30 Ağustos 2021 Pazartesi

Otelinizin ömrü kaç yıl olacak?

 Bu soruya ne ben, ne de siz cevap verebilirsiniz. Bunun cevabı gelecekte saklı.

O gelecek geldiğinde otelinizin kaderi de belli olmuştur zaten.

Ama o gelecekte, otelinizin ayakta ve hatta hayatta kalma şansını yükseltmek için, bu günden yapabilecekleriniz var.

Bu konuda biraz aydınlanabilmek için gelin, şu notları dikkatle okuyun.

Felaketler galiba bir parça işe yarıyor.

İnsanları, gelecekte yaşanabilecek korkunç felaketler konusunda uyarıyor. Böylece, geleceği kurtarmak noktasındaki hassasiyet artıyor.

Gelinen nokta biraz da olsa umut veriyor.

İnsanlığın gündeminde ilk sırada sürdürülebilirlik var. Bu kavramın önemi gittikçe artıyor. Herkes çevreye saygı noktasında daha da duyarlı bir hale geldi. Bu güzel bir gelişme.

Bu noktada, insanoğlunu doğrulara yönlendirecek sağlam bir rehberlik gerekiyor. Hem bireyler hem de işletmeler sürdürülebilirlik konusunda daha fazla bilgi talep ediyor.

Çevreci sürdürülebilirlik hangi alanları kapsar?

İnsanlar ve işletmelerin öncelikli kararı Dünyamızı korumak için somut adımlar atmak olmalıdır. Durum çok vahim değil.

2019’da yapılan bir araştırmada, insanların yüzde 93’ü çevre konusunda kaygılarını ifade ettiler. Yüzde 77 ise daha sürdürülebilir bir yaşamı öğrenmeye istekli olduklarını belirtti.

Bu noktada ilginç olan bir durumdan söz etmek isterim. İnsanlar, sürdürülebilirlik kavramı hakkında çok fazla bilgiye sahip değiller.

Buna karşılık bu konuda bilgi sahibi olup buna göre yaşamak isteyenlerin sayısı da çok. Dolayısı ile iklim bozulmasına ve çevresel felaketlere karşı en etkili mücadele yolu olarak eğitim ön plana çıkıyor.

Oteller olarak bu alanda adımlar atmaya başlamadan önce endişeye kapılmayın. Bu alanda mükemmel bir pratiğiniz olmayabilir.

Geçmişte böyle bir deneyiminiz olmayabilir

Bundan önce, olağanüstü çevreci bir program hayata geçirmiş olmayabilirsiniz. Merak etmeyin. Ama şunu bilin, artık insanların yüzde 81’den fazlası sürdürülebilirliği önemseyen işletmeleri tercih ediyor.

İnsanlar, kişisel değerleri ile bağdaşan kriterleri olan işletmeler ile iş yaptıklarında, kendilerini iyi hissediyorlar.

Şu konuda kesin kararınızı verin. Bir işletme olarak gezegenin ve bu gezegende yaşayan tüm canlıların sağlığı adına neredesiniz? Sürdürülebilirlik gündeminizde var mı?

Eğer sürdürülebilirlik, anayasanızın ilk sırasına yerleşirse, bundan kazançlı çıkacağınızdan emin olabilirsiniz. Zira, bu sayede daha az enerji ve su tüketeceksiniz. Kazancınız sadece bu olmayacak. Günümüzde daha da hassaslaşan insanlara bu çalışmalarınızdan bahsedin. Maddi kazancınızın ötesinde, markanıza geniş bir sempatizan kitlesi kazanacaksınız.

Pandemi, sürdürülebilirliği ve seyahat sektörünü nasıl etkiledi?

Çok açık bir gerçek var. Pandemi insanların daha sürdürülebilir pratikler, seçimler ve satın almalar konusunda hassasiyetlerini yükseltti.

Virtuoso isimli seyahat şirketi tarafından yapılan bir araştırmaya katılanların yüzde 82’si, pandeminin, kendilerini, daha sorumlu seyahatler için eğittiğini söylüyor. Yüzde 72 ise, artık seyahatin yerel toplulukları desteklemesi gerektiğini belirtiyor.

Buradan çıkan genel fikir ise şudur; artık seyahat, destinasyonların, kültür mirasının, yerel ekonomilerin korunmasında daha etkili rol oynamalıdır. Zaten geleceği de buna bağlıdır.

Şundan da emin olabilirsiniz. Gerek basılı gerekse online mecralarda bundan böyle bu konuda çok daha fazla makale ve eleştiri yazısı okuyacaksınız. Bu hayati konuda uyarılar ve sorular artarak devam edecek. Bunu asla unutmamak gerekiyor.

Akıllarda kalması gereken bir başka husus daha var. Bu sürece dahil olan otellerin sayısı da hızla artıyor. Bu iş bir trend değil, kalıcı bir gerçeklik.

Bakın gittikçe artan bir kitle daha var. Yapılan araştırmalarda sürdürülebilir oteller için daha yüksek ücret ödeyecek insanların oranı yüzde 60’ları buldu. BU konudaki kriterlerinin başında gelenler de şunlar; daha az plastik kullanımı, yerel üreticiden tedarik edilen gıda ve hizmetler, daha verimli enerji ve su tüketimi.

Otelinizi daha da sürdürülebilir kılmak için neler yapabilirsiniz?

En başta gelen tasarruf kalemi enerjidir. Bütün aydınlatmalarda LED’e geçmek. Çatılara pencereler açarak gün ışığından yararlanmak. Enerji tasarruflu mutfak ve çamaşırhane ekipmanı kullanmak başarılı sonuçlar sağlar.

Duş başlıklarının akış hızını düşürün. Tuvalet sifonlarını ekonomik olanlarla değiştirin.

Biyobozunur/geri dönüştürülebilir ambalajlarda doğal, organik ve yerel tuvalet malzemelerine geçin. Banyolarınıza, yeniden doldurulabilir şampuan ve sabunluklar yerleştirmeyi de düşünebilirsiniz.

Odalardaki kağıt veya plastik bardakları ve kupaları tekrar kullanılabilir bardak ve kupalarla değiştirin.

Her odaya işaretler ekleyerek misafirlerinizi havlularını ve yatak takımlarını yeniden kullanmaya teşvik edin

Çevre dostu temizlik ürünlerini tercih edin.

Odalara ve ortak alanlara geri dönüşüm kutuları ekleyin

Yerel, mevsimlik, organik yiyecekler sunun - bu şekilde yerel işletmeyi de desteklemiş olun. Bu desteğiniz konuklarınız için çok önemlidir.

Tahıl, yoğurt ve reçel gibi ambalajlı ürünleri cam kaplarla değiştirin

Yiyecek atıklarınızı kompostlayın ve artık yiyecekleri yerel gıda bankalarına bağışlayın!

