenmesi gereken çok sorun var. Bu şartlar bizi bir çok cephede rahatsız ediyor. Ama sanatımızın çekirdek değerini kaybetmek bizi daha büyük sorunlarla başbaşa bırakır.
Ümit edelim ki, bu dönem markaları, değerlerini ve kendilerini ayakta tutan kolonları güçlendirir. Yine ümit edelim ki, markalar insanlık için verecekleri güzel mesajlarla da parlamaya başlasınlar. İnsanı gelecek için umutlandırsınlar.
Turizm ekonominin kalbine kan taşıyan ana arterlerden birisidir.
Bütün Dünyada her 10 işten bir tanesini üretir.
Bu itibarla, turizmi daha güçlü, daha anlayışlı, daha duyarlı ve daha anlamlı olarak geri getirmek her seviyede yaşamsal öneme sahip.

15 Nisan 2020 Çarşamba

COVİD-19 Sonrası Turizm için bir risk analizi


Kriz fırsat demektir.
Bu klişe cümleyi, dini imanı para olan endüstriyel kapitalizmin amentüsü misali bir yaklaşımla tekrarlamıyorum. Krizden nasıl rant üretilir sorusu ile ilgisi yok.
Yaşanan krizin, etik fırsatlar getireceğine inanıyorum
Bu kriz, insanoğlu için yeni gereksinimler ortaya çıkaracak. İnsanların birçok konuya bakış açısı kökten bir değişime uğrayacak. Doğa, önünde diz çöküp bir kez daha af dileyen insanoğluna kayıtsız kalamayacak, son kez bağışlayacak.
İnsanlar evlerde geçirdikleri zaman zarfında çok okumuş, çok öğrenmiş, çok tazelenmiş olacaklar. Dünü, bugünü ve yarını farklı değerlendirecekler.

***
Madde ve mana terazisi dengeye gelecek

Çalışmaya, dinlenmeye, tatile, tüketime, beslenmeye ve ilişkilere daha insani anlamlar yüklemeye başlayacaklar. Madde ile mana terazisi dengeye gelecek.
Yaşanmakta olan devasa izolasyon, genç yaşlı herkesi, yaşamı sorgulamaya yönlendirecek.
İnsanoğlu, hayatın sadece çalışmaktan ibaret olduğu şartlanmasını kıracak. Kendisine daha çok zaman ayırması gerektiğini keşfedecek. Max Weber denilen kapitalizm kuklasının geliştirdiği Protestan iş ahlakı tarihin çöp tenekesini boylayacak.
Tatil kavramı zihinlerde daha geniş bir alana yayılacak. Bu kavramın sınırları genişleyecek.
Muhtemelen, yılda bir kez çıkılıp, daha ne olduğunu anlamadan, yorgun argın eve dönülen bir angarya olmaktan çıkacak.
Deniz, güneş ve kum önemini korumakla beraber, daha rafine tatil seçenekleri yükselecek.
Yine muhtemelen, daha uzun süreli tatiller yılın 12 ayına dağıtılacak.

***
Bu gün itibarıyla insanların gündeminde tatil yok.. Ama

Şimdi, bütün Dünya, öncelikle canını kurtarmanın derdinde ve herkes evine kapanmış durumda, bir müjde borusunun çalmasını bekliyor.
Can derdinin yanı sıra,  bir gelecek kaygısı zihinleri cehennem ateşi gibi yakıyor.
Evlere kapanmış aileler, giderek bütün benliklerini kuşatan bir can sıkıntısı yaşamaktalar.
Bu güne kadar hep çalışmış, üretmiş, eğlenmiş, gezmiş, tozmuş, dostları ile zaman ve mekan paylaşmış insanlar, şimdi, kendilerine giderek daha dar gelen evlerde patlamamak için çareler arıyorlar. Öfke ve bunalım nöbetleri geçirenlerin sayısı giderek artıyor.
Şu aşamada tatil insanlara dağların ardımda bir hayal gibi geliyor..

