12 Ekim 2021 Salı

Kavşaktaki Çiçekçi ve Yaratıcı Pazarlama

Antalya Havalimanının girişine gelmeden hemen önce bir kavşak vardır. 

Anadolu kasabalarının tabiri ile üç yol ağzı da denebilir. Havalimanına gidiş, geliş ve bir de Lara- Kundu tarafına gidiş geliş yolu. O kavşakta araçlar kırmızı ışıkta yaklaşık bir dakika kadar beklerler.

Trafiği de yoğundur. Gece hariç gün boyu yüksek bir araç hareketi vardır. Trafik ışıklarında bekleme süresi de bir hayli uzundur.

İşte bu kavşakta, birkaç haftadan bu yana gül satmaya çabalayan bir adam var.

Kırmızı ışıklarda duran arabaların yanından biraz da hızlı adımlarla yürüyor. Bir yandan da arabalardaki insanların zor duyacakları bir ses tonu ile elindeki çiçeği satmaya çabalıyor.

-      Gül var… Gül verelim..

Pek başarılı olduğu da söylenemez. Saatlerce araç kuyrukları boyunca yürüdükten sonra, kaç tane gül demeti satıyor, merak ediyorum.

Ama çok fazla olmadığını tahmin etmek zor değil.

Ben gül severim. Ama buna rağmen bende bile bir satın alma duygusu yaratamıyor ise, gerisini siz düşünün. Çiçek konusunda bonkör ve hassas olmayan çok sayıda insanın yaşadığı bir kentte bu işi yapanların işi biraz zor.

Bundan yıllarca önce, Antalya’da bu işin piri bir isim vardı. Geceleri dışarıda eğlenme alışkanlığı olanlar hemen hatırlayacaklardır.

Sosyete çiçekçisi Meftun.

Meftun gerçek bir pazarlama ve satış ustası idi. Elindeki gülleri satmazdı. Ya da onun yaptığına çiçek satmak demeyelim. O eşleri, sevgilileri, arkadaşları çiçek ile bir araya getirir, muhabbetlerini arttırır, ortama sempati ile soslanmış bir sevgi yumağı bırakırdı.

Çok kısa zamanda da markalaştı. Meftun’dan bir mekanda çiçek almak ve hatta ondan ilgi görmek bir ayrıcalık göstergesine dönüştü.

Kavşaktaki adama dönelim.

Dostumuzun bu işi sürdürmesi biraz zor gibi geliyor. Kış ayları başladığında bitirecektir zaten. Hem o kavşaktaki trafik azalacağı, hem de soğuk havalarda işi zorlaşacağı için.

Kaldı ki, adamımızın bu işi kalıcı bir meslek olarak benimsemediği de ortada. Beden dili çok açık bir mesaj veriyor; “ Şu akşamın nafakası çıksın. Gül verelim “

Gül satmaya çabalayan adamınızın neden çok başarılı olmadığını çözmeye çalışalım.

Benim gözlemlerim.

Pazar analizi yapmamış.

İşe başlarken farklı günlerde birkaç değişik çiçek demeti ile bir tercih eğilimi analizi yapabilirdi. Böylece en çok tercih edilen çiçekten devam ederdi.

Tüketici analizi yapmamış

Birkaç haftalık bir gözlem ile o ışıklarda duran insanların kültürel donanımı, hitabet dili, davranış, iletişim biçimi hakkında fikir sahibi olabilirdi. 

Böylece sıradan bir Gül Verelim kalıbı yerine daha etkili, yaratıcı bir seslenme cümlesi kurabilirdi. 

Daha da ötesi var. 

Araçlardaki insanların çift, arkadaş, aile olma gibi durumlara göre çok cazip ifadeler kullanabilirdi.

Kendisini doğru konumlandırmamış

Dostumuz kusura bakmasın.

Ama uzun ve özensiz bırakılmış sakallar o birkaç saniyelik temas anında insanlarda olumlu bir etki bırakmaz. Ya traş olmalı, ya da düzgün bir sakal bırakmalı.

Buradan puan kaybediyor. Kaldı ki, kırmızı ışıkta, insanların bir an önce yeşil ışığın yanmasına odaklandığı bir noktada, çok az bir süresi var.

Kıyafet etkileyici değil

Birbiri ile uyumsuz renklerden oluşan bir kıyafet seti var. Bu uyumsuz renkler de insanların dikkatini dağıtıyor. O karmaşada akla en son gelecek nesne elbette elindeki güller olacaktır. Ki benim artık hiç dikkatimi çekmemeye başladı.

Sade, gözleri yormayan, insanlarda sempati uyandıracak renklerden oluşan bir kıyafet herkesin dikkatini çekecektir. Gül satın alma isteği de uyandırabilecektir.

Yaptığı işi oyunlaştırmalı

İşin içine eğlence katmalı. 

Heyecan olmalı. 

Onu gören insanlar gülümsemeye başlamalı. 

Her gün oradan geçenler, adamımızı görmek ve selam vermek için durmalı. Gördüklerinde ise, yakın bir dostlarını görmüş gibi hissetmeli. Bu yakınlığı sağlarsa, gerisi kolaylaşır.

Oyunlaştırmanın en öncelikli aracı sözdür. Söz işi bitirir. Adamımız basit bir ‘ Gül verelim’ repliği yerine, keyif veren muhabbet cümleleri kurmalı.

Evlerine farklı yollardan giden araç sahipleri, bu muhabbeti duyduklarında, yollarını değiştirmeli. Adamımızın çiçek sattığı kavşağı tercih etmeli. Bu kavşak bir muhabbet ve keyif mola yerine dönüşmeli. İnsanlar o kırmızı ışıkta gülerek beklemeli.

Eğlence ve muhabbet her zaman kazanır ve kazandırır.

Eğer bu yazıyı okuma şansı olursa da, gelip birkaç yıl sonra bana teşekkür etmeli.

 

 

 

28 Eylül 2021 Salı

Turizm Sektöründe İşgücü Felaketi Kapıda II

Yaşanan sıkıntılı sürecin artıları ve eksileri

İlginç olacak ama artan maliyetlerin ve işgücü yetersizliğinin olumlu bir etkisi var. İş sahipleri işletmeleri için yüksek donanımlı işgücü arayışına yöneldiler.

Sektörde çalışmaya talep azalsa da, geri kalanların donanımlı olduğu görülüyor. Onlar akıllı bir manevra ile sektöre giriş için ideal zamanın bu günler olduğunu düşünüyorlar. Bu da konaklama işletmelerinin en ideal adayları seçmeleri için fırsat yaratıyor.

Bu günler,  konaklama endüstrisinde çalışmaya tutkusu olan çalışanlar için bir avantajdır.

Böylece daha fazla iş fırsatına sahiptirler.  Bu dönemde, daha yüksek ücretlerle ve daha uygun koşullarda iş bulma şansları her zamandan daha yüksektir.

Ancak, madalyonun iki yüzü var.

İşverenler, azalan iş talebi arasından en donanımlı olanları seçme şansına sahip olacaklar.  Bununla birlikte, işe alma ve değerlendirme süreci uzayacak. Daha fazla dikkat edilmesi gerekecek. Daha fazla zaman ayrılacak.

Öte yandan işgücü maliyetleri artmaya devam edecek.

Bu da iş sahiplerinin finansal dengesini olumsuz etkileyecek. Konaklama fiyatlarına zam yapmak gerekecek. Bu da rekabeti zorlayacak.

