6 Ağustos 2020 Perşembe

Aşkta bencillik şarttır, önce kendini sev

Doğru tanımlanan..

Doğru anlaşılan..

Doğru yaşanan..

Aşk ve cinsellik savaşları önler..

Böyle bir aşkın ve cinselliğin sonucu, gurur duyulacak bir mutluluktur..

Bu mutluluk, duygusal fay hatlarını boşaltır.

Mutlu bir beynin yönettiği hiçbir parmak kolay kolay bir tetiğe uzanmaz…

Mutlu bir yürekten beslenen hiçbir el kolay kolay yumruk halini almaz..

Herkes önce kendisini sever

Gönül önce kendisini severek aşka prova yapar.

Ego, aşkın payandasıdır. Her insanda vardır, olmalıdır.

Daha doğru bir ifade ile  “ Seni Seviyorum” diyebilmenin yolu önce BEN demekten geçer.

Doğru olan aşkta, kendini ve değerlerini bir başkasına kurban etmek yoktur.

Aşk kişisel bir iradeye bağlıdır. İnsanın kendi gereksinimlerinin karşılanmasıdır. Kişisel değerlerinin samimiyetle ifade edilmesidir.

Şartlara bağlanmamış, yapmacık bir çerçeveye sığdırılmamış romantik aşk bir insanın hayatında alabileceği en güzel hediyedir.

Değerleri ve ahlaki kabulleri birbirine yakın olan kadın ya da erkekler karşı cinse aşık olurlar. Aşk her şeyin ötesinde, erkeğin ya da kadının, aynaya baktığında gördüğü özellikler nedeniyle kendisine duyduğu hayranlıkla ilgilidir.

Aşk bir arayışın ödüldür

Her erkek ve her kadın karşı tarafta, kendisinde gördüğü değerleri arar.

Her iki tarafın da değerleri ve etik ilkeleri yoksa başkasına hayranlık duyamazlar.

Sizlere önce çok önemsediğim bir felsefeci yazardan bahsederek konuya gireyim.

Ayn Rand

Romanlarını ve incelemelerini okuyun, okutun.

Yazımın bundan sonrasında bu çok değerli yazardan yararlanarak görüşler paylaşacağım

Ben kavramından devam edelim.

Ben, demek “ Seni seviyorum” demenin ön şartıdır.

Ben, demek için güçlü bir kişiliğiniz olmalıdır. Bu yoksa, birine aşık olmanızın derin anlamına erişemezsiniz. Aşk uzak bir menzil olarak kalır. 

iki tarafta da güçlü bir ego ve gurur yoksa, taraflardan baskın olanı, gerçek anlamda aşık değildir. Onunki ancak karşı tarafa merhamet ile açıklanabilir. Bu da, aşk olarak yaşanmaz.

Her iki tarafın derin bir aşka tutulması ancak iki tarafın da bundan eşit derecede mutlu olmayı beklemesi ile ilgilidir. İnsan önce mutlu olmak ister. Aşık olmak, karşı tarafın yaşamımıza getirdiği güzelliklerin farkına varmak demektir.

Sonuçta bütün gerçeklikler insandaki egoyu işaret etmektedir.

Cinsellik nedir?

Çok ciddi bir yaklaşmanın, egoların beslendiği bir ilişkinin zirvesidir.

Bir tarafta aklını ve egosunu yüceltmeyen bir beden var ise, cinsellik bir zirve değil, tam tersine aşağılık bir eylemdir. Güçlü tarafın, zayıf tarafın bedenini fethetmesidir.

Cinsellik, insanın kendisine olan saygısının ifadesidir.

Seçkin ve gururdan beslenen bir cinsellik mutluluğun zirvesidir. İnsan hayatına anlam, renk ve huzur sağlar. Yoğundur. Güçlüdür. Asla küçümsenmemelidir.

Cinsellik, yüksek değerlere ve saygıya bağlı olarak hayata geçerse, bu ahlakidir.

İnsanidir. Hayvanların üreme faaliyetinden farkı budur.

Cinsel ilişki her iki tarafın da sahip olduğu güzelliklere bir hayranlık olarak gerçekleşirse anlamlı olur. Her iki tarafa da saygınlık ve sevecenlik sağlar.

Kadın ya da erkek, eğer içinde saygı, emek, sadakat, önemseme olmadan, önüne gelenle cinsellik yaşarsa, bu ahlaksızlıktır.

Buradan, cinselliği şartlara bağladığımız ya da bir sınır çizdiğimiz sonucu çıkmasın.

Cinsellik kötü değildir.