***
Burada biraz mizah yapalım.

İnsanlar bu güne kadar hiç eğilmedikleri kimi becerilerine yüklenmiş durumdalar. Can sıkıntısı herkesi yaratıcı işler yapmaya yöneltiyor.
Kimi mutfak becerilerini geliştiriyor.
Kimi ekmek, pasta, simit alanında uzmanlaşmış.
Kimi ise, körelmiş müzik yeteneklerini parlatıyor.
Şiire saran var.
Hikaye yazan var.
Anılarını kaleme alan var.
Örgü ören bile var.
Laf aramızda, bütün bunlara zaman ayıranların, satranç, briç gibi beyin sporlarına pek ilgi duymamaları da oldukça şaşırtıcıdır.
Oysa satranç ve briç antrenmanı zihnin keskin taraflarını biler.

***
Sadede gelelim; Turizmin geleceği ne olacak?

Genelde turizm ve özelde otelcilik için herkesin kafasında sorular var.
Dünya virüs saldırısını atlattıktan ve hayat normale döndükten sonra, otelciliği nasıl bir süreç bekliyor? Özellikle tatil otellerinin kaderi ne olacak?
Otelcilik yaşayacak mı?
Tatil ve genelde konaklama için farklı seçenekler mi ortaya çıkacak?
İzolasyon ve sosyal mesafe yaklaşımı, bir refleks olarak bilinçaltımıza kodlanıp varlığını devam ettirecek mi? İnsanlar, seyahat ve tatillerde, toplu modeli bypass edip bireysel seçeneklere mi yönelecekler?
Tatil, eğlence, beslenme, tatil aşkları, velhasıl bir bütün olarak sistem nereye savrulacak?

***
Bu soruyu objektif bir bakış açısı ile cevaplandıralım.

Bütün bu sorulardan önce gelmesi gereken başka bir merak konusu var.
Bu soruların doğru cevapları, bir başka sorunun cevabında saklı aslında…
Otelcilik, bu konsepti ile devam edecek mi?
İnsanlar, başta tatil olmak üzere, sağlık, iş, spor, sanat merak vb nedenlerle seyahat etmek için yeterli neden ve motivasyona sahip olacaklar mı?
Bu soruyu cevaplandırdıktan sonra ikinci soruya geçebiliriz.
Başta deniz güneş ve kum olmak üzere, Türkiye’mizin turizm bölgeleri gelecekte de tatilci çekecek mi? Deniz, güneş ve kum cazibesini sürdürecek mi?

***
Hepimizi rahatlatacak cevabı baştan verelim; Evet.

2020 kış aylarının insanlığa yaşattığı gerginlikler ve korkudan sonra, tatil, insanlar için zorunlu bir terapi gereksinimi olacak.
İnsanlar aylarca tıkılıp kaldıkları evlerden, kent ve kasabalardan kurtulup, farklı mekanlarda, farklı ülkelerde, bir hafıza detoksu yapmak için can atacak.
Doktorlar, psikiyatristler hastalarına sıcak bölgelere tatile gitmeyi tavsiye edecek.
İŞ dünyası, kopan bağlantıları ve kanalları tamir etmek için her zamankinden daha çok seyahate çıkacak. Büyük bir trafik patlayacak. Şehir otelleri ayağa kalkacak.
Yaşamın temel taşı, D vitamini. En kolay yol bol bol güneşte kalmak. Stresten bunalıma girmiş Kuzey halkları Akdeniz’in güneşine, adeta ibadete gelir gibi koşacaklar.
Sadece sahiller değil, doğanın her bir parçası gezginlerin seyahat ajandasına girecek.
İnsanlar iş, dinlenme ve seyahat üçgeninde, en çok zamanı ve kaynağı seyahate ayırmaya başlayacaklar. Keşif merakı tavan yapacak.
Dolayısı ile pazar daralabilir. Ama bitmez.