Yaşanmakta olan işgücü yetersizliği ve maliyetler işverenleri daha farklı yaklaşımlara yöneltecek. Burası çok net. Mevcut çalışanlarını korumak için yollar arayacaklar. Nitelikli işgücünü çekmek için paketler hazırlayacaklar. Karlılık oranlarını düşürmeksizin, daha esnek programlar, daha kısa vardiyalar, daha etkileyici sosyal haklar gibi yolları deneyecekler. Araştırmalar Y ve Z kuşakları için bir gerçeği vurguluyor. Bu kuşağa mensup çalışanlarda işyerine uzun süreli sadakat yok. Onlar bir işyerine ömür boyu bağlanma taraftarı değiller. Bunun yerine arada bir değişiklik, esneklik ve iş yaşam dengesini önemsiyorlar. Bu da işverenlerin işini kolaylaştıracak.

Bu noktaya kadar yetersiz işgücünü ve artan maliyetlerini konuştuk. Ama işin bir de finansal boyutu var. İşverenler çalışan ücretlerini yükseltecekler. Bu da bütçelere belirli bir yük getirecek. Dolayısı ile işverenler karlarını yükseltmek zorunda kalacaklar. Bu nasıl olacak? Hangi enstrümanlar kullanılacak?

Başka çözümler var mı?

Bu paylaşacağım önerilere kızanlar olabilir. Ama geleceğin önüne geçilemez. Ve bu gelecek bütün sektörlere olduğu gibi, konaklamaya da robotları, yapay zekayı ve makineleşmeyi dayatıyor. Daha çok yapay zeka ve daha çok robot artan işgücü maliyetlerini dengeleyebilir.

Mesela mutfakları ele alalım.

Akıllı fırınlar yemeği pişiriyor. Pişme bitiyor ve fırın standby moduna geçiyor.

Bu hem işgücünü azaltır hem de çalışanların zamandan kazanmasını sağlar. Sektör, yemek hazırlık robotlarını da gündeme almaya başlamalıdır. Bu robotlar yemekleri pişme öncesinde hazırlayabilir ve şefin işini kolaylaştırırlar.

Delta Varyantı çok hızlı yayılıyor. Bu nedenle insanlar sağlıkları ile ilgili olarak hala çok yüksek endişeler içinde. Dışarıda yemek yerken insanlarla temasta olmak istemeyeceklerdir. Böyle durumlar için sesli sipariş sistemleri üretildi.

Lokantaların çok yoğun oldukları zamanlarda sesli sipariş modeli çok işe yarar.

Mutfak ve servisin duyup kaydedeceği bir sesli sipariş ya da akıllı telefon siparişi işleyişi hızlandırır ve riskleri azaltır.

Bundan önceki zamanlarda da işgücü yetersizliği vardı.

Bu kadar yüksek olmasa da sorun yaratıyordu. Ama pandemi tehlikeyi çok daha belirgin ve kalıcı hale getirdi. Şimdi ücretler de hızla artıyor.

Konaklama ve mutfak işletmeleri bir araya gelmek ve yeni risklere karşı ortak politikalar üretmek zorundalar. Aksi halde işleri çok zor olacak.

Turizm eğitim kurumları ile işletmeler birlikte hareket etmeli

İşletmeler bir araya gelip çalışanlara daha uygun çalışma koşulları ve sosyal haklar için bir konsensüs oluşturmak durumundalar. Ücretler insani boyutlara getirilmeli.

Görev tanımları güncellenmeli. Bu da yetmez. Sektörden kaçan değerleri geri kazanmak için yaratıcı yöntemler geliştirilmeli. Bu da yetmez. Popülaritesi hızla düşen turizm okulları ile işletmeler daha yakın durmalı.

Ortak modeller geliştirmeli. Krizin atlatılmasında turizm fakültelerine, yüksek okullarına, liselere ve eğitimci kadrolarına daha fazla rol düşecek.

Oteller ve eğitim kurumları daha sıcak bir ilişki kurmalı. Okullar ve oteller teknolojiyi birlikte değerlendirmeli. Zira çözümün bir parçası da teknolojide yatıyor.

Kamu, Turizm, Üniversiteler, Turizm medyası…

Tehlike kapıda

 


26 Eylül 2021 Pazar

Turizm Sektöründe İşgücü Felaketi Kapıda I.

IK değil, İnsan Politikası zamanı

Felaket bağıra çağıra “ geliyorum “ diyor. Hem de hiç beklemediğiniz yerden.

Eğer, 2021 yılında, Antalya’nın en prestijli bölgesindeki bir otelde stajını bitirip memleketine dönmek için otobüs bekleyen 16 yaşındaki bir kız stajyer şunları söylüyorsa;

-      Otelde sistem yoktu Kimin ne yaptığı belli değildi. Fazla mesailerimizi de ödemediler zaten. Ben okulu bitirince asla turizmde çalışmam.

Bu iş bitmiştir. Geçmiş olsun.

Eğer bu haklı isyanı, deneyimsiz bir gencin saçmalaması olarak görürseniz…

Bir daha ve daha da vahim bir geçmiş olsun.

Yetersiz işgücü sorunu artık en temel risk haline geldi.

Uzak olmayan bir gelecekte sektör, yönetici ve çalışan bulmakta büyük zorluklar ile karşı karşıya gelecek. Hatta bulamayacak.

Ne yönetici, ne de asgari niteliklere sahip çalışan bulamayacağımız günler uzak değil.

Bu sorun sadece Türkiye’de değil, genel olarak bütün Dünyada sektörü tehdit ediyor.

Avrupa otel endüstrisi de eleman bulmakta zorlanıyor. Küresel bir işgücü krizi patlamak üzere ve turizmciler bunu görmezden gelmeyi tercih ediyor.

Otel odaları yeterince temizlenmiyor.

Yiyecek ve içecek birimlerinde, önceki yılların servis seviyeleri yakalanamıyor

Otel resepsiyonları dil bilmeyen, sisteme vakıf olmayan çalışanlarla dolu

Otelciliğin ruhuna çok uzak çalışanlar standartları aşağıya çekiyor

Otel ile konuk arasındaki iletişim kopmuş durumda.

Ne oluyor? Neler olacak?

Geçen 18 aylık süre zarfında kapanışların en büyük sıkıntısını yaşayan çalışanlar son aşamada artık bir karar vermekle karşı karşıya kaldılar.

Sordukları ve cevabını bulamadıkları birkaç soru vardı;

-        Turizm ve Otelcilik sektörünün geleceği var mı?

-        Ben, kişisel olarak Turizm ve Otelcilik sektörüne güvenebilir miyim?

Sorulara verdikleri cevaplar genellikle olumsuz

Geçtiğimiz 18 ayda uzun süreli ücretsiz izinlere ya da askılara çıkarılan çalışanlar hayatları ile ilgili önemli kararlar aldılar. Yeni iş alanlarına kaydılar. Eğitim alarak yeni iş becerileri edindiler. Yeni sektörlerdeki gelirleri de otellerde kazandıklarının çok üzerinde gerçekleşti.

Başta büyük zincirler olmak üzere, oteller bu soruna çare arıyor. Temel soruya cevap bulmak için çabalıyorlar. Giden yetenekleri nasıl geri getirebiliriz?

Türkiye’de durumu daha da vahim hale getiren bir sorun daha var. Bu da giderek daha ciddi sonuçlar doğuracağa benziyor.

Turizm eğitimine olan ilgi hızla azalıyor.  Turizm fakülte ve yüksek okullarının kontenjanları dolmuyor. Mezun olanların ise sadece küçük bir yüzdesi turizm sektörüne giriş yapıyor.

Şimdi sektör yöneticileri için düşünme zamanı

Yetersiz ve başarısız çalışan müşteri kaybettirir

Turizmden uzaklaşan nitelikli çalışanları nasıl geri kazanırız?

Mevcut çalışanları kaybetme riskini nasıl bertaraf ederiz?

Çalışanların yaşam kalitelerinin yükselmesi için neler yapabiliriz?

Kadroların daha üstün nitelikler kazanması için ne yapmalıyız?