Tam tersine, güzeldir. Sağlıklıdır. Önemlidir. Ama saygılı, ciddi, eşit koşullarda yaşanan bir ilişkinin zirvesi olarak ortaya çıkmalıdır.

Cinsellik, insanın kendisine olan saygısı ile ölçülebilir bir eylemdir. Ama kendisine saygısı olmayan bir erkek, bu eylemden ortak bir haz almak yerine farklı beklentilere kayar.

Değerini ve saygıyı ‘ tavladığı’ kadın sayısına indirger. Eylem basitleşir.

Kendisine düşman olan insan, varlığını ve değerini cinsel maceralara bağlar.

Kendisini seven, değer veren ve saygı duyan bir insan, bu nedenle arayışa girmek yerine, hayatın kendisine sunduğu en yüksek karşı cins profilini tercih eder.

Tam da bu nedenle, kadın ya da erkek, beğeneceği karşı cinste, saygınlık, güç ve akıl arar.

Ancak bir kahramanı gördüğünde en doğru seçimi yaptığına inanır.

Her insan bir kahraman arar

Her erkek ya da kadın, kahramanını bulduğunda, kendisini de yücelttiğini düşünür. O kendi değerini aramaz, seçimi ile değerini ifade ettiğine inanır.

Kendisini değersiz bulan kadın ya da erkek genellikle hiç sevmediği karşı cins ile buluşur ve birbirlerini tercih ederler. O erkek ya da o kadın, aslında kendi benliklerinin bir benzeridir, yansımasıdır.

Aşk insanın içinde ne kadar değer ve yücelik varsa hepsine bir ödüldür.

Başka bir tarifi de olamaz.

Çözümleyemediği bir yığın sorun ve cevap bulamadığı sorular arasında çaresiz kalan bir insan, önce kendisinden nefret eder.

İlişkilerine istediği kadar aşk adını versin, aslında, çapsız ve derinliği olmayan ilişkiler ile önce kendisini sonra da karşı tarafı cezalandırmaktadır.

Tam bir kısır döngüdür.

Her sığ ilişki ile hem kendisini, hem de karşı tarafı cezalandıran insan, diğer yandan da bu ilişkilerden bir saygı ve özgüven çıkarmak için uğraşır.

Her ilişkisini, karşı tarafın duygusal dünyasını bir işgal gibi algılar.

Ruhu, rengi, aklı ve onuru olmayan bir bedeni fethetmek ise iğrençtir.


3 Ağustos 2020 Pazartesi

Kendinizi Başarılı Buluyor musunuz?


Başarı her insanın aklının ve gönlünün kraliçesidir.

Herkes başarılı olmak ister.

Ama herkesin başarı tanımı farklıdır. Hepimiz bu sihirli kavrama değişik anlamlar yükleriz.

Bu anlamlar biraz da beklentilerimiz ile ilgilidir.

Benden genel bir başarı tarifi yapmak isteyebilirsiniz. Bence başarı, çevrendekilerin yapamayacağını düşündüğü bir işi gerçekleştirmektir.

Biraz daha geniş ifade etmek gerekirse, başarı, değerlerimizden ödün vermeden, çevremize saygı duyarak bir işi sonuçlandırmak ve bundan mutluluk duymaktır.

Başarılı olma arzusunu güçlendiren nedenler vardır.

Mutlu olmak. Sağlıklı olmak. Keyifli bir yaşam sürdürmek.. Saygı görmek. Gelecek korkusundan kurtulmak. Kendisini kanıtlamak. Sosyal tatmin duygusunu tatmak..

Ama şurası genellikle gözden kaçar.

Başarı, bedeli olan bir sonuçtur.

Bu bedel de peşin ödenir.

Başarıya ulaştıktan sonra bedel ödemek gibi bir olasılık yoktur. Ticari bir ifade ile başarı için veresiye ödemek gibi bir şansınız olamaz.

Önce bedel.

Önce kendinize ve çevrenize yatırım.

Önce uzun bir hazırlık..

Sonra başarı.

Ama sonuç çok önemlidir.

Bana göre, başarı sizin dışınızdaki bir süreç değildir. Yani birileri sizin başarılı ya da başarısız olduğunuza karar veremez.

Bunu siz hissedersiniz.

Başarı, sizin hissetmenizle doğru orantılı bir sonuçtur.

Başarının bedellerinin neler olduğunu en iyi bilenler, başarılı kişilerdir. Zira yola çıkmadan çok önce hazırlanmaya başlamış ve hedefe odaklanmışlardır.