***
Ama tatilden ve otellerden beklentiler farklılaşacak

Baştan belirtelim. Sistemler küçülecek.
Yüzde yüz denetlenebilir boyutlara inecek.
Yaşanan krizin insan beynine kodladığı en büyük ihtiyaç hijyen ve temizlik olacak.
Bu iki kavram, insan zihninde, dikkat aşamasından takıntıya kadar uzanan bir skalada kendisine yer bulacak.
Zira minicik bir virüs insanlara sağlığını korumak için hijyenin ne kadar önemli olduğunu facia boyutuna varan derslerle kanıtlamış oldu.
Artık, her insanın önceliğinin, virüslere karşı güvende olmak ve hastalanmamak olduğunu bilmek gerekiyor. İnsan son virüs salgınından dersini aldı.

***
Geçmiş pazarlama cümlelerini unutun

Artık reklamlara, afişlere, broşürlere bol bulamaç serpiştirdiğiniz, özgüven patlamasının bir ürünü olan tesis övgülerini unutmanız gerekecek.
Pazarlama çalışmasına “ Bizim otelimiz…” klişesi ile başlayanların ve rakiplerinden üstün olduğunu kanıtlamaya girişenlerin ağızlarının tam ortası fırıncı küreğinin hedefi olacak.
Artık müşteri konaklayacağı oteli seçerken dikkat edeceği kriterlerin en başına hijyeni ve temizliği yerleştirecek. Müşterisine yüzde yüz hijyen güvencesi veren oteller kazanacak.
Pazardaki bu yüksek hassasiyeti doğru okuyan ve bu konuda yeniden yapılanmayı en önce başaran oteller güven kazanacak.
Hijyen artık hayati bir kavram ve bunu ilk sahiplenen oteller bu alanda lider olacak.

***
En önemli özellik- Hijyen

Otellerde hijyen kavramının anlamı, kapsamı, etkisi tamamen değişecek.
Bu kavram otelciliğin temel etkinliklerinden birisi olacak. 
İşletmede bir hijyen sorumlusu istihdam etmek ve bütün bu alanı ona emanet etmek yeterli bir politika olmayacak.
Virüs çok acı bir şekilde öğretti.
Otellerde hijyen alanı mutlaka güçlü ve organize bir yapıya emanet edilmeli.
Artık bu iş olağanüstü bir bilgi ve detaylara dikkat gerektiriyor.  Esasen otellerde bir Hijyen Departmanı oluşturmak bile tartışılmalı.

***
Kitle turizminin geleceği ne olacak?

Kişiye özel hizmetin ön plana çıkacağı bir döneme giriyoruz.
Bu itibarla, otellerde çok kalabalık restoranları ve herkesin elini süreceği açık büfeleri bir kez daha düşünmekte yarar var.
Yaşanan bu acı deneyimden sonra insanların çok kalabalık restoranlarda, barlarda bir arada olmak istemeyeceğini şimdiden öngörmek gerekiyor.
Büyük otellerimizde ortak kullanım alanlarını küçültmek bu soruna bir çözüm olabilir.
Restoranlar bölünür. Masaya ve kişiye özel servise geçilebilir.  Bunun formülü bulunabilir.
Alakart siparişler için teknoloji kullanılmalıdır. Müşteriler gerek odalarındaki TV’lerden ve gerekse telefonlarındaki uygulamalardan sipariş verebilirler.
Hijyen- Bu 6 harflik kelime işin anahtarı olacak
Müşterinin aklında, rezervasyon aşamasından oteldeki odasına girene kadar en öncelikli soru hijyen olacak. Zihni devamlı olarak bu hususu sorgulayacak.

***
Her malzemeye mutlaka hijyen standardı getirilmeli

Müşteri hizmetine sunulacak bütün malzeme hijyenik uygulamadan geçtikten sonra özel ambalajlarda sunulabilir.
Bu malzemeler, odalara konulacak buklet, havlu, oda tekstili başta olmak üzere, yiyecek ve içecek ünitelerindeki çatal, bıçak, bardak, her şeyi kapsar.
Müşterinin tatil boyunca temas edeceği her şeyde yüzde 100 garanti verilebilmelidir. Her malzeme 100% hijyen garantisi ile kullanıma sunulmalıdır.
Bir sonraki yazıda, otellerin atması gereken somut adımları anlatacağım.
Öyle görünüyor ki, mesleki hafızamızda biriktirdiğimiz ne varsa hepsini çıkarıp, günümüzün gerçekleri ile temizleyip tekrar kullanıma sokmamız gerekecek.
Tepeden en alta kadar her otel çalışanı kendisini yenilemeli. Mesleki hassasiyetlerinin en başına hem kendisinin, hem çalışma arkadaşlarının hem de müşterisinin sağlığını koymalı.
Oteller artık birer biyolojik, kimyasal ve zihinsel arınma merkezine dönüşmeli.