Ortada bir paradoks var

Çok somut bir realiteyi görmek zorundayız. Ortada kirli odalar, resepsiyonda kuyruklar, lezzetsiz büfeler varken, konuklar, otellerden mutsuz ayrılırken, kafaları kaldırıp fiyatlara odaklanmak ve gelir yönetimini incelemek çok zor olacaktır. Oteller standartları yakalamadan gelir ve karlılık gibi alanlara odaklanmakta zorluk çekeceklerdir.

Kaybedilen donanımlı işgücünü sektöre geri kazanmak için fazla bir zaman yok. 18 aydır para kaybeden sektör, şimdi geri dönen talep sayesinde umutlanıyor. Ama bir yandan da geri dönen talebi tatmin edecek hizmet seviyelerini yakalayabilmek için çareler düşünüyor.

Avrupa’da çare olarak taraftar toplayan çözüm yolu, outsource işgücü. Daha önceki olumsuz deneyimlerden dersini alan outsource firmaları, yeni döneme daha aktif, müşteri odaklı ve üst düzey hizmet sözü ile girmeye çalışıyorlar. Bu noktada önemli olan husus, firmaların otellere maliyetleri dikkate alan paketler sunmalarıdır.

Geçtiğimiz aylar boyunca kapalı kalan oteller ve restoranlar tekrar hayata dönüyor.

Bir bütün olarak Otelcilik tekrar ayağa kalkıyor. Bu ayağa kalkmanın çok hızlı ve tatminkar olduğunu söylemek güç. Zira işletmeler kapalı dönemlerde zarar ettiler. Bu nedenle donanımlı işgücü bulmakta zorlanıyorlar.

Bu zararları yerine koymak gibi bir şansları da yok. Daha da kötüsü var. Restoranlar, temalı parklar, oteller birçok taraftan baskı altındalar: Yükselen maliyetler, işgücü yetersizliği, gıda tedarikindeki belirsizlikler, müşteri beklentilerindeki aşırı yükselişe karşı yetersiz servis ve kayıplar. Hepsinin içinde en önemli sıkıntının işgücü kıtlığı olduğu aşikar.

İşgücü sıkıntısı ve artan işgücü maliyetinin arka planı

Virüs, geçen yıl, yiyecek içecek mekanlarını ve otelleri kapanmaya zorladı.

Bu dönemde, kariyer sitelerinden alınan veriler sektörün işgücü kaybının çok yüksek olduğunu gösteriyordu. Yine bu iş arama sitelerinde turizm ve otelcilik alanında iş arama oranları yüzde 35 oranında azaldı. Dünya ölçeğinde bakarsak, salgın döneminde konaklama sektöründe işten çıkarılanların sayısı milyonlara ulaştı. Çıkarılanlar, pandemi geçse dahi sektöre geri dönme eğiliminde değiller.

Konaklama işletmeleri, önceki başvuru sahiplerine ulaşmaya ve bu boş pozisyonları doldurmaları için onları işe almaya çalışıyor, bu da işgücü sıkıntısının konaklama endüstrisi üzerindeki büyük etkisini yansıtıyor.

Bu noktada, sektörün bazı ilginç şeyler de yaşamakta olduğunu belirtelim. Bundan yıllar önce konaklama sektöründe bir pozisyon için iş başvurusunda bulunanlar, bu şirketlerden – oldukça gecikmiş – geri dönüşler alıyorlar.

Konaklama işletmeleri, önceki başvuru sahiplerine ulaşmaya ve bu boş pozisyonları doldurmaları için onları işe almaya çalışıyor, bu da işgücü sıkıntısının konaklama endüstrisi üzerindeki büyük etkisini yansıtıyor.

Yaşanan krizin arka planında, gerileyen işçi ücretleri, yüksek devir hızının olduğu ortada. Mesela, başlangıç seviyesindeki çalışan ücretleri diğer sektörlere göre düşük.

Global ölçekte bir çok turizm ve otel işletmecisi, çalışanların payını arttırmadıkları sürece işgücü kıtlığının devam edeceğini anladılar. Zira eksik işgücü bir kazanç değil, tam tersine yüksek bir maliyet olarak etki yapıyor.

Tam bu noktada bir çelişki daha ortaya çıkıyor. Bir tarafta çalışan ücretlerinin arttırılması gibi bir zorunluluk var, diğer tarafta ise düşen gelirler var. Talep ve satış fiyatları artmıyor. Bu durumda temel soru, işçi ücretleri nasıl arttırılacak?

14 Eylül 2021 Salı

60 yaş için harika tavsiyeler

Evet. Nihayet emekli oldunuz.

Artık 24 saatinizin tamamı size ait. Çok zamanınız var. Ama bir risk var ki, sağlığınız için sorun yaratabilir. Bu da can sıkıntısıdır.

Aşağıda 60 tane önerimiz var. Bunları yaparak ailenize, arkadaşlarınıza ve kendinize bol zaman ayırabilir ve birçok şeyi yeniden keşfedebilirsiniz.

Kuru bir emeklilik yaşantısı ömrünüzü kısaltır

Çökersiniz

Haydi başlayalım.

Daha fazla araştırın ve daha fazla öğrenin

Üniversitelerin açtığı emekli kurslarına katılın

Adını hiç duymadığınız bir yere gidin. Mesela bir arboretum

Yaşadığınız kentin belediyesinin bir toplantısına katılın

Bir okulda gönüllü eğitimcilik yapın

Bir kitap kulübüne üye olun

Astronomi ile ilgilenin

Hiç bilmediğiniz bir cihazı inceleyin

Bölgenizdeki bütün müzelerde uzun incelemeler yapın

Oyunculuk ya da doğaçlama dersi alın

Yeni bir dil öğrenmeye başlayın

Daha çok yardım edin

Geçmişinizi bir düşünün. Mücadele dolu zamanlarda birileri size yardımcı olmuştur. Şimdi de siz o insanlar gibi olun. Yardımcı olmak size kendinizi iyi hissettirir. Başkalarının hayatına dokunmak muhteşem bir sosyal tatmin duygusu sağlar.

Eski kıyafetleri ikinci el mağazalarına bağışlayın

Evsiz insanlara dağıtmak için bakım paketleri oluşturun

Hayır kurumuna bağış yapın

Bir bağış toplama etkinliğine ev sahipliği yapın

Bir gıda bankasında gönüllü olun

Bir temizlik çalışanına büyük bir bahşiş bırakın

Yaşlı bir evcil hayvanı sahiplenin

İlk bakışta tuhaf gelebilir, ama yaşlı bir kedi ya da köpek sahiplenmenizin anlamı çok büyüktür. Çok büyük sorumluluktur. Ama şuna inanın, yaşlı petler ve emekliler çok uyumlu dostluklar oluşturabilirler. Yaşlı petler daha olgun, daha uyumlu ve daha sakindir.

Bir misyon turuna katılın

Bir fast food lokantasında, sizden sonrakinin hesabını ödeyin

Afrika’ya yardımı gündeminize alın ve yerine getirin

Daha çok iletişim kurun

Hayatınız için etkileşim çok önemlidir. Ailenize ve dostlarınıza daha çok zaman ayırın. Ama yeni insanlarla tanışmaktan da korkmayın.

Yaşadığınız kentin yerel eğlencelerine, müzik gruplarına ilgi gösterin

Eskiden olduğu gibi, sevdiğiniz birisine el yazısı ile mektup yazın

Bütün ailenizi alın ve bir seyahate çıkın

Aileniz ile birlikte bir polisiye çözün

Bölgenizdeki bira ve şarap üretim yerlerini ziyaret edin, tadım yapın

Yasal olmak kaydı ile hassas olduğunuz konularda mitinglere katılın

Öğrenin, gelişin, çevre edinin

Günümüz Dünyasında inandıklarınızla ayakta kalmak zordur. Ama onlara sadık kalarak yaşamaya devam etmek size her türlü değişim enerjisini sağlar. İnterneti iyi kullanın ve sitelerde, sosyal medyada ve kitaplarda doğru kaynaklara ulaşın. Bu kaynaklardan edineceğiniz bilgiler ile kendinizi sosyal ve politik anlamda geliştirin. Aynı düşüncede olduğunuz insanlarla buluşun. Hayatınıza bir değişiklik katın.