Konuklara uzaktan/dijital giriş/çıkış sunun - bu, kağıt kullanımını azaltır

Personelin tek kullanımlık değil, yeniden kullanılabilir maskeler takmasını sağlayın

Ofis malzemeleri söz konusu olduğunda, mümkün olduğunca biyolojik olarak parçalanabilen ürünleri tercih edin.

Bunlar sürdürülebilir bir otel olmak yolunda ilk ve en basit adımlardır. Eğer odaklanırsanız, siz de otelinize özel bazı uygulamalar bulabilirsiniz.

Bunları yaptıktan sonra, websitenize girin. Çevre ve sürdürülebilirlik konusundaki çalışmalarınızı anlatan sempatik açılış sayfası oluşturun.

Bu sayfanızda, çevreci yaklaşımınıza müşterilerinizi de dahil edebilirsiniz. Onlara, çevreci seyahatler konusunda öneriler sunun. Cesaretlendirin.

Şimdi siz söyleyin.

Oteliniz kaç yıl ayakta kalacak?

10 Ağustos 2021 Salı

2040 – Kıyamete 10 kala

Zehirlenmiş su kaynakları ve bitik tarım arazileri.

Çölleşmiş göller

Ölümcül hastalıkları tetikleyen hava kirliliği

Nefes almakta zorlanan kentliler

Tükenmiş doğal kaynaklar

Perişan edilmiş ormanlar

Dibe vurmuş üretim

Hızla azalan nüfus

Devletlerin sosyal harcamaları iptal etmesi

Size, 2050 öncesindeki son dönemeci işaret ediyorum. 

Biraz olsun korktunuz mu? Amacım da bu zaten.

Siz, bir yandan yaşanmakta olan dehşete odaklanın ve ne zaman biteceği ile ilgili tahminlerde bulunun. Bir yandan da, adeta gelecek güllük gülistanlıkmış gibi, hiçbir çözüm aramadan, vur patlasın, çal oynasına devam edin

1972 yılında yapılan bir araştırmanın sonuçları gelecek için hiç de olumlu mesajlar vermiyor. 2040’larda hem nüfus artışı çok yavaşlayacak, hem de yaşam kalitesinde dramatik düşüşler olacak.

Bu çalışma bundan 50 yıl önce yapıldı. Gelinen aşamada her şey bu çalışmanın tahminlerini doğruluyor. Yaşanmakta olan felaketler, 2040’larda olacakların habercisi gibi görünüyor.

Büyümenin sınırları raporu ( 1972 )

1970’lerde yazılan bir rapor 2040’larda küresel bir çöküş yaşanacağı tahmininde bulunuyor.

Raporu yeniden ele alan uzmanlar, Dünyanın son hızla böyle bir sürece yol almakta olduğunu vurguluyorlar. Daha doğrusu, bu rapor 1972 yılında basılmış olan Büyümenin Sınırları isimli çok satan bir kitaptan alıntılandı.

Belirtilen yıl içinde bir grup MIT uzmanı, endüstriyel uygarlığın, bunun taşıyıcısı olan şirketlerin ve buna yol veren hükümetlerin, bedeli ne olursa olsun ekonomik büyüme peşinde koşmalarının bir noktada nasıl bir felakete yol açacağını açıkladı. Bu aşırı büyüme hırsı bir aşamada patlayacak ve sonuçta çökecekti.

MIT ( Massachusets Institute of Technology ) uzmanları bu öngörüyü desteklemek üzere, on iki potansiyel gelecek tahmini senaryosu yazdılar. Bunlardan en korku verecek olanı ise, doğal kaynakların kıtlaşması, ekonomik büyümenin durması ve milyarlarca insanın kişisel refahının neredeyse sıfırlanması ihtimali idi.

Geleneksel işletmecilik senaryosu

Raporda yazılan en korkutucu senaryo, geleneksel iş yapma senaryosu idi.

Bu tahmine göre Dünya ekonomisi 2040 yılına doğru bir pik yapacak ve hemen ardından çok keskin bir düşüşe sahne olacaktı. Bu tarihte Dünya ekonomisi sert bir daralma ile tarihin en zorlu düşüşlerinden birisini yaşayacaktı.

Birisi, bu tahminden yola çıkarak, 2040’larda küresel nüfusta şok edici bir düşüş, doğal kaynaklarda kıtlık ve sağlıklı gıdaya erişmekte zorluklar yaşanacağını söyleyebilir. 

Merak etmeyin. Bu eli kulağındaki felaket, insanlığın sonunun geldiğine dair bir işaret değil.

Ama toplumsal anlamda bir dönüm noktası. Dehşet bir dönüm aşaması. Küresel yaşam standartlarının dibe vurmasına dair bir işaret. Daha da kötü olan şu ki, bu yıkım kısa zamanda sona ermeyecek. Birkaç on yıl boyunca devam edecek.

Yıkım takvimine göre bu gün ne durumdayız?

MIT araştırmacılarının gelecek ile ilgili bu tahminlerini paylaşmalarının üstünden neredeyse yarım asır geçti. İnsanlar şimdi şunu merak ediyor. 2021 yılı itibarıyla durum nedir?

KPMG isimli bir danışmanlık şirketinden Gaya Herrington isimli bir sistem analisti ve araştırmacı, bu kıyaslamayı yapmaya karar verdi. İşe başlarken ilk adımları Harward Üniversitesinden mezuniyeti sonrasında attı. Masada bir tarafa 1972 yılına ait öngörülerin olduğu MIT 1972 raporunu koydu. Bir tarafa da güncel Dünya ekonomisi datalarını koydu.

Herrington on farklı değişken üzerinden Dünyanın en güncel verilerini topladı. Bunların arasında, Hava ve toprak kirlilik düzeyleri, doğum oranları, nüfus hareketleri, endüstriyel çıktılar, gıda üretimi gibi başlıklar vardı. 1972 yılına ait rapordaki çöküş senaryolarına göre kıyaslamalar yaptı. Bu senaryolardan birisi, İşler Eskisi gibi Giderse başlıklı idi.

Yoğun ve detaylı teknoloji senaryosu

Bu senaryo kesinlikle dünya nüfusu ve kişisel refah için daha az sarsıntı yaratacak olsa da, doğal kaynakların kıtlığı ekonomik büyümede keskin bir düşüşe veya daha doğrusu sanayi toplumunda bir düşüşe yol açacaktır.

İşler eskisi gibi yapılmaya devam ederse, senaryosundan farklı olan senaryo ise, çok yoğun teknoloji kullanımını dikkate alan bir korku filmi gibi idi.

Bahsettiğimiz değişkenlerin Bu senaryoya göre incelenmesi ise bir başka dehşet sahnesini akıllara getiriyordu. Tam bir çelişki olsa da, süreç bu yönde ilerleyecekti.

Gıda üretimini arttırmak ve havayı temizlemek için tasarlanan teknolojik gelişmeler nedeniyle doğal kaynaklar tükenecek.