28 Ocak 2020 Salı

Coronavirüs Turizmin Kabusu olur mu


Avrupa başta olmak üzere, Dünyanın önde gelen turizm ülkelerinin sektör yöneticileri Çin’i radarlarına almış durumdalar.

Asya ülkeleri, Latin Amerika, Orta Doğu, Avustralya turizm endüstrileri, Çin medyasını, Küresel haber kaynaklarını ve özellikle de sosyal medyayı an be an takip ediyor.

Elde edilen haberlerden hemen istatistik çıkarımlar yapılıyor. Çin’deki krizin doğrudan ya da dolaylı etkileri hesaplanıyor.

Çinli turist sayıları ile ilgili tahminler masaya yatırılıyor. Muhtemel düşüşler hesaplanıyor. Gelir kayıpları ile ilgili olası oranlar kaydediliyor.

Bir yandan da B, C planları için hazırlıklar yapılıyor.

Endişeli bekleyiş ile pasif bir duruş yerine, dinamik bir kriz yönetimi tercih ediliyor.

Türkiye’de durum nedir? Benim bir bilgim yok.

Gelişmeler an be an takip ediliyor mu?

Bu takibi yapan profesyoneller yaptıkları analizlerin verilerini yatırımcılar ile paylaşıyor mu?

Umarım öyledir.

Ve Dünya bir coronavirüs canavarı ile tanıştı.

Canavar denildiğinde akıllara hemen devasa varlıklar gelir. Ama insana yaptıkları açısından bakarsak, bu virüs de bir canavardan farksız

Seyahat endüstrisi, son zamanların en acil gündem maddesi olan küresel sağlık krizinin etkisini hissetmeye başladı.

Coronavirüsün yayılmasına karşı ne gibi önlemler geliştirebileceği yeni bir emsal oluşturacak. Bir yandan da işlerin hızla bozulmakta oluşu gelecek için soru işaretleri oluşturuyor.

Virüs ilk kez 2019 yılının sonlarında Çin’in Wuhan kentinde tespit edilen virüs bu gün itibarıyla hızla yayılan bir küresel tehdit haline geldi. Seyahat endüstrisi de bu etkileri çok derinden hissetmekte gecikmedi.

24 Ocak’ta bir açıklama yapan Çinli yetkililer son verilere göre 830 vaka ve 26 ölüm bilgisi alındığını açıkladılar. Gelinen aşamada, ABD, Tayland, Japonya, Güney Kore, Tayvan ve birkaç ülkede daha coronavirüs vakasına rastlandı.

Çin’den gelen resmi bilgilere göre, karantina uygulanan şehir sayısı 12 oldu. Bunların en başında Wuhan kenti geliyor. Karantina altındaki nüfus ile 35 milyon.

Dünya Sağlık Örgütü geçen Perşembe ( 23 Ocak ) önleyici tedbirler alınmasını tavsiye etti.  Ama bu açıklama, en azından şimdilik, bir küresel acil durum çağrısına dönüşmedi.

Seyahat dünyası, virüsün yayılması çabaları sürerken, bu süreçten beklemediği bir etki ve bozulma ile karşılaşabilir. Bu süreçten etkilenecek olan anahtar sektörler; Turizm, havacılık, oteller ve genel anlamda iş seyahatleri.

Turizm

Turizm sektörü açısından bakıldığında, coronavirüsün verdiği zarar en azından virüsün yaratmış olduğu küresel tehlike kadar büyük. Çin’in yeni yıl tatili başladı. Normal koşullarda bu tatil Çin’in ve Dünyanın en büyük tatil hareketliliğini sağlardı.