Bir resim öğrenme kursuna kayıt olun

İlginizi çeken bir kulübe katılın

Sağlığınızı geliştirin

Gün içinde herhangi bir işiniz olmadığında dinlenmek ve rahatlamak cazip gelebilir, ancak sağlıklı kalmak hastalıkları önleyebilir, kilonuzu kontrol edebilir, ruh halinizi iyileştirebilir ve daha uzun yaşamanıza yardımcı olabilir.

At binmeyi öğrenin

Yeni bir tarif deneyin

Zumba veya dans dersi alın

Vejetaryen olmayı deneyin

Yoga öğrenin

Bir savunma sporu öğren

Meditasyon yapmaya başla

Kendi meyve ve sebzelerinizi yetiştirin

Bahçe işleri yapmak hem egzersiz yapmanızı sağlar, hem de güneşte daha fazla kalmanıza zaman bulursunuz. Aynı zamanda, kendi yetiştirdiğiniz sebze ve meyve daha sağlıklıdır.

Düzenli olarak masaj yaptırmaya başlayın

Bir triatlona katılma antrenmanları yapın

Daha fazla tasarruf

Tasarruf etmeyi sürdürün

Yaşlılara yapılan indirimleri elde edin

Bir gün kapağını açıp şaşırmak için bir kavanoz ayırın her fırsatta içine birkaç bozukluk atın. Gerektiğinde kullanın

Bir kavanozda bozuk paraları biriktirmeye başlayın

Bir bahçe satışı düzenleyin

Hediyelik eşyalar üretin ve dostlarınıza gönderin

Finansal yönetim ve gelir elde etmek

Bir finansal danışmandan bilgi ve yardım isteyin

Kullanılmayan eşyaları çevrimiçi satın

Bölgenizdeki kütüphaneye üye olun

Daha Fazla Seyahat edin

Emeklilik, gelecek hafta iş endişesi olmadan daha önce hiç gitmediğiniz alanları keşfetmeniz için size zaman tanır. Dünyanın en güzel yerlerinden bazılarında kendinizi rahat bırakın.

Kuzey Işıklarını görün

Eğer hiç denemendiniz ise, gemi yolculuğuna çıkın

Dünyanın Yedi Harikasından en az birini ziyaret edin

Belki yedisini de ziyaret etmek zor olabilir, ancak her bir harika kendi içinde inanılmazdır.

Günümüzün yedi harikası şunlardır;

- Petra, Ürdün

- Taj Mahal Hindistan

- Macchu Picchu Peru.

- Chichen Itza Meksika.

- Christ the Redeemer, Brezilyal.

- Rome Colosseum. İtalya

- Çin Seddi

Yine seyahat, yine farklı kültürler

Ucuz uluslararası uçuşlar bulun.

Derin denizlerde rehberler eşliğinde dalış yapın

İrlanda'da pub gezintisine çıkın

Ülkenizdeki Ulusal Parkları Keşfedin

Meksika'da balina izle

Ülkenizin bütün kentlerini gezmek için plan yapın ve başlatın

30 Ağustos 2021 Pazartesi

Otelinizin ömrü kaç yıl olacak?

 Bu soruya ne ben, ne de siz cevap verebilirsiniz. Bunun cevabı gelecekte saklı.

O gelecek geldiğinde otelinizin kaderi de belli olmuştur zaten.

Ama o gelecekte, otelinizin ayakta ve hatta hayatta kalma şansını yükseltmek için, bu günden yapabilecekleriniz var.

Bu konuda biraz aydınlanabilmek için gelin, şu notları dikkatle okuyun.

Felaketler galiba bir parça işe yarıyor.

İnsanları, gelecekte yaşanabilecek korkunç felaketler konusunda uyarıyor. Böylece, geleceği kurtarmak noktasındaki hassasiyet artıyor.

Gelinen nokta biraz da olsa umut veriyor.

İnsanlığın gündeminde ilk sırada sürdürülebilirlik var. Bu kavramın önemi gittikçe artıyor. Herkes çevreye saygı noktasında daha da duyarlı bir hale geldi. Bu güzel bir gelişme.

Bu noktada, insanoğlunu doğrulara yönlendirecek sağlam bir rehberlik gerekiyor. Hem bireyler hem de işletmeler sürdürülebilirlik konusunda daha fazla bilgi talep ediyor.

Çevreci sürdürülebilirlik hangi alanları kapsar?

İnsanlar ve işletmelerin öncelikli kararı Dünyamızı korumak için somut adımlar atmak olmalıdır. Durum çok vahim değil.

2019’da yapılan bir araştırmada, insanların yüzde 93’ü çevre konusunda kaygılarını ifade ettiler. Yüzde 77 ise daha sürdürülebilir bir yaşamı öğrenmeye istekli olduklarını belirtti.

Bu noktada ilginç olan bir durumdan söz etmek isterim. İnsanlar, sürdürülebilirlik kavramı hakkında çok fazla bilgiye sahip değiller.

Buna karşılık bu konuda bilgi sahibi olup buna göre yaşamak isteyenlerin sayısı da çok. Dolayısı ile iklim bozulmasına ve çevresel felaketlere karşı en etkili mücadele yolu olarak eğitim ön plana çıkıyor.

Oteller olarak bu alanda adımlar atmaya başlamadan önce endişeye kapılmayın. Bu alanda mükemmel bir pratiğiniz olmayabilir.

Geçmişte böyle bir deneyiminiz olmayabilir

Bundan önce, olağanüstü çevreci bir program hayata geçirmiş olmayabilirsiniz. Merak etmeyin. Ama şunu bilin, artık insanların yüzde 81’den fazlası sürdürülebilirliği önemseyen işletmeleri tercih ediyor.

İnsanlar, kişisel değerleri ile bağdaşan kriterleri olan işletmeler ile iş yaptıklarında, kendilerini iyi hissediyorlar.

Şu konuda kesin kararınızı verin. Bir işletme olarak gezegenin ve bu gezegende yaşayan tüm canlıların sağlığı adına neredesiniz? Sürdürülebilirlik gündeminizde var mı?

Eğer sürdürülebilirlik, anayasanızın ilk sırasına yerleşirse, bundan kazançlı çıkacağınızdan emin olabilirsiniz. Zira, bu sayede daha az enerji ve su tüketeceksiniz. Kazancınız sadece bu olmayacak. Günümüzde daha da hassaslaşan insanlara bu çalışmalarınızdan bahsedin. Maddi kazancınızın ötesinde, markanıza geniş bir sempatizan kitlesi kazanacaksınız.

Pandemi, sürdürülebilirliği ve seyahat sektörünü nasıl etkiledi?

Çok açık bir gerçek var. Pandemi insanların daha sürdürülebilir pratikler, seçimler ve satın almalar konusunda hassasiyetlerini yükseltti.

Virtuoso isimli seyahat şirketi tarafından yapılan bir araştırmaya katılanların yüzde 82’si, pandeminin, kendilerini, daha sorumlu seyahatler için eğittiğini söylüyor. Yüzde 72 ise, artık seyahatin yerel toplulukları desteklemesi gerektiğini belirtiyor.

Buradan çıkan genel fikir ise şudur; artık seyahat, destinasyonların, kültür mirasının, yerel ekonomilerin korunmasında daha etkili rol oynamalıdır. Zaten geleceği de buna bağlıdır.