İlk bakışta, bu senaryonun, Dünya nüfusu ve insanların refahı için çok yüksek bir sarsıntı yaratmayacağı düşünülse de, orta ve uzun vadede, büyümede keskin bir düşüş ve sanayi toplumunda dramatik bir gerilemeye neden olacağı çok açık.

Stabilize olmuş Dünya senaryosu

Bütün bunlara rağmen, iyi niyetle bakanlar, bu özgün 12 çöküş senaryosu içinden bir gün ışığı bulabilirler. Stabilize olmuş Dünya senaryosu henüz çok geç kalınmadığını ima edecektir. Bu umudu güçlendirerek insanları farklı yollara yönlendirmek isteyecektir.

Stabilize Dünya senaryosu tıpkı diğer ikisi gibi başlar - büyümeyle birlikte kaynakların azalır. Ancak bu durumda, insanlar, doğal kaynak eksikliğinden kaynaklanan zoraki, küçülme yerine kendi ekonomik büyümelerini sınırlamayı tercih ederler.

Bu, küresel toplumsal önceliklerde yaygın bir değişim gerektirecektir. Daha küçük aile büyüklüğü, doğum kontrolünün mevcudiyeti, endüstriyel üretim kısıtlamaları ve daha kaliteli sağlık ve eğitim hizmetleri gibi konuların toplumun ön saflarına ulaşması gerekecektir.

Ev ekonomilerinin daralması nasıl bir sonuç yaratacaktır?

Toplumsal önceliklerde güçlü bir değişim başlayacaktır. Aileler iyice küçülecektir. Doğum kontrolü uygulaması çok yaygın hale gelecektir. Endüstriyel üretimde kısıtlama kararları alınacaktır. Devletlerin gelirleri azalacaktır. Buna paralel olarak sosyal harcamalarda daralma olacaktır. Kaliteli sağlık ve eğitim hizmetleri zayıflayacaktır.

Son uyarılar ve harekete geçme çağrıları

Bu güne bir bakın. Kritik değişkenler 1972’deki özgün bulgulara paralel ilerliyor. O gün öngörülen kıyamet çöküşünün adım adım hissedilmeye başlanması insanları ürkütüyor. Kısa bir araştırma, 1972’deki bulguları ve tahminleri destekleyen izleri gün ışığına çıkarıyor.

Hemen bu gün, doymak bilmez insan doğasını terbiye etmek zorundayız. Bunu gerekirse zorla yapmak gerekiyor. Zira en dehşet felaketler bile insanlara, gelecekteki kıyametin boyutlarını ifade etmekte yetersiz kalıyor.

Şunu kabul edin.

Geleceği korumak ve kurtarmak bizim adımıza birilerinin görevi değil. Biz geleceğe borçluyuz. Bu borç nedeniyle ilk harekete geçmesi gerekenler bizleriz.

Gelecek, omzunda bir kıyamet ile geliyor.

www.medium.com sitesinden yararlanarak yazılmıştır.

17 Temmuz 2021 Cumartesi

Lüks Otelcilikte Duygusallık – iyi - Satar

Romantik bir aşk sokaktaki rastgele insanlar için önemli bir beklenti olmayabilir. Tiyatro ya da opera da onlar için bir anlam ifade etmeyebilir.

Buna karşılık üst gelir gruplarına lüks sunan uzmanlar bu iki kavrama dikkat etmelidir. Aşk ve sanat, lüks tüketim alanında çok önemli yeri olan iki kavramdır.

Konukları ile derin ve uzun süreli bir iletişim kurmak isteyen otel yönetimleri, aşk ve opera/tiyatro kavramlarına odaklanmak zorundadır.

Lüks bir otelin müşterisi ile ilişkisi hem hassastır, hem de görkemlidir.

Lüks aşktır.

Bir lüks marka ile temas eden kullanıcı, o marka ile aşka düşmüştür.

Lüks tutkunları böyle temas anlarında, ürünün işlevine ve fiyatına bakmaz. O, çok güçlü bir duygusal bağlanma ile karar verir.

Lüks sınırını aşan markalar, işlevden çok cazibelerinin duygusal boyutunu anlamak durumundadır. Marka tanımlamalarını duygusallık üstünden yaparlarsa daha etkili olurlar. Ardından sıra müşteriye kur yapmaya gelir.

Konaklama dünyasında, lüks seviyedeki her temas insanları markaya özel, belirgin bir yolculuğa çıkarmalıdır.  Birçok otel insanlara kategori çerçevesinde bir seyahat sunuyor, ama neredeyse hiç birisi markanın belirgin olduğu bir yapıda değil.

Bütün markalar bana aynı yolculuğu yaptırıyor. Her marka kolayca değiştirilebilir. Böyle olunca, insanların bir markaya çok yüksek bir para ödemesinin anlamı kalmıyor. Markaların odaları da birbirinden farkı olmayan, bildiğimiz ürünler olarak algılanıyor.

Markalar anahtar özelliklerini tanımlamalı ve bunun çevresinde kendilerine özel marka yolculukları geliştirmelidir. Birkaç basit soru ile başlamak yardımcı olacaktır.

“ Biz ne satıyoruz?”

Bu sorudan hemen sonra ise, “ Biz ne gibi bir ilham veriyoruz?”. Bu iki sorunun cevabı en önemli görevdir. Eğer bu sorulara, “ Biz rüyalar ve deneyimler satıyoruz” derseniz bu çok genel ve kuru bir cevap olacaktır.

 Hemen her lüks marka bunu söylüyor. Farklılaşmak isteyen marka, nasıl bir rüyayı ve nasıl bir deneyimi satacağını belirtmelidir.

Her pazarlama detaylara kadar tanımlanmalıdır. Her çalışan, bu hayaller ve deneyimler ile ilgili olarak bilgi ve motivasyona sahip olmalıdır. Kuşkusuz, en önemlisi ise, bütün rakiplerin yaptıklarından farklı olmalıdır. Bu olursa, markanızı kimse taklit edemez.

Lüks markalar, bir kez kendilerine özel bir deneyim stratejisi geliştirdikten sonra, müşteri ile her temas noktasında, markalarının önerisini yansıtan bir yolculuk tasarlamalıdır.

Tam da bu noktada çalışanları eğitmenin önemi ortaya çıkmaktadır. Servis mutlaka tanımlanmış marka deneyimi üstüne kurgulanmalı. Çalışanlar, markanın bu misyonunu yerine getirmesindeki rolünü tam olarak anlamalıdır.

Çalışanlar rollerini biliyor mu?

Eğer çalışanlar bu yolculuktaki rollerini anlamamışlarsa bütün çalışmalar boşa olur. Dahası da var, bütün çalışanlar bu misyonu yerine getirebilmeleri için güç sahibi olmalıdır.

İyi bir tatil deneyimi ile mükemmel olan arasındaki en belirgin fark inan faktörüdür. Sadece insanlar müşterinizin kendisini özel hissetmesini sağlar.