Her yıl bu zamanlar yaklaşık olarak 400 milyon Çinli ülke içinde ve yurtdışına seyahat ederdi. Aynı dönemde, gurbette çalışan Çinli işçiler de kentlerine giderdi. Bu devasa hareket hem ülke içinde, hem de Asya Pasifik ülkelerinde muazzam bir gelir üretirdi.

Şimdi bu hareket gerçekleşmeyecek. Çin ülke içinde ve ülke dışına seyahat trafiğine önemli ölçüde sınırlamalar getirdi. 400 milyon Çinli seyahat etmeyecek.

Bu durum, milyonlarca Çinli turiste hazırlanmış olan destinasyonlar için tam bir facia anlamına geliyor. Artık bütün Dünya alarmda ve birçok havaalanında, Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiyesine bağlı olarak Çin’den gelen bütün yolcular termal kameralar ile taranıyor. İngiltere, üniversitelerde eğitim görmekte olan Çinli öğrencilere, Çine seyahat etmeleri halinde, dönüşte karantinaya alınabileceklerini bildirdi.

Akla ilk gelmesi gereken sıkıntı kaynağı, yüz milyonlarca Çinlinin seyahatlerini iptal etmesine bağlı olarak, bu gelirden mahrum kalacak olan turizm destinasyonlarıdır. Muhtemelen 2003 SARS virüsünün neden olduğu krizin çok daha büyüğü ile karşı karşıyayız. Neredeyse bütün Çin nüfusu seyahatlerini iptal etti. Dünya turizm endüstrisine enjekte edilecek olan milyarlarca dolar ise hayal oldu.

2003’teki SARS krizi de Çin ekonomisine şiddetli bir darbe vurmuştu. Çin’in büyük bir çalkantı yaşadığı Sars krizi aynı zamanda Singapur, Malezya ve Vietnam gibi Güney Doğu Asya ülkelerini de etkilemişti. 2003’teki sarsıntıyı aşan bir etki yapması beklenen coronavirüsün etkisinin sadece Güneydoğu Asya ile sınırlı kalmayacağı belli oluyor. Günümüzde bütün Dünya turizmini besleyen Çin’deki bir sarsıntı, bütün olarak bir endüstriyi etkileyecektir.

Sarsıntının sadece turizm ile sınırlı kalacağını düşünmek aşırı iyimserlik olur. Toptancılık, restoranlar, konferans ve MICE dünyası, spor endüstrisi ve havacılık da kötü etkilenecektir.

Bu arada güzel bir haber var. Gözlemciler, Çin’in bu virüse müdahalesinin, Sars krizine göre daha başarılı olduğunu belirtiyor. Sürecin henüz netleşmediği bir aşamada, Avrupa Turizm Birliği CEO’su Tom Jenkins yaptığı bir açıklamada, “ Sars virüsünün yayıldığında yapılan yanlışlar şimdi tekrarlanmıyor. Çinli otoriteler bu kez krizin teşhisinde ve önlem almakta çok hızlı davrandılar. Önceki krizin aksine bu gün her gelişmeyi Dünya kamuoyu ile paylaşıyorlar. “ dedi.

“ Avrupa her türlü önlemi alıyor. Virüs bütün Dünya tarafından çok ciddiye alınıyor. Bu gün itibarıyla paniğe neden olacak bir aciliyet yok. Eğer bir tehdit varsa da, bu şimdilik çok uzak. Hatta Avrupa için bir tehdit bile değil.”

ABD ve İngiltere başta olmak üzere, birçok ülkenin dış işleri bakanlıkları vatandaşlarına Wuhan’a seyahat etmemeyi tavsiye etti.

ABD Dış İşleri vatandaşlarını en yüksek derecedeki alarm ile uyardı. Dördüncü derecedeki alarm açık olarak “ sakın seyahat etme” anlamına geliyor.

Havacılık

Otoriteler ilk başta Çin’in Wuhan kentine gidiş geliş uçuşlar ile ilgili olarak çok endişeli idiler. Zira virüsün buradan yayılmaya başladığı biliniyordu. Virüs tanısı konduktan sonra, birkaç gün daha uçuşlar devam etse de, bu gün itibarıyla havaalanı kapalı.