Şundan da emin olabilirsiniz. Gerek basılı gerekse online mecralarda bundan böyle bu konuda çok daha fazla makale ve eleştiri yazısı okuyacaksınız. Bu hayati konuda uyarılar ve sorular artarak devam edecek. Bunu asla unutmamak gerekiyor.

Akıllarda kalması gereken bir başka husus daha var. Bu sürece dahil olan otellerin sayısı da hızla artıyor. Bu iş bir trend değil, kalıcı bir gerçeklik.

Bakın gittikçe artan bir kitle daha var. Yapılan araştırmalarda sürdürülebilir oteller için daha yüksek ücret ödeyecek insanların oranı yüzde 60’ları buldu. BU konudaki kriterlerinin başında gelenler de şunlar; daha az plastik kullanımı, yerel üreticiden tedarik edilen gıda ve hizmetler, daha verimli enerji ve su tüketimi.

Otelinizi daha da sürdürülebilir kılmak için neler yapabilirsiniz?

En başta gelen tasarruf kalemi enerjidir. Bütün aydınlatmalarda LED’e geçmek. Çatılara pencereler açarak gün ışığından yararlanmak. Enerji tasarruflu mutfak ve çamaşırhane ekipmanı kullanmak başarılı sonuçlar sağlar.

Duş başlıklarının akış hızını düşürün. Tuvalet sifonlarını ekonomik olanlarla değiştirin.

Biyobozunur/geri dönüştürülebilir ambalajlarda doğal, organik ve yerel tuvalet malzemelerine geçin. Banyolarınıza, yeniden doldurulabilir şampuan ve sabunluklar yerleştirmeyi de düşünebilirsiniz.

Odalardaki kağıt veya plastik bardakları ve kupaları tekrar kullanılabilir bardak ve kupalarla değiştirin.

Her odaya işaretler ekleyerek misafirlerinizi havlularını ve yatak takımlarını yeniden kullanmaya teşvik edin

Çevre dostu temizlik ürünlerini tercih edin.

Odalara ve ortak alanlara geri dönüşüm kutuları ekleyin

Yerel, mevsimlik, organik yiyecekler sunun - bu şekilde yerel işletmeyi de desteklemiş olun. Bu desteğiniz konuklarınız için çok önemlidir.

Tahıl, yoğurt ve reçel gibi ambalajlı ürünleri cam kaplarla değiştirin

Yiyecek atıklarınızı kompostlayın ve artık yiyecekleri yerel gıda bankalarına bağışlayın!

Konuklara uzaktan/dijital giriş/çıkış sunun - bu, kağıt kullanımını azaltır

Personelin tek kullanımlık değil, yeniden kullanılabilir maskeler takmasını sağlayın

Ofis malzemeleri söz konusu olduğunda, mümkün olduğunca biyolojik olarak parçalanabilen ürünleri tercih edin.

Bunlar sürdürülebilir bir otel olmak yolunda ilk ve en basit adımlardır. Eğer odaklanırsanız, siz de otelinize özel bazı uygulamalar bulabilirsiniz.

Bunları yaptıktan sonra, websitenize girin. Çevre ve sürdürülebilirlik konusundaki çalışmalarınızı anlatan sempatik açılış sayfası oluşturun.

Bu sayfanızda, çevreci yaklaşımınıza müşterilerinizi de dahil edebilirsiniz. Onlara, çevreci seyahatler konusunda öneriler sunun. Cesaretlendirin.

Şimdi siz söyleyin.

Oteliniz kaç yıl ayakta kalacak?

10 Ağustos 2021 Salı

2040 – Kıyamete 10 kala

Zehirlenmiş su kaynakları ve bitik tarım arazileri.

Çölleşmiş göller

Ölümcül hastalıkları tetikleyen hava kirliliği

Nefes almakta zorlanan kentliler

Tükenmiş doğal kaynaklar

Perişan edilmiş ormanlar

Dibe vurmuş üretim

Hızla azalan nüfus

Devletlerin sosyal harcamaları iptal etmesi

Size, 2050 öncesindeki son dönemeci işaret ediyorum. 

Biraz olsun korktunuz mu? Amacım da bu zaten.

Siz, bir yandan yaşanmakta olan dehşete odaklanın ve ne zaman biteceği ile ilgili tahminlerde bulunun. Bir yandan da, adeta gelecek güllük gülistanlıkmış gibi, hiçbir çözüm aramadan, vur patlasın, çal oynasına devam edin

1972 yılında yapılan bir araştırmanın sonuçları gelecek için hiç de olumlu mesajlar vermiyor. 2040’larda hem nüfus artışı çok yavaşlayacak, hem de yaşam kalitesinde dramatik düşüşler olacak.

Bu çalışma bundan 50 yıl önce yapıldı. Gelinen aşamada her şey bu çalışmanın tahminlerini doğruluyor. Yaşanmakta olan felaketler, 2040’larda olacakların habercisi gibi görünüyor.

Büyümenin sınırları raporu ( 1972 )

1970’lerde yazılan bir rapor 2040’larda küresel bir çöküş yaşanacağı tahmininde bulunuyor.

Raporu yeniden ele alan uzmanlar, Dünyanın son hızla böyle bir sürece yol almakta olduğunu vurguluyorlar. Daha doğrusu, bu rapor 1972 yılında basılmış olan Büyümenin Sınırları isimli çok satan bir kitaptan alıntılandı.

Belirtilen yıl içinde bir grup MIT uzmanı, endüstriyel uygarlığın, bunun taşıyıcısı olan şirketlerin ve buna yol veren hükümetlerin, bedeli ne olursa olsun ekonomik büyüme peşinde koşmalarının bir noktada nasıl bir felakete yol açacağını açıkladı. Bu aşırı büyüme hırsı bir aşamada patlayacak ve sonuçta çökecekti.

MIT ( Massachusets Institute of Technology ) uzmanları bu öngörüyü desteklemek üzere, on iki potansiyel gelecek tahmini senaryosu yazdılar. Bunlardan en korku verecek olanı ise, doğal kaynakların kıtlaşması, ekonomik büyümenin durması ve milyarlarca insanın kişisel refahının neredeyse sıfırlanması ihtimali idi.

Geleneksel işletmecilik senaryosu

Raporda yazılan en korkutucu senaryo, geleneksel iş yapma senaryosu idi.

Bu tahmine göre Dünya ekonomisi 2040 yılına doğru bir pik yapacak ve hemen ardından çok keskin bir düşüşe sahne olacaktı. Bu tarihte Dünya ekonomisi sert bir daralma ile tarihin en zorlu düşüşlerinden birisini yaşayacaktı.

Birisi, bu tahminden yola çıkarak, 2040’larda küresel nüfusta şok edici bir düşüş, doğal kaynaklarda kıtlık ve sağlıklı gıdaya erişmekte zorluklar yaşanacağını söyleyebilir. 

Merak etmeyin. Bu eli kulağındaki felaket, insanlığın sonunun geldiğine dair bir işaret değil.

Ama toplumsal anlamda bir dönüm noktası. Dehşet bir dönüm aşaması. Küresel yaşam standartlarının dibe vurmasına dair bir işaret. Daha da kötü olan şu ki, bu yıkım kısa zamanda sona ermeyecek. Birkaç on yıl boyunca devam edecek.

Yıkım takvimine göre bu gün ne durumdayız?

MIT araştırmacılarının gelecek ile ilgili bu tahminlerini paylaşmalarının üstünden neredeyse yarım asır geçti. İnsanlar şimdi şunu merak ediyor. 2021 yılı itibarıyla durum nedir?