Yapılan bir servisin sıcaklığı. Arada geçen sıcak bir konuşma. Saygılı bir bakış. Bütün bunlar, müşterinin kim olduğunu iyi bilen bir çalışanın mucize yaratacak jestleri olabilir.

Unutmayın. Kişiselleştirilmiş bir servis lüks deneyimi yaratabilir. Oteller bu nokta ile ilgili olarak çok hassas davranmıyorlar. Onlar genellikle tasarıma, ekipmana, marka isminin albenisine ve sadakat listelerine güvenmeyi tercih ediyorlar. Ama insanlar arası etkileşimin en önemli husus olduğunu unutuyorlar.

Mesele insani etkileşim ile ilgilidir

Aslında bu insani etkileşim müşteri ile çalışan arasında bir duygusal bağ oluşturur. Her marka bu duygusal bağın peşinde olmalıdır.

Tıpkı gerçek hayattaki ilişkilerde olduğu gibi, müşteri ile marka arasındaki bağlarda da düzenli bakım şarttır. Bir marka ile insanlar arasında bir aşk başladığında, bunu beslemek, güçlendirmek ve sürdürmek için her şeyi yapması gereken taraf markadır.

Bu aşk için heyecan sürmelidir.

Eğer bu aşk ilişkisi rutinleşirse, insanlar önemsenmediklerini hissetmeye başlarsa, ilişki soğur. Müşteri markayı satar. Başka aşklara yelken açar. Daha kötüsü de var. Eğer, müşteri aldatıldığını hissederse, bu kez marka aşkı nefrete dönüşür.

Dramatik bir ayrılığa ne sebep olabilir?

Müşteri ile bir markayla ilişkisine zarar vermek için tek bir olumsuz temas noktası yeterlidir.

Bu yüzden insanları eğitmek çok önemlidir. Doğru lüks eğitimi, lüks hakkında temel bilgileri içermeli ve markanın lüks önerisini sunmak için her çalışanın rolü çok açık olmalıdır.

Bir opera dinliyorsak, orkestradaki ve sahnedeki insanların uyum içinde olması gerekir. Bir müzisyen anahtarsız olursa, her şey mahvolur.

Markanın içinde tutarsızlıklar olması da müşteri ile ilişkiyi sıkıntıya sokabilir. Yani, bir markanın bir kentteki otelinde harika bir deneyim yaşayan bir konuk, aynı düzeyde memnuniyeti bir başka kentteki otelde yaşayamazsa, yine sorun çıkar.

Markanın farklı bölgelerdeki hizmet ve ürün seviyelerinde farklılıklar neden ortaya çıkar?

Büyük olasılıkla hızlı büyümeden kaynaklı uyum kaybı ve iletişim zorlukları olabilir.

Farklı bölgelerde çalışan farklı kültürlerden insanlar arasında ortak değerler bütünü oluşturmak zor olabilir. Misafire bakış açılarında farklılıklar ortaya çıkabilir. Bu durumda da, ortak tavır ve ortak anlayışı güçlendirecek eğitimlerin olmamasından bahsedebiliriz.

Lüks düzeydeki müşterilerin bakış açısı şudur:

Yüksek düzeyde ödemeler yaparlar. Buna bağlı olarak yüksek beklentiler içine girerler. Eğer bu beklentiler karşılanmaz ise, tepkileri de şiddetli ve aşırı duygusal olur.

Özetle;

Lüks markalar, lüks müşterileri ile arasındaki ilişkiyi aşk gibi tanımlamalıdır. 

28 Haziran 2021 Pazartesi

65 yaş sınırı, taş devrinden kalma bir önyargıdır

Ve bu yaşa gelenleri hemen ‘ postalayan ‘ işletmeler, aslında kendilerine zarar vermektedir.

Çevrenize bir bakın. Bir gri saçlılar tsunamisi göreceksiniz.

Her yıl milyonlarca baby boomers kuşağı mensubu 65 yaşını deviriyor. Yani 1946 – 1964 yılları arasında doğan milyonlardan bahsediyorum.

Size bir gözlemimi ifade edeyim.

Bu tarihler arasında doğanlar, insanlık tarihinin, belki de hiç farkına varılmamış bir kuşağıdır. Bunun bir nedeni var mı, bilemiyorum. Ama öyle. Buna mukabil, gözden kaçmaması gereken bir gerçek var, baby boomers kuşağının toplam nüfusu 14 milyon ve bu da, genel nüfusun yaklaşık olarak yüzde on yedisi.

Bakın, basit bir yazı peşinde değilim. Yılların temel yanılgısına karşı isyan ediyorum. Hem de, bu taş devrinden kalma önyargı nedeniyle, sektöre en çok katkı sağlayacakları bir dönemde, dışlanan ve küstürülen 65 yaş kuşağı adına.

Çevrenize bir bakın. Masada, yılların deneyiminden süzülüp gelmiş, sakin, çok yönlü, çalışkan bir işgücü var. Sektörü biliyorlar, zira Türkiye’de turizmi onlar kurup geliştirdiler.

Bu sadık ve usta işgücüne karşılık, elinizde ne var?

Aşağıdaki olumsuz tanımlamaların dışında, çok saygılı ve başarılı örnekler var. Onlar lütfen bu tanımlamaları asla üzerlerine almasınlar.

Ama geride kalanlara bir bakın.

Kurumsal süreçlere uzak.

Baskı altında panikleyen…

Her an şirketi ve sektörü bırakmaya hazır.

Turizmi ve turisti küçümseyen

Kolay kolay mutlu olmayan ve deneyime önem vermeyen bir kitle.

Aralarında, sektöre tutku ile bağlı, kendisine hedefler belirleyerek ilerlemeyi tercih edenler yok mu? Elbette var. Hem de çok sayıda.

Onlar turizme de, turiste de saygılı. Gülümsemeyi biliyorlar.

Ama hatırı sayılır bir kitle var. Turizmin, yüzlerce yılda şekillenmiş genetiğine önem vermiyor, kendilerine göre bir turizm tanımına göre hareket ediyorlar.

O zaman yapılması gereken nedir?

65 yaş kuşağına dönün.

Neden mi?

O kadar çok neden var ki.

Onlar ülkelerinin birçok endüstrisini kurdular.

İşlerini başlatıp geliştirdiler. Dev kuruluşlar ortaya çıkardılar.

Özel sektörde ve kamuda çarkları başarı ile döndüren anahtar konumlarda oldular.

Şu yaş meselesini gözünüzde büyütmeyi bırakın.

Son satıra odaklanın. Türkiye’de ve Dünyada o kadar çok sayıda başarılı, aktif, ilham kaynağı olabilecek 65 yaş kuşağı mensubu var ki.

Ekonomi ve iş dergilerine bir bakın.  55 yaşından sonra hayatın direksiyonunu yeni ufuklara kıran ve muhteşem başarılara imza atan o kadar çok sayıda kadın var.  Bu yaşlarda birçok kadın ve erkek rüyalarını gerçekleştirme fırsatı buldu.