Ülkede diğer uçuşlar bir aksama olmaksızın devam ediyor. Otoriteler uçaklarda virüse karşı alınacak önlemler konusunda tavizsiz bir duruş sergiliyorlar. Air China ve diğer havayolları, yolculara Wuhan uçuşları ile ilgili olarak bedelsiz iptal ya da değişiklik hakkı veriyor. Buna rağmen binlerce yolcu hala ürkek.

Wuhan’ın kapatılması ile havayollarının artık rahatlamış olduğu düşünülebilir. Virüsün kaynağından bir yayılmanın önü kesilmiş oldu. An itibarıyla virüs yayıldı. Şimdi artık bütün Dünya virüsün görüldüğü yerde bloke edilmesine odaklanmalı.

Bu hafta yayınlanan bir memorandumda, Los Angeles Uluslararası Hayayolunu işleten Los Angeles World Havalimanları virüs taramasının nasıl gerçekleştiği ile ilgili bilgiler verdi.

Buna göre, önce Salgın Kontrol Merkezi kuşkulu yolcu için tarama isteyen havayolunu tanımlıyor. Sonra, yolcu eğer Çinli ise, bir Mandarin dilini konuşan rehber eşliğinde yolcuyu 5 dakika süre ile inceliyor. Ardından, yolcu bir ekran taramasına yönlendiriliyor.

Alınan sonuçların ciddiyetine göre bir üçüncü taramaya da karar verilebiliyor. Kuşkulu bir durum olması halinde, merkez yolcuyu, her türlü tedbiri almış ekipler eşliğinde bir hastaneye gönderiyor. Merkez işi asla şansa bırakmıyor.

Havayollarının tamamı uçuş ekiplerini olası vakalara karşı her anlamda hazırlıyorlar ve müşterilerine bu konuda ne kadar hazır olduklarını da göstermeye çalışıyorlar.
Virüs yaygınlaştıkça havayollarının daha büyük bir baskı altında olacakları ortada.. Kısa vadede paniğin büyük bir bölümü Çin ile uçuş trafiğinde olan kabin görevlilerinden ve yolculardan kaynaklanıyor.
Farklı coğrafyalardan örnekler duyuldukça paniğin arttığına tanık olacağız. Örneğin birkaç gün önce Şikago’da rastlanan bir virüs vakası gerçekleşti. Bütün kent korkuya kapıldı.

Uzun vadede ise, havayollarının nakit akışındaki daralmanın bir soruna yol açması beklenebilir. Başta Çin havayolu şirketleri olmak üzere, bir çok Asya havayolu finansal krize girebilir. Sars vakasının zirve yaptığı 2002 Nisan- 2003 Nisan arasında Asya havayolu şirketleri toplam trafiğin yüzde 44’ünü kaybetmişti.

Oteller

Çin otelcilik endüstrisi krizde dinamik bir pozisyon aldı. Özellikle coronavirüsten etkilenen bölgelerdeki oteller bedelsiz iptal hakkı tanıyarak müşteri odaklı bir politika izliyorlar.

Örneğin Hilton iptal hakkını bütün Çin coğrafyasına yaydı. Hilton markalarından herhangi birisine rezervasyon iptali ya da değişikliği yapacak olan müşteriler bunun için hiçbir ceza ya da fark ödemeyecekler. Aynı şekilde Çin’den Dünyanın herhangi bir ülkesindeki Hilton markalarına rezervasyon iptali yapacak olan müşteriler de bu haktan yararlanabilecekler. Hilton bu uygulamayı 8 Şubat tarihine kadar sürdürecek.

Hilton, bütün iptal ve değişiklik istekleri için konuklarının Hilton Misafir Asistanı takımına yönlendiriyor. Şirket basın sözcüsü Nigel Glennie şu ana kadar müşterilerden ve çalışanlardan büyük ölçekli sorunlar gelmediğini belirtti.

 “Konuklarımızın ve ekiplerimizin rahatı bizim temel odağımızdır. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütünden gelen bütün güncellemeleri dikkatle takip ediyoruz.”