KPMG isimli bir danışmanlık şirketinden Gaya Herrington isimli bir sistem analisti ve araştırmacı, bu kıyaslamayı yapmaya karar verdi. İşe başlarken ilk adımları Harward Üniversitesinden mezuniyeti sonrasında attı. Masada bir tarafa 1972 yılına ait öngörülerin olduğu MIT 1972 raporunu koydu. Bir tarafa da güncel Dünya ekonomisi datalarını koydu.

Herrington on farklı değişken üzerinden Dünyanın en güncel verilerini topladı. Bunların arasında, Hava ve toprak kirlilik düzeyleri, doğum oranları, nüfus hareketleri, endüstriyel çıktılar, gıda üretimi gibi başlıklar vardı. 1972 yılına ait rapordaki çöküş senaryolarına göre kıyaslamalar yaptı. Bu senaryolardan birisi, İşler Eskisi gibi Giderse başlıklı idi.

Yoğun ve detaylı teknoloji senaryosu

Bu senaryo kesinlikle dünya nüfusu ve kişisel refah için daha az sarsıntı yaratacak olsa da, doğal kaynakların kıtlığı ekonomik büyümede keskin bir düşüşe veya daha doğrusu sanayi toplumunda bir düşüşe yol açacaktır.

İşler eskisi gibi yapılmaya devam ederse, senaryosundan farklı olan senaryo ise, çok yoğun teknoloji kullanımını dikkate alan bir korku filmi gibi idi.

Bahsettiğimiz değişkenlerin Bu senaryoya göre incelenmesi ise bir başka dehşet sahnesini akıllara getiriyordu. Tam bir çelişki olsa da, süreç bu yönde ilerleyecekti.

Gıda üretimini arttırmak ve havayı temizlemek için tasarlanan teknolojik gelişmeler nedeniyle doğal kaynaklar tükenecek.

İlk bakışta, bu senaryonun, Dünya nüfusu ve insanların refahı için çok yüksek bir sarsıntı yaratmayacağı düşünülse de, orta ve uzun vadede, büyümede keskin bir düşüş ve sanayi toplumunda dramatik bir gerilemeye neden olacağı çok açık.

Stabilize olmuş Dünya senaryosu

Bütün bunlara rağmen, iyi niyetle bakanlar, bu özgün 12 çöküş senaryosu içinden bir gün ışığı bulabilirler. Stabilize olmuş Dünya senaryosu henüz çok geç kalınmadığını ima edecektir. Bu umudu güçlendirerek insanları farklı yollara yönlendirmek isteyecektir.

Stabilize Dünya senaryosu tıpkı diğer ikisi gibi başlar - büyümeyle birlikte kaynakların azalır. Ancak bu durumda, insanlar, doğal kaynak eksikliğinden kaynaklanan zoraki, küçülme yerine kendi ekonomik büyümelerini sınırlamayı tercih ederler.

Bu, küresel toplumsal önceliklerde yaygın bir değişim gerektirecektir. Daha küçük aile büyüklüğü, doğum kontrolünün mevcudiyeti, endüstriyel üretim kısıtlamaları ve daha kaliteli sağlık ve eğitim hizmetleri gibi konuların toplumun ön saflarına ulaşması gerekecektir.

Ev ekonomilerinin daralması nasıl bir sonuç yaratacaktır?

Toplumsal önceliklerde güçlü bir değişim başlayacaktır. Aileler iyice küçülecektir. Doğum kontrolü uygulaması çok yaygın hale gelecektir. Endüstriyel üretimde kısıtlama kararları alınacaktır. Devletlerin gelirleri azalacaktır. Buna paralel olarak sosyal harcamalarda daralma olacaktır. Kaliteli sağlık ve eğitim hizmetleri zayıflayacaktır.

Son uyarılar ve harekete geçme çağrıları

Bu güne bir bakın. Kritik değişkenler 1972’deki özgün bulgulara paralel ilerliyor. O gün öngörülen kıyamet çöküşünün adım adım hissedilmeye başlanması insanları ürkütüyor. Kısa bir araştırma, 1972’deki bulguları ve tahminleri destekleyen izleri gün ışığına çıkarıyor.

Hemen bu gün, doymak bilmez insan doğasını terbiye etmek zorundayız. Bunu gerekirse zorla yapmak gerekiyor. Zira en dehşet felaketler bile insanlara, gelecekteki kıyametin boyutlarını ifade etmekte yetersiz kalıyor.

Şunu kabul edin.

Geleceği korumak ve kurtarmak bizim adımıza birilerinin görevi değil. Biz geleceğe borçluyuz. Bu borç nedeniyle ilk harekete geçmesi gerekenler bizleriz.

Gelecek, omzunda bir kıyamet ile geliyor.

www.medium.com sitesinden yararlanarak yazılmıştır.

17 Temmuz 2021 Cumartesi

Lüks Otelcilikte Duygusallık – iyi - Satar

Romantik bir aşk sokaktaki rastgele insanlar için önemli bir beklenti olmayabilir. Tiyatro ya da opera da onlar için bir anlam ifade etmeyebilir.

Buna karşılık üst gelir gruplarına lüks sunan uzmanlar bu iki kavrama dikkat etmelidir. Aşk ve sanat, lüks tüketim alanında çok önemli yeri olan iki kavramdır.

Konukları ile derin ve uzun süreli bir iletişim kurmak isteyen otel yönetimleri, aşk ve opera/tiyatro kavramlarına odaklanmak zorundadır.

Lüks bir otelin müşterisi ile ilişkisi hem hassastır, hem de görkemlidir.

Lüks aşktır.

Bir lüks marka ile temas eden kullanıcı, o marka ile aşka düşmüştür.

Lüks tutkunları böyle temas anlarında, ürünün işlevine ve fiyatına bakmaz. O, çok güçlü bir duygusal bağlanma ile karar verir.

Lüks sınırını aşan markalar, işlevden çok cazibelerinin duygusal boyutunu anlamak durumundadır. Marka tanımlamalarını duygusallık üstünden yaparlarsa daha etkili olurlar. Ardından sıra müşteriye kur yapmaya gelir.

Konaklama dünyasında, lüks seviyedeki her temas insanları markaya özel, belirgin bir yolculuğa çıkarmalıdır.  Birçok otel insanlara kategori çerçevesinde bir seyahat sunuyor, ama neredeyse hiç birisi markanın belirgin olduğu bir yapıda değil.

Bütün markalar bana aynı yolculuğu yaptırıyor. Her marka kolayca değiştirilebilir. Böyle olunca, insanların bir markaya çok yüksek bir para ödemesinin anlamı kalmıyor. Markaların odaları da birbirinden farkı olmayan, bildiğimiz ürünler olarak algılanıyor.

Markalar anahtar özelliklerini tanımlamalı ve bunun çevresinde kendilerine özel marka yolculukları geliştirmelidir. Birkaç basit soru ile başlamak yardımcı olacaktır.

“ Biz ne satıyoruz?”

Bu sorudan hemen sonra ise, “ Biz ne gibi bir ilham veriyoruz?”. Bu iki sorunun cevabı en önemli görevdir. Eğer bu sorulara, “ Biz rüyalar ve deneyimler satıyoruz” derseniz bu çok genel ve kuru bir cevap olacaktır.

 Hemen her lüks marka bunu söylüyor. Farklılaşmak isteyen marka, nasıl bir rüyayı ve nasıl bir deneyimi satacağını belirtmelidir.

Her pazarlama detaylara kadar tanımlanmalıdır. Her çalışan, bu hayaller ve deneyimler ile ilgili olarak bilgi ve motivasyona sahip olmalıdır. Kuşkusuz, en önemlisi ise, bütün rakiplerin yaptıklarından farklı olmalıdır. Bu olursa, markanızı kimse taklit edemez.

Lüks markalar, bir kez kendilerine özel bir deneyim stratejisi geliştirdikten sonra, müşteri ile her temas noktasında, markalarının önerisini yansıtan bir yolculuk tasarlamalıdır.