Çok sayıda 60-65 yaş arası insan içinde bulundukları sektörlerde izlerini bırakıyorlar. İşlerine ve işletmelerine hala bağlılar ve verebilecekleri çok şey var.

Reçete mi istersiniz?

İşletmelerindeki bilançolara bir bakmanızı öneririm. Birçok baby boomers kuşağı mensubu hayatlarında profesyonel değişimlere imza atıyorlar. Covid19 pandemisi ile başa çıkmakta ve ayakta kalmakta en başarılı olan kuşak da onlar oldu.

60 yaşlarında olup çok başarılı işler kuran arkadaşlarım var.

Donanımlı yöneticiler bulmakta zorlanan ya da ellerindekileri kaybeden otellerin imdadına koşup parlatan turizm profesyonelleri biliyorum.

Daha da ötesi, birkaç turizm profesyoneli bir araya gelip, otellere çevrecilik, etik, inovasyon gibi alanlarda başarılı danışmanlık hizmetleri veriyor.

Onlar şuna inanıyorlar, bulundukları yaş hayatın son sayfalarından birisi değil, yeni bir mücadele etabıdır. Sevecekleri bir iş ile birlikte varacakları çok hedefleri vardır.

Hala ikna olmadınız mı?

O zaman size, bu gri saçlılar ordusunun ‘ savaşı ‘ nasıl kazandırabileceği ile ilgili bazı öneriler sunmama izin verin. İş gücünüze nasıl katılabilirler ve donanımlı insan kaynağınızı nasıl zenginleştirebilirler, bakalım.

C- Suiti – Kurumsal kültürü değiştirmek nedir? Yapıya, liderlik, empati, yaşam deneyimi, yetenekler seti, bağlantılı olmak ve sonuç odaklılığı enjekte etmektir. Ama kapsayıcı olarak. Nesiller arası bölünme tuzağına düşmeden. Bu noktada, ekonominin bütün dallarına ve elbette turizme bir bakın. Bu saydıklarımızı hayata geçiren kuşağın baby boomers olduğunu görebileceksiniz. Onlar öncüdür.

Düşünce Liderliği – Yeni bir iş çağına (hibrit/iş/yaşam dengesi) girmek için yollar aramakta olan bir geçiş ekibine, bu kuşaktan daha iyi kim liderlik edebilir? Gençlere, sürekli değişen bir ekonomide, kendisini düzenli olarak yenilemeyi,  ekseni çevresinde dönüş yapabilmeyi, başarısızlıklardan sonra hızla toparlanabilmeyi kim öğretebilir?

İş Geliştirme- Müşteri listenizi, portföyünüzü ve/veya erişebildiğiniz sınırları genişletmek mi istiyorsunuz? Bu kuşaktan bir profesyonel ile bir araya gelin. Boomers profesyonelleri bir kurumun değer önerilerini en doğru adreslere, nasıl ileteceklerini çok iyi bilirler. Onlar, uzun vadeli, gelir üreten ilişkiler kurmak için gereken bütün becerilere sahiptir.

Strateji- Pandemi sonrasının Dünyası hem sanal, hem de hibrit. O zaman, şirketinizin bu Dünya ve bu ekonomi ile ilgili kültürü nedir? Nasıl toparlanacaksınız? Boomers kuşağına kulak verin. Bu kuşak, bir Dünya savaşı sonrasının virane Dünyasına doğdu. Sayısız felaket ve krizden güçlenerek çıktı. Büyük Durgunluk. 9/11 felaketi. Küresel krizler. Şimdi de Covid19 pandemisi. Size bu badireden çıkışta en iyi rehberliği kim yapabilir? Sayısız felaketten ve krizden edindikleri deneyimler ışığında, en sağlam reçeteleri kim yazabilir?

Gelişme- Bütün sektörlerde ve özellikle turizmde, bu kuşağın iletişim ağlarına ve bilgilerine neden başvurmayı düşünmezsiniz? Bu kuşak hala canlı, üretken ve gelişime açıktır. Çevrelerini ve Dünyayı 360 derece bir açıdan izlemekte olduklarını da ekleyelim. Bu beceri onları her daim güncel tutuyor. Krizi bir an önce aşmanın yolu? Bir boomer ile görüşün.

Satış ve Pazarlama- Bana söyler misiniz? Boomerlerın temsil yeteneklerine, tarzlarına, hitabetlerine siz de hayran değil misiniz? Ürününüzü ya da işletmenizi onlardan daha iyi kim temsil edebilir? En doğru hedeflere ulaşmanızı sağlayacak stratejileri kim oluşturabilir? İşletmenizle iş yapacak bankalara, kamu kurumlarına, en yüksek güveni kim sağlayabilir? Benim bir cevabım var; boomerler.

Startuplar- Bakın, teknoloji her şey değil. Buna ancak gri saçlıların eşsiz deneyimlerini de eklerseniz başarılı olursunuz. Bu kuşak, Venture Kapital olmadan, neredeyse sıfırdan büyük işler kurmayı başardı. Onlar, strateji, düşünce liderliği, somut başarı örnekleri, çok iyi tanımlanmış yatırım projeleri sayesinde elde edilebilecek sermayeler geliştirdiler. Finansal başarılar için en azından dönemsel olarak boomerlar ile neden bir araya gelmeyesiniz ki?

Umarım derdimi anlatabildim.

Şimdi, uzun sayılabilecek bir aradan sonra, güzellik, moda, konaklama, üretim, dijital marketing, emlak, spor, teknoloji, ve diğerlerinde, ofislerinizi açıyorsunuz.

İşlerinizi hızlandırıyorsunuz. Bu geçiş döneminde, size moral ve bilgi desteği açısından çok önemli bir rehberlik yapabilecek olan bu gri saçlılar ordusunu yabana atmayın.

Bu değerli çeşitliliği kültürünüze entegre etmek istiyorsanız, bunu size ancak boomerler sağlar. Kurumunuza, değer ve ölçülebilir sonuçlar katmaları için önlerini açın.

Hepsinden önemlisi, izin verin ekiplerinize mentörlük ve liderlik yapsınlar. Müşterileriniz ve çalışanlarınız bundan mutluluk duyacaklardır. Emin olabilirsiniz.

Bakın bu noktada, bir mensubu olduğum boomers kuşağı için son değerlendirmelerimi arz edeceğim. Gri saçlılar – gerçekten – harikadır.

Biz fiziksel olarak formdayız. Sörf, yoga, tai chi, koşu, yürüyüş, tırmanma, motosiklet, yüzme en çok keyif aldığımız aktiviteler arasında. Açıkçası ilgi çekiyoruz. Profesyonellikte zirvedeyiz. Sadakat noktasında çok iyiyiz.

Kararlıyız. Destekleyiciyiz. Yaratıcılığımız yüksek. Geleceği görebilme becerimiz üst düzeyde. Biz büyükanne ve büyük baba olarak tanımlanmak için daha çok genciz. Hala masadayız, oyunu kavrayabiliyoruz. Seçeneklerimiz var.

Eğer hala anlatamadıysam, biraz daha açayım.

Ben de bir boomers kuşağı mensubuyum.

Türkiye’nin lider otel zincirinde önemli işler yapıyorum. Onların başarısının bir parçası olmaktan gurur duyuyorum. Beni dikkate alıyorlar. Projelerimi önemsiyorlar.  Yönetim Kurulu üyemizden şu cümleyi duymak beni onore ediyor;

“ Abi daha genciz. Yapacak çok işimiz var. Varacak çok hedefimiz var.

Kendime bakıyorum.

Yoğun ama bir o kadar da keyifli bir iş hayatım var.

65 yaş kuşağı, ayağa kalkın.

Ehotelier sitesinden yararlanarak hazırlanmıştır.

17 Haziran 2021 Perşembe

Turizmin Olmadığı bir Dünya? İki ucu pis bir değnek

İnanmakta hala zorluk çekiyor olsak da, bir gerçek var. Bir virüs, Dünya turizm ve seyahat hareketini felç etti.  Sektör kolunu bile kıpırdatamıyor.

Kısa bir seyahat bile olağanüstü bir bürokrasi gerektiriyor. Seyahat çok zor.

Ya işin daha da vahim olan boyutu? Turizm sektörünün komada olduğu bir Dünyada ekonomilerin canlanması mümkün mü? Dünyanın geleceğinden sorumlu olan herkes bu soruya kafa yormalı. Ki çok zor.

Tamam.

O halde bir de çevre ve sosyal yaşam açısından bakmaya ne dersiniz?

Şu geçen bir buçuk yılda neler oldu?

Kirlenme azaldı.

Karbon salınımı düştü.

Doğa kendisini toparlamaya başladı.

Pandemi, turizmin önemini çok dramatik bir şekilde gösterdi.

Bu durum sadece çok iyi tanımlanmış turizm prestijine sahip İspanya, İtalya veya Avusturya gibi ülkeler için geçerli değil. Bu endüstrinin bütün Dünya için öneminden bahsediyoruz. Zira turizm birçok farklı sektörü harekete geçiriyor.

Turizm olmadan, bırakın sadece otel ve restoranları, sektör ile ilişkili bütün endüstriler durur. Şu ana kadar olanlara bakmak yeterlidir.

Havacılık neredeyse durma noktasında. Otomotiv sektörü yarı yarıya daraldı. Kurvaziyer üretimi yapan dev imalathaneler altık paslanmaya başladı. Binalar çöktü. Yaşanan felaket çelik, çimento ve elektronik sektörlerini de yerle bir etti.

Bundan 4 yıl kadar önce, İtalyan gazeteci Marco d’Eramo ‘ Selfie’deki Dünya: Turist Çağına ilişkin bir araştırma’ isimli bir yazı yazmıştı. Profesyoneller ve farklı sektörlerden uzmanlar, turizmin bu yüzyılın en önemli endüstrisi olduğu iddiasına karşı çıktılar. Ancak, bu gün Covid19 pandemisi ile geçen bir buçuk yıl bize turizmin önemini gösterdi.

İşadamları turizmi genelde küçümseme eğilimindedir

İşadamları genelde bu sektörü küçümseme eğilimindedir. İnsanlar çoğu zaman turizm ile turisti karıştırır. Ülkeyi ya da kenti ziyaret eden turistlerin içinden birkaç kişinin hatalı davranışlarından hareket ederek bütün bir grubu eleştirirler.

Turizmi bir bütün olarak mahkum ederler. Bu hatalı turistler de genellikle kent sakinlerinin öfkesini tetiklerler. Ama bu yaklaşım doğru değildir. Genelleme yakışıksız bir yaklaşımdır. Aslında herkes şunun farkında olmalı; hepimiz turistlerden nefret eden turistleriz.

Bu paradoks, endüstri ile bu çözülmemiş ilişkiyi açıklıyor. Aynı zamanda, yaklaşık 150 yıllık bir geçmişe sahip bir sektörün bir virüs tarafından tuzla buz edilebileceğine inanmanın da ne kadar abes olduğunu ifade ediyor.  Bu bakış açısı oldukça yüzeyseldir.

Turizm iki büyük devrimin eseridir

Birincisi teknolojik devrim: hızlı ve ucuz seyahati mümkün kılan ulaşım ve iletişim devrimi. Diğeri sosyaldi; insanlara olanaklar sağladı ve gezginler yarattı.

Bu toplumsal devrim gökten inmedi, tam aksine, ücretli tatillerin ortaya çıkabilmesini sağlayan mücadelelerin ürünüdür. Bundan bir buçuk asır önce insanlar tatil hakkını almaya başladılar. Daha da ileri götürdüler ve tatillerinde de maaş ödenmesi hakkını aldılar.

Bu mücadelede elde edilen haklar oyunu değiştirdi.

İnsanların birer turist olabilmesi için sadece boş zamanlarının olması da yeterli değildir. Örneğin işsizlerin her zaman boş vakitleri vardır, ama turist değillerdir. Önemli olan o boş zamanlarda da gelirlerinin devam etmesidir.

Bu noktaya dikkat;

Almanya’da Bismarck’tan, ABD’de Yeni Mutabakat’tan, Fransa’da Halk Cephesi’nden önce, insanlık tarihinde, çalışanlara tatilde de para ödeme düşüncesi hayata geçmedi. Tarihte ilk kez bu üç ülkede insanlara tatilde de ücret ödeme uygulaması başladı. Bu bir devrimdir.

Geçmiş birkaç on yılda, tatilcilerin yüzde doksan beşi ya tatilde de ücretini almaya devam etti, ya da emeklilik ikramiyesi ya da bazı fonlar vasıtası ile tatile çıktı. Şimdi bu durumu da aşmak için yeni bir devrime gereksinim var.

Bu iki büyük olay sadece hayatımızı değil, dünya görüşümüzü de değiştirdi. Seyahat etme yeteneğini özgürlük fikrimizin temel taşı haline getirdiler.

Seyahat özgürlüğü varoluş özgürlüğüdür

Pandemi, arada sırada (nerede olursa olsun) başka bir yere gidebilmek için bir ortam değişikliğine ne kadar ihtiyacımız olduğunu ortaya çıkardı. Seyahat etme isteği, özgürlüğü geri kazanmanın bir yoludur.

Ancak, ilginçtir, Batı, pandemiden önce seyahat etme ve yeni ufuklara açılma gereksiniminin doğası gereği politik olduğunu anlamamıştı.

İkinci koronavirüs pandemisi hepimizi evlerimize hapsetti ve bizler, seyahat edememenin adeta bir hapishane olduğunu hissettik.

Kendimizi seyahatin yasak olduğu diktatörlük ülkelerinde gibi algılamaya başladık. Şu açık bir şekilde ortaya çıktı. Seyahat özgürlüğü genel anlamda özgürlüğün ta kendisidir.

Daha önce açıkladığımız ilk paradoks ( yani hepimizin turistleri hor gören turistler olduğumuz gerçeği ) ikinci bir paradoksu tetiklemektedir. Kabul. Turizm özgürlüktür. Ama aynı zamanda iki boyutlu bir kirlilik endüstrisidir. 

Turizm bir çok başka sektörün serumunu sağlar, ama……

Birincisi, diğer sektörleri hareket halinde tutan bir sektör olarak turizm, bu sektörlerin (havacılık, otomobil, inşaat, denizcilik, çelik...) ürettiği tüm kirlilikten sorumludur.

İkincisi, sosyal bir endüstri olarak insan kirliliği (kent merkezlerinin boşaltılması, Disneyleştirme, ekosistemlerin bozulması) ürettiği için.

Bu sadece bir sonuca götüren bir paradokstur: özgürlük anlayışımız ne yazık ki, Dünyayı tüketme özgürlüğü olarak da hayata geçmektedir.

Hepimizi tüketici olmaya iten tüketime dayalı bir toplumun, nihayetinde bu faaliyetin dünya çapında yaygınlaşmasına yol açması kaçınılmazdır; yani gezegeni tüketmek.

Sistem hepimizi tüketici olmaya itiyor. Zira toplum bir tüketim mekanizması olarak hareket ediyor. Nihayetinde olacak olanı ifade edelim. Gezegenimizi tüketmek.

Onunla da onsuz da olamamak?

Ne yazık ki, turizm ile insan ve çevre ilişkisinde, durum tam olarak, tam şarkıdaki gibi; ‘ Olamam ki, olamam ben seninle de, sensiz de.’ Bu nedenle, turizm olmayan bir Dünya çok zor. Ama turizm ile bir yaşam da aynı durumda. 

Gelinen noktada, pandemi biter bitmez, ekonomiyi sanki hiçbir şey olmamış gibi tekrar canlandırma potansiyeli çok yüksek. Sadece havayollarından bir örnek verelim. 2019’da Dünyada toplam 69 milyon uçuş gerçekleşmişti.

Gerçek şu ki, kimse hangisinin daha iyi olduğunu bilmiyor: karantinaları ve karantinayı mümkün olan en kısa sürede sona erdirmek ve hemen yeniden kirletmeye başlamak ya da biraz daha depresyona ve hapsedilmeye devam etmek, ancak gezegene bir anlık rahatlama ve çok ihtiyaç duyulan bir soluklanma vermek.

Yine aynı paradokstan devam edelim. İşimiz zor olacak. Turizmin ekonomileri hızla ayağa kaldırma gibi bir potansiyeli var. Ama yine de sıkıntı yaşanacak. Dünya ne kadar kapalı kalırsa ve seyahatler ne kadar kısıtlanırsa, o kadar şirket iflas edecek. Tedarik kanalları zarar görecek. Turizm kadar, diğer sektörlerde de işsizlik patlayacak.

Hepsinden önemlisi, virüsten çok şiddetli bir darbe yeniş olan yatırımcın güven endeksinin tekrar eski seviyelerine gelmesi çok zor olacak.

Şimdi can alıcı soruyu soralım ve cevabını hep birlikte arayalım.

Karantinaları ve kısıtlamaları en kısa sürede sona erdirmek. Çarkları döndürmeye başlamak. Turizmin ve ona bağlı endüstrilerin kirletmesine yeniden yol vermek. Ya da depresyona, hapishanede gibi yaşamaya devam etmek. Böylece gezegene kısa bir an için de olsa, bir rahatlama, temizlenme ve arınma fırsatı vermek.

1 Haziran 2021 Salı

Antalya Expo ölmesin

 Bundan 5 yıl önce Antalya ile Serik arasında devasa bir araziye EXPO kompleksi inşa edildi. 112 hektar alana yayılan konseptin teması Çocuk ve Çiçek olarak belirlenmişti.

Büyük bir şanssızlık yaşandı ve o yıl bir kriz felaketi yaşanan Antalya’ya beklentilerin çok altında yabancı turist geldi. Bu nedenle EXPO ümit edilen ziyaretçi trafiğine ulaşamadı.

Bu devasa organizasyon bitti ve sonrasında her şey bilinmeyen bir geleceğe terk edildi.

Expo 2016’yı gezip görmeyen, gezse bile her tarafını dolaşmayanlar için bir not düşelim..

Bakın neler varmış EXPO alanında..

Expo Kulesi

Zaman Tüneli

Osmanlı Bahçesi

Amfi tiyatrolar

7 Bölgeden Ev örnekleri

Macera Parkuru

Çocuk Bilim ve Teknoloji Merkezi

Kongre Merkezi

Değirmen

Kaktüs Bahçesi

Trafik Eğitim Parkuru

Ülke Bahçeleri

Expo Serası

Expo Orman ve Kır Aktiviteleri

Oldukça zengin bir aktivite ve yapılar ağı olduğu söylenebilir.

Şimdi bu dev arazi bomboş ve meçhul bir kaderi bekliyor. Oysa konumu itibarıyla bu devasa arazi içinde çok değerli fırsatlar barındırıyor.

Antalya EXPO, muhteşem bir yaşam alanı olarak turizmi ve sosyal hayatı zenginleştirebilir

Bölgenin en popüler turizm merkezlerine olan yakınlığı sayesinde çok yüksek bir ziyaretçi yoğunluğu yakalayabilecek olan bu araziye en doğru yatırımlar yapılmalıdır.

Bu yatırımlar için hem Antalyalıların görüşü alınmalı hem de bu kenti ziyaret eden turistlerin önerileri değerlendirilmelidir.

Yani buraya yerleştirilecek olan proje Türkiye’de yaşayanların, tatile gelen konukların ve elbette bu tatil trafiğini yöneten tur operatörlerinin genel konsensüsü ile biçimlenmelidir.

Benim bu konuda bir fikrim var.

Sektör, bütün oyuncuları ile birlikte değerlendirsin. Bu işin en tepedeki patronu, yani Kültür ve Turizm Bakanlığı da son şeklini verip hayata geçirsin.

Bu bölgeyi bir Müze Adası yapalım. 112 hektar alana çok sayıda müze yerleştirilebilir.

Önce adından başlayalım;

Akdeniz Sanat ve Yaşam Vadisi-Mediterranean Art and Life Valley

Benim önerim bu. 

Gelelim ayrıntılara..

Akdeniz, binlerce yıl boyunca acımasız savaşlara sahne olmuş. Persler, Yunanlılar, Türkler, Araplar, Likyalılar, Romalılar binlerce yıl boyunca savaşmışlar. 

Akıllara gelen birkaç örnek var.

İskender’in seferi..

Arapların saldırıları..

Romalılar..

Osmanlılar..

Bugünkü Boğazkent’ten denize dökülen Eurymedon’da yapılan ve Pers ve Yunan donanmalarının kapıştığı dünyanın bilinen ilk nehir savaşı..

Bir Barış Müzesi inşa edilebilir

Bu müzenin misyonu da ziyaretçilere ibret vermek olmalı. Savaşın vahşetini yansıtacak olan bu müze, ziyaretçilere barışın değerini anlatmalı.

İlk çağdan bu yana bölgede yapılan savaşların resimleri olabilir..

Savaş Tanrılarının heykelleri..

Savaş gemilerinin replikaları..

Kullanılan savaş silahları..

Kent merkezindeki Antalya Arkeoloji Müzesine gelince..

O da buraya taşınmalı.

Çok iyi olur. 

Hem de şimdiki salonlarda yer kalmadığı için depolarda korunan bütün tarihi miras yeni müzede sergilenebilir. Ziyaretçiler hiçbir eseri kaçırmamış olur.

Arkeoloji müzesi bu bölgeye gelirse, ziyaretçi sayısı katlanır.

Bu araziye yapılacak olan müze daha çağdaş mimari çizgilere sahip olacaktır. Daha işlevsel olacağı için kolayca gezilecektir. Tadına varılacaktır.

Antalya Arkeoloji Müzesi EXPO alanına yakışır.

Bir Turizm Müzesi zamanı geldi

İnsana dair her şeyi içeren bu sektörün bir müzesi olmalı. Turizmin hem küresel hem de yerel macerasını anlatan bir müze çok yararlı olur.

Otelciliğin, Orta Çağ'ın hanlarından başlayarak bu günün ultra modern konaklama tesislerine uzanan hikayesi bu müzede anlatılabilir.

Uzmanlar bu projeye el atarsa çok ilgi çekecek bir sonuç elde edilebilir.

Binaların evrimini gösteren fotoğraflar olabilir. Hanlardan başlayarak, otel binalarının gelişimini anlatan bir fotoğraf ve çizim sıralaması bu evrimi anlatır.

Geçmişten bu güne odalarda kullanılan mobilyalar.

Buklet ürünleri

Havlular ve diğer tekstil.

Mutfak ve restoran malzemeleri, pişirme üniteleri 

Oda mefruşatı

Duvar resimleri

Otellerde kullanılan teknik araçlar

Temizlik ekipmanı

Üniformalar

Oda anahtarları

Tanıtım materyali (broşürler, kataloglar, kasetler)

Doğal Yaşam Müzesi

Antalya’da yaşayan ya da mola veren kuşlar

Bu topraklara özel canlılar

Endemik bitkiler

Sedir ağaçları

Kelebekler

Doğal tedavi bitkileri, koca karı ilaçları

Türkiye Kıyafetler Müzesi

Bu müzede, çeşitli kategorilere göre farklı giysiler, mesleki kıyafetler, sanat kıyafetleri sergilenebilir. Hayatın her alanını kapsar.

Folklor kıyafetleri

Kadın kıyafetleri

Çocuk kıyafetleri

Erkek kıyafetleri

Gelin kıyafetleri

Damat kıyafetleri

Yaşlı kadın, Yaşlı erkek kıyafetleri

Saatler (eskiden bu yana)

Ayakkabılar

Terlikler

Mesleki kıyafetler (önlük, üniforma vb)

Türkiye Dilleri Müzesi

Resmi arşivlerde ya da kişisel mülkiyette olup, Türkiye'de konuşulan bütün dillerdeki basılı eserler bu müzede toplanmalıdır. Bu eserlere internet üzerinden ulaşılmalı, kopyalanabilmeli ve referans olarak alınabilmelidir.

Bütün dillerdeki müzik eserleri, türküler, şarkılar dijital ortamda kayıt altına alınmalı, yine internet üzerinden dinlenebilmeli, indirilebilmelidir. Hem basılı eserler hem de müzik eserleri arşivine, Dünyada bu dillere vakıf olanlar tarafından katkıda bulunma şansı verilebilir.

Bütün bu dillerin gramerleri, dilbilgisi kuralları bu müzede sergilenebilir, dileyen Dünyanın her yanından bu sergiye katkıda bulunabilir. Dileyen eğitim kuruluşu bu sergi üzerinden bilimsel çalışmalarına, tedrisatına katkı alabilir.

Türkiye Dilleri Fuarı

Tatil amaçlı seyahat trafiğinin zayıfladığı bir döneme denk getirilmek kaydı ile düzenlenebilecek bu fuar birkaç alanda etkinlikleri planlanabilir. Bu fuar zamanla kurumsallaşır, ilgi odağına dönüşür.

Fuar süresince, havaalanlarında, liman girişlerinde, Türkiye'nin bütün dillerinde "Hoş geldiniz'" ve "Güle Güle" afişleri hoş bir başlangıç olur.

Akademik Çalışmalar 

Konferanslar ve sempozyumlarda bilimsel çalışmalar. Bu diller ile ilgili bilimsel çalışmalar yapan akademisyenler seçilecek pilot kentlerde sunumlar yapar, paneller organize eder, bütün tartışmalar, sunumlar, ilgili Bakanlığın koordinasyonu ile basılı hale getirilir, dünyaya sunulur, Diller Müzesine kaydedilir

Kitap Sergileri

Türkiye dillerinin en yoğun olarak konuşulduğu kentlerde, resmi kurumların, sivil toplum kuruluşlarının ortaklaşa çalışması ile bu dillerde yazılı kitaplar sergilenir, satışa sunulur. Fuarlar kentlerde yoğun bir seyahat trafiği ve alışveriş ortamı yaratır. Eminim bu sergiler her yıl zenginleşerek ve etkinleşerek Türkiye'yi bilim ve kültür trafiğinin saygın ve vazgeçilmez duraklarından birisi yapar.

Görüldüğü gibi altı farklı içerik ve konseptte müze bu araziye eşsiz özellikler kazandırır.

Çocuklar, Gençler, Sanatçılar

Müzeleri tamamlayacak birkaç farklı dokunuş ile burası tam bir sanat, kültür ve yaşam alanına dönüşür. Dünyada eşi olmayan bir kompleks ortaya çıkar.

Bu müzelerin yanında, çocuklar, gençler, sanatçılar unutulmamalı.

Sanatçılar için işlikler, atölyeler mutlaka olmalı. Ürettikleri eserler bu alanda sergilenmeli.

Çocuklar için eğlence adaları planlanmalı. 

Gençler için soft oyun ve spor alanları dahil edilmeli.

Kadın emeğini değerlendirecek bölümler olmalı. Kadınların ürettiği ürünler için özgün stantlar açılmalı. Kurs yerleri yapılmalı.

Özetle;

Antalya Expo ölmesin...