Hyatt zinciri de 10 Şubat’a kadar bütün iptal ve değişiklik isteklerini serbest bıraktı. Çin’deki herhangi bir Hyatt Otelde rezervasyonu olan müşteriler 10 Şubat tarihine kadar cezasız iptal ya da değişiklik hakkına sahip olacaklar.  Hyat.com, the Worldof Hyatt app, Wechat Mini program üzerinden yapılacak bütün iptal ve değişiklikler bu uygulamaya dahil.

Buna benzer şekilde, Avustralya, Kamboçya, Çin, Guam, Endonezya, Japonya, Malezya, Maldivler, Filipinler, Saipan, Singapur, Güney Kore, Tayland ve Vietnam’daki bir Hyatt Otelde rezervasyonu olan Çinliler de hiçbir ceza ödemeden iptal ya da değişiklik yapabilecekler. Rezervasyonlarını bir acente üzerinden ya da bir online siteden yapanlar ise iptal ve değişiklik için acentelerine başvuracaklar.

İntercontinental ve Marriott zincirleri de rakipleri ile aynı çizgiyi izliyorlar. Her iki zincir de konuklarına cezasız iptal ya da değişiklik hakkını tanıyor.

Dünyaya ne etki yapar?

Kriz ve önlemler Dünyanın bir Çinli turist patlaması yaşadığı bir döneme denk geldi. Çinli turistlerin toplam sayısı 2003 yılına göre neredeyse 10 kat arttı.

Buna mukabil, bu gün yüksek sezonunu yaşayan destinasyonlarda, kaderi Çinli turiste bağlı olan işletmeler krizin ateşini hissetmeye başladılar. Bir çok bölgede tenha plajları, mağazaları görmek ve işletmecilerin şikayetlerini duymak mümkün.

Şu aşamada Avrupa’nın hemen etkilenmeyeceği tahmin ediliyor. Avrupa turizmi bu gün itibarıyla düşük sezonu yaşıyor.

Ama şu gün yaşanmakta olan kriz ve sarsıntıları akıllara 2002 Sars krizini getiriyor. O tarihteki sarsıntı, Çinli turist hareketini Avrupa ölçeğinde yüzde 33 gibi bir kayıp yaşamıştı.

Capital Economics, coronavirüs krizinin de toplamda yüzde 33 gibi bir eksilmeye neden olması halinde, bir çok hassas ülkenin Gayrı Safi Milli Hasılalarında yüzde 1.5- 2 arasında bir düşüş olacağı bilgisini veriyor.

Dünya ekonomisinin lokomotiflerinden Japonya, Çinli ziyaretçi sayısındaki, azalmanın etkilerini hissetmeye başladı. Ünlü Sensoji Tapınağının yakınındaki Asakusa bu düşüşün sorunları ile boğuşmakta.

Japonya- Plajlar bomboş

Kentteki bir işletmeci yaşanan düşüşten etkilenmiş olarak, “ Geçen yılın turist sayısının yarısına bile ulaşamadık” diyor.

2003 yılında 450 bin olan Çinli turist sayısı 2018’de 8.4 milyona ulaşmıştı. Bu sayı ülkenin toplam turist sayısının yaklaşık yüzde 27’sini teşkil ediyordu. Şimdi ise, Japonya’nın 2020 için hedeflediği uçuk sayı olan 40 milyona ulaşması hedefi ise hayal ötesi gibi duruyor.

Japonya’da yaşanan daralmanın sadece oteller, lokantalar ve turistik noktalarla sınırlı kalmayacağı da çok açık. Zira Çinli turist Japonya’ya alış veriş için geliyor. Mağazaları da çok parlak olmayan bir gelecek bekliyor.

Dünya, krizin Japonya’daki etkisini Nikkei borsa endeksinde görmeye başladı. Ünlü Shisedo kozmetik markası bir günde yüzde 5 kadar bir değer kaybetti. Shisedo özellikle Çinli turistlerin çok yoğun olarak tercih ettiği bir marka.