Ya başarısızlık?

Bu kavram da, sizin ona yükleyeceğiniz anlam ile ilgilidir. 

Yani hayatın her alanında olduğu gibi, başarı yolculuğunda da farklı gelişmeler olabilir. Amiyane tabirle çuvallayabilirsiniz.

Hedeflediğiniz menzilin çok gerisinde kalabilirsiniz.

Elde etmek için hayal kurduğunuz sonuçlara ulaşamayabilirsiniz.

Başarıyı mutlaklaştırmayanlar bu duruma gülümseyerek bakarlar. 

Hemen bir sonraki denemeye ya da başarı yolculuğuna hazırlanırlar. Başarısız oldukları yöntemi kara listeye alırlar ve bir daha denememek üzere terk ederler.

Mutlaka başarmak gibi bir takıntı ile yola çıkanlar ise genellikle şoka girerler, büyük bir hayal kırıklığı yaşarlar ve uzun bir süre yenik bir komutan gibi yaşarlar.

Hayatlarının en anlamsız benzetmesini yaparlar ve başarısızlığı yenilgi olarak kabul ederler.

Yenilgi kavramı, bedeni ve ruhu teslim olmaya davet eden bir çağrı gibidir.

Yenildiğini kabullenen bir ruh isyan ve mücadele kavramlarını unutur. Yenilgi kavramı mücadele azmini düşüren bir anti depresan ilaç gibidir.

Bu noktada bir tanımlama daha yapalım.

Mücadelenin sonundaki başarı kahkahalarının bedeli, gözyaşı ve terdir.

Birçok yönetici ve patronun iş hayatlarına baktığımızda ve sorduğumuzda, başarılarının nedenlerini aşağıdaki gibi sıralıyorlar.

Doğru olduğuna inandıkları yolda inat etmek

Batmak da dahil olmak üzere, her türlü riske meydan okuyacak yüreğe sahip olmak.

Dolu ve boş alanları iyi görmek ve ikisi arasındaki dengeyi iyi tutturmak..

İnsanlarla iletişime önem vermek ve bolca dinlemek..

Çok çalışmak

Burada bir es verelim. Başarı ile ilgili olarak bazı tüyolar sıralayalım.

Gerçi bunları her gün, her platformda okuyorsunuz, duyuyorsunuz. Ve eğer başarısızlık durağının müdavimi iseniz, eminim, bu önerileri sadece okuyup geçiyorsunuz.

Yüzeyde kalıyorsunuz. Bir santim bile derine inmiyorsunuz.

Benim önerim, aşağıdaki tavsiyelerin her birisi üzerinde en az 15 dakika düşünün.

Bunları yapın

Yaptığınız işe gönül verin.

İşiniz ile ilgili olarak çevrenizde yer alanlara saygı duyun.

Her zaman, daha iyisini yapabileceğinize inanın.

Zorlukları öğretmene dönüştürün.

Her başarıyı bir sonrakinin ilk adımı olarak kabul edin.

Ekibinizin her bir üyesinin katkılarına değer verin.

Her yerde, her süreçte, bir girişimcilik fırsatı arayın.

Geçmişi geçmişte bırakın, geleceğe odaklanın.

Güncel kalın Anı yakalayın. 

Sorun. Öğrenin.

Kendinizi ve ekibinizi devamlı olarak cesaretlendirin.

Başarı tercih sebebi olmalıdır. Mecburiyet olmamalıdır. 

Başarmak kadar doğru yaşamanın da itibarlı olduğu unutulmamalıdır.

Başarı yolculuğunda, heybenizde mutlaka olması gerekenler

Dürüstlük

Tevazu

Merhamet

Hoşgörü

Neşe

Önerilerimizi, kendinize sormanız gereken sorularla tamamlayalım.

Kendinizi geliştirme yolculuğunun son aşamasına geldiğinize inanıyor musunuz?

Gelişmek zorunda olduğunuz alanlar var mı? Hangi alanlarda yetersizsiniz?

Başarılı olmak öğrenilebilir bir beceri midir?

Hedef belirlemek ve her bir hedefe vardıkça başarıyı hissetmek nasıl bir duygudur? 

Bir tarafta istekleriniz, karşıda da onlarla çelişen ilkeleriniz var. Ne yaparsınız?

Kitap ile başarı birbiri ile bağlantılı mıdır? Neden?

Başarı yolculuğunun temel silahı güç müdür, iyilik mi? Neden?

Başarı ve şans arasındaki ilişkiyi tanımlayabilir misiniz? Şansın rolü?

Başarı hayaliniz