Tam da bu noktada çalışanları eğitmenin önemi ortaya çıkmaktadır. Servis mutlaka tanımlanmış marka deneyimi üstüne kurgulanmalı. Çalışanlar, markanın bu misyonunu yerine getirmesindeki rolünü tam olarak anlamalıdır.

Çalışanlar rollerini biliyor mu?

Eğer çalışanlar bu yolculuktaki rollerini anlamamışlarsa bütün çalışmalar boşa olur. Dahası da var, bütün çalışanlar bu misyonu yerine getirebilmeleri için güç sahibi olmalıdır.

İyi bir tatil deneyimi ile mükemmel olan arasındaki en belirgin fark inan faktörüdür. Sadece insanlar müşterinizin kendisini özel hissetmesini sağlar.

Yapılan bir servisin sıcaklığı. Arada geçen sıcak bir konuşma. Saygılı bir bakış. Bütün bunlar, müşterinin kim olduğunu iyi bilen bir çalışanın mucize yaratacak jestleri olabilir.

Unutmayın. Kişiselleştirilmiş bir servis lüks deneyimi yaratabilir. Oteller bu nokta ile ilgili olarak çok hassas davranmıyorlar. Onlar genellikle tasarıma, ekipmana, marka isminin albenisine ve sadakat listelerine güvenmeyi tercih ediyorlar. Ama insanlar arası etkileşimin en önemli husus olduğunu unutuyorlar.

Mesele insani etkileşim ile ilgilidir

Aslında bu insani etkileşim müşteri ile çalışan arasında bir duygusal bağ oluşturur. Her marka bu duygusal bağın peşinde olmalıdır.

Tıpkı gerçek hayattaki ilişkilerde olduğu gibi, müşteri ile marka arasındaki bağlarda da düzenli bakım şarttır. Bir marka ile insanlar arasında bir aşk başladığında, bunu beslemek, güçlendirmek ve sürdürmek için her şeyi yapması gereken taraf markadır.

Bu aşk için heyecan sürmelidir.

Eğer bu aşk ilişkisi rutinleşirse, insanlar önemsenmediklerini hissetmeye başlarsa, ilişki soğur. Müşteri markayı satar. Başka aşklara yelken açar. Daha kötüsü de var. Eğer, müşteri aldatıldığını hissederse, bu kez marka aşkı nefrete dönüşür.

Dramatik bir ayrılığa ne sebep olabilir?

Müşteri ile bir markayla ilişkisine zarar vermek için tek bir olumsuz temas noktası yeterlidir.

Bu yüzden insanları eğitmek çok önemlidir. Doğru lüks eğitimi, lüks hakkında temel bilgileri içermeli ve markanın lüks önerisini sunmak için her çalışanın rolü çok açık olmalıdır.

Bir opera dinliyorsak, orkestradaki ve sahnedeki insanların uyum içinde olması gerekir. Bir müzisyen anahtarsız olursa, her şey mahvolur.

Markanın içinde tutarsızlıklar olması da müşteri ile ilişkiyi sıkıntıya sokabilir. Yani, bir markanın bir kentteki otelinde harika bir deneyim yaşayan bir konuk, aynı düzeyde memnuniyeti bir başka kentteki otelde yaşayamazsa, yine sorun çıkar.

Markanın farklı bölgelerdeki hizmet ve ürün seviyelerinde farklılıklar neden ortaya çıkar?

Büyük olasılıkla hızlı büyümeden kaynaklı uyum kaybı ve iletişim zorlukları olabilir.

Farklı bölgelerde çalışan farklı kültürlerden insanlar arasında ortak değerler bütünü oluşturmak zor olabilir. Misafire bakış açılarında farklılıklar ortaya çıkabilir. Bu durumda da, ortak tavır ve ortak anlayışı güçlendirecek eğitimlerin olmamasından bahsedebiliriz.

Lüks düzeydeki müşterilerin bakış açısı şudur:

Yüksek düzeyde ödemeler yaparlar. Buna bağlı olarak yüksek beklentiler içine girerler. Eğer bu beklentiler karşılanmaz ise, tepkileri de şiddetli ve aşırı duygusal olur.

Özetle;

Lüks markalar, lüks müşterileri ile arasındaki ilişkiyi aşk gibi tanımlamalıdır. 

28 Haziran 2021 Pazartesi

65 yaş sınırı, taş devrinden kalma bir önyargıdır

Ve bu yaşa gelenleri hemen ‘ postalayan ‘ işletmeler, aslında kendilerine zarar vermektedir.

Çevrenize bir bakın. Bir gri saçlılar tsunamisi göreceksiniz.

Her yıl milyonlarca baby boomers kuşağı mensubu 65 yaşını deviriyor. Yani 1946 – 1964 yılları arasında doğan milyonlardan bahsediyorum.

Size bir gözlemimi ifade edeyim.

Bu tarihler arasında doğanlar, insanlık tarihinin, belki de hiç farkına varılmamış bir kuşağıdır. Bunun bir nedeni var mı, bilemiyorum. Ama öyle. Buna mukabil, gözden kaçmaması gereken bir gerçek var, baby boomers kuşağının toplam nüfusu 14 milyon ve bu da, genel nüfusun yaklaşık olarak yüzde on yedisi.

Bakın, basit bir yazı peşinde değilim. Yılların temel yanılgısına karşı isyan ediyorum. Hem de, bu taş devrinden kalma önyargı nedeniyle, sektöre en çok katkı sağlayacakları bir dönemde, dışlanan ve küstürülen 65 yaş kuşağı adına.

Çevrenize bir bakın. Masada, yılların deneyiminden süzülüp gelmiş, sakin, çok yönlü, çalışkan bir işgücü var. Sektörü biliyorlar, zira Türkiye’de turizmi onlar kurup geliştirdiler.

Bu sadık ve usta işgücüne karşılık, elinizde ne var?

Aşağıdaki olumsuz tanımlamaların dışında, çok saygılı ve başarılı örnekler var. Onlar lütfen bu tanımlamaları asla üzerlerine almasınlar.

Ama geride kalanlara bir bakın.

Kurumsal süreçlere uzak.

Baskı altında panikleyen…

Her an şirketi ve sektörü bırakmaya hazır.

Turizmi ve turisti küçümseyen

Kolay kolay mutlu olmayan ve deneyime önem vermeyen bir kitle.

Aralarında, sektöre tutku ile bağlı, kendisine hedefler belirleyerek ilerlemeyi tercih edenler yok mu? Elbette var. Hem de çok sayıda.

Onlar turizme de, turiste de saygılı. Gülümsemeyi biliyorlar.

Ama hatırı sayılır bir kitle var. Turizmin, yüzlerce yılda şekillenmiş genetiğine önem vermiyor, kendilerine göre bir turizm tanımına göre hareket ediyorlar.

O zaman yapılması gereken nedir?

65 yaş kuşağına dönün.

Neden mi?

O kadar çok neden var ki.

Onlar ülkelerinin birçok endüstrisini kurdular.

İşlerini başlatıp geliştirdiler. Dev kuruluşlar ortaya çıkardılar.

Özel sektörde ve kamuda çarkları başarı ile döndüren anahtar konumlarda oldular.

Şu yaş meselesini gözünüzde büyütmeyi bırakın.

Son satıra odaklanın. Türkiye’de ve Dünyada o kadar çok sayıda başarılı, aktif, ilham kaynağı olabilecek 65 yaş kuşağı mensubu var ki.

Ekonomi ve iş dergilerine bir bakın.  55 yaşından sonra hayatın direksiyonunu yeni ufuklara kıran ve muhteşem başarılara imza atan o kadar çok sayıda kadın var.  Bu yaşlarda birçok kadın ve erkek rüyalarını gerçekleştirme fırsatı buldu.

Çok sayıda 60-65 yaş arası insan içinde bulundukları sektörlerde izlerini bırakıyorlar. İşlerine ve işletmelerine hala bağlılar ve verebilecekleri çok şey var.

Reçete mi istersiniz?

İşletmelerindeki bilançolara bir bakmanızı öneririm. Birçok baby boomers kuşağı mensubu hayatlarında profesyonel değişimlere imza atıyorlar. Covid19 pandemisi ile başa çıkmakta ve ayakta kalmakta en başarılı olan kuşak da onlar oldu.

60 yaşlarında olup çok başarılı işler kuran arkadaşlarım var.

Donanımlı yöneticiler bulmakta zorlanan ya da ellerindekileri kaybeden otellerin imdadına koşup parlatan turizm profesyonelleri biliyorum.

Daha da ötesi, birkaç turizm profesyoneli bir araya gelip, otellere çevrecilik, etik, inovasyon gibi alanlarda başarılı danışmanlık hizmetleri veriyor.

Onlar şuna inanıyorlar, bulundukları yaş hayatın son sayfalarından birisi değil, yeni bir mücadele etabıdır. Sevecekleri bir iş ile birlikte varacakları çok hedefleri vardır.

Hala ikna olmadınız mı?

O zaman size, bu gri saçlılar ordusunun ‘ savaşı ‘ nasıl kazandırabileceği ile ilgili bazı öneriler sunmama izin verin. İş gücünüze nasıl katılabilirler ve donanımlı insan kaynağınızı nasıl zenginleştirebilirler, bakalım.

C- Suiti – Kurumsal kültürü değiştirmek nedir? Yapıya, liderlik, empati, yaşam deneyimi, yetenekler seti, bağlantılı olmak ve sonuç odaklılığı enjekte etmektir. Ama kapsayıcı olarak. Nesiller arası bölünme tuzağına düşmeden. Bu noktada, ekonominin bütün dallarına ve elbette turizme bir bakın. Bu saydıklarımızı hayata geçiren kuşağın baby boomers olduğunu görebileceksiniz. Onlar öncüdür.

Düşünce Liderliği – Yeni bir iş çağına (hibrit/iş/yaşam dengesi) girmek için yollar aramakta olan bir geçiş ekibine, bu kuşaktan daha iyi kim liderlik edebilir? Gençlere, sürekli değişen bir ekonomide, kendisini düzenli olarak yenilemeyi,  ekseni çevresinde dönüş yapabilmeyi, başarısızlıklardan sonra hızla toparlanabilmeyi kim öğretebilir?

İş Geliştirme- Müşteri listenizi, portföyünüzü ve/veya erişebildiğiniz sınırları genişletmek mi istiyorsunuz? Bu kuşaktan bir profesyonel ile bir araya gelin. Boomers profesyonelleri bir kurumun değer önerilerini en doğru adreslere, nasıl ileteceklerini çok iyi bilirler. Onlar, uzun vadeli, gelir üreten ilişkiler kurmak için gereken bütün becerilere sahiptir.

Strateji- Pandemi sonrasının Dünyası hem sanal, hem de hibrit. O zaman, şirketinizin bu Dünya ve bu ekonomi ile ilgili kültürü nedir? Nasıl toparlanacaksınız? Boomers kuşağına kulak verin. Bu kuşak, bir Dünya savaşı sonrasının virane Dünyasına doğdu. Sayısız felaket ve krizden güçlenerek çıktı. Büyük Durgunluk. 9/11 felaketi. Küresel krizler. Şimdi de Covid19 pandemisi. Size bu badireden çıkışta en iyi rehberliği kim yapabilir? Sayısız felaketten ve krizden edindikleri deneyimler ışığında, en sağlam reçeteleri kim yazabilir?

Gelişme- Bütün sektörlerde ve özellikle turizmde, bu kuşağın iletişim ağlarına ve bilgilerine neden başvurmayı düşünmezsiniz? Bu kuşak hala canlı, üretken ve gelişime açıktır. Çevrelerini ve Dünyayı 360 derece bir açıdan izlemekte olduklarını da ekleyelim. Bu beceri onları her daim güncel tutuyor. Krizi bir an önce aşmanın yolu? Bir boomer ile görüşün.

Satış ve Pazarlama- Bana söyler misiniz? Boomerlerın temsil yeteneklerine, tarzlarına, hitabetlerine siz de hayran değil misiniz? Ürününüzü ya da işletmenizi onlardan daha iyi kim temsil edebilir? En doğru hedeflere ulaşmanızı sağlayacak stratejileri kim oluşturabilir? İşletmenizle iş yapacak bankalara, kamu kurumlarına, en yüksek güveni kim sağlayabilir? Benim bir cevabım var; boomerler.

Startuplar- Bakın, teknoloji her şey değil. Buna ancak gri saçlıların eşsiz deneyimlerini de eklerseniz başarılı olursunuz. Bu kuşak, Venture Kapital olmadan, neredeyse sıfırdan büyük işler kurmayı başardı. Onlar, strateji, düşünce liderliği, somut başarı örnekleri, çok iyi tanımlanmış yatırım projeleri sayesinde elde edilebilecek sermayeler geliştirdiler. Finansal başarılar için en azından dönemsel olarak boomerlar ile neden bir araya gelmeyesiniz ki?

Umarım derdimi anlatabildim.

Şimdi, uzun sayılabilecek bir aradan sonra, güzellik, moda, konaklama, üretim, dijital marketing, emlak, spor, teknoloji, ve diğerlerinde, ofislerinizi açıyorsunuz.

İşlerinizi hızlandırıyorsunuz. Bu geçiş döneminde, size moral ve bilgi desteği açısından çok önemli bir rehberlik yapabilecek olan bu gri saçlılar ordusunu yabana atmayın.

Bu değerli çeşitliliği kültürünüze entegre etmek istiyorsanız, bunu size ancak boomerler sağlar. Kurumunuza, değer ve ölçülebilir sonuçlar katmaları için önlerini açın.

Hepsinden önemlisi, izin verin ekiplerinize mentörlük ve liderlik yapsınlar. Müşterileriniz ve çalışanlarınız bundan mutluluk duyacaklardır. Emin olabilirsiniz.

Bakın bu noktada, bir mensubu olduğum boomers kuşağı için son değerlendirmelerimi arz edeceğim. Gri saçlılar – gerçekten – harikadır.

Biz fiziksel olarak formdayız. Sörf, yoga, tai chi, koşu, yürüyüş, tırmanma, motosiklet, yüzme en çok keyif aldığımız aktiviteler arasında. Açıkçası ilgi çekiyoruz. Profesyonellikte zirvedeyiz. Sadakat noktasında çok iyiyiz.

Kararlıyız. Destekleyiciyiz. Yaratıcılığımız yüksek. Geleceği görebilme becerimiz üst düzeyde. Biz büyükanne ve büyük baba olarak tanımlanmak için daha çok genciz. Hala masadayız, oyunu kavrayabiliyoruz. Seçeneklerimiz var.

Eğer hala anlatamadıysam, biraz daha açayım.

Ben de bir boomers kuşağı mensubuyum.

Türkiye’nin lider otel zincirinde önemli işler yapıyorum. Onların başarısının bir parçası olmaktan gurur duyuyorum. Beni dikkate alıyorlar. Projelerimi önemsiyorlar.  Yönetim Kurulu üyemizden şu cümleyi duymak beni onore ediyor;

“ Abi daha genciz. Yapacak çok işimiz var. Varacak çok hedefimiz var.

Kendime bakıyorum.

Yoğun ama bir o kadar da keyifli bir iş hayatım var.

65 yaş kuşağı, ayağa kalkın.

Ehotelier sitesinden yararlanarak hazırlanmıştır.