 “ Ama Japonya bu krizi bazı komşularına göre daha kolayca atlatabilir. Çinlilerin popüler destinasyonlarının başında gelen Tayland bu kadar kolayca kurtulamayabilir. “

Turizm, Tayland’ın Gayrı Safi Milli Hasılası’nın yüzde 18’ini üretiyor. Çinli turistler ise bu ülkenin toplam turist trafiğinin yüzde 25’ini oluşturuyor.

Turizm Bakanı yaptığı uyarıda, krizin Sars ölçeğinde bir zarar vermesi halinde, ülke turizminin kaybının 1.6 milyar doları bulacağını açıkladı. Phuket krizin etkilerini derinden hissetmeye başladı.

Çok ciddi bir durum

Phuket’te 40 odalı bir oteli ve restoranı olan Claude de Crissey ise “ İki gün içinde bütün sokaklar, mağazalar ve plajlar çöle döndü. Kimseler kalmadı” diye konuştu.

“ Phuket turizmi neredeyse tamamen Çinli turiste odaklanmıştı. Eğer bu durum devam ederse Ada bütün ekonomisi ile birlikte batar”.

Avustralya da olumsuz gelişmelerden payını alıyor. Devasa yangınların şokunu atlatamayan ülke, bir de Çinli turist trafiğinin durmasının yaratacağı felaketi hissetmeye başladı.

Avustralya 2019 itibarıyla önceki altı yıla oranlar Çinli turist sayısını iki katına çıkarmıştı. Geçen yılın sonundaki kayıtlara göre Çinli turistler ülkeye gelen ziyaretçi trafiğinin yüzde 15’ini teşkil ediyordu.

PATA ( Pasifik Asya Seyahat Organizasyonu) CEO’su Mario Hardy ise krizin süresi hakkında bir tahminde bulunmanın zor olduğunu söylüyor.

“ Krizin etkilerinin 3 ile 6 ay arasında devam edeceği iddialarını şüphe ile karşılarım. Ama bu konuda daha net bir resmi gelecek birkaç hafta içinde görebiliriz.”

Avrupa için bir tahmin şu aşamada zor

Avrupa kış mevsiminde ve bu aylar Çinli turist için çok cazip değil. Dolayısı ile Avrupa turizmi henüz düşük sezonda. Bu gerçeğe göre, Avrupa’nın bu krizin etkilerini çok kısa zamanda hissetmesi riski yok.

Bir Fransız seyahat şirketinin Yönetim Kurulu Başkanı Jean-Pierre Mas, “ Şimdilik düşük sezondayız. Bu nedenle bir yorum yapmak yanlış olur. Ama bu durum devam ederse, Çinli turistin yokluğu çok önemli bir ekonomik etki yaratır.

2019’da Fransa’yı iki milyon Çinli turist ziyaret etmişti. Bu ülke Çinliler için Avrupa’nın en çekici destinasyonu olarak kabul ediliyor. Çinlilerin bu ülkede ortalama konaklama süresi 5 gün ve toplam harcamaları ise yaklaşık olarak 4 milyar Euro.

İsviçre’yi ziyaret eden turistlerin yüzde 4.5’ini Çinliler oluşturuyor. Bu ülkenin turizm otoriteleri de krize bağlı olarak tahmini geceleme kaybını yüzde 4.5 olarak tahmin ediyorlar.

Konu sadece turist sayısı ile sınırlı değil. Bunu da kayda geçirelim.

Virüsün bütün Dünya’da bir salgın yaratması riskini bir tarafa bırakalım.

Ama üretimini Çin’de yaptıran sektörler ne olacak?

Bu ülkeden mal ve başka ürünlerin girişi kesilirse, bu ürünler ile üretim yapan diğer sektörler ne yapacak? Çarklar duracak mı?

Dünyadaki lüks tüketimin ana kaynağı Çinliler. Onlar bu alandan çekilirse, ortaya çıkan boşluğu kim dolduracak?

Bu ve buna benzer yüzlerce soru var. Neredeyse hepsi cevapsız kalıyor.

“ Aman, bana değmeyen bir kriz” çok amatör ve çok iyimser bir cümle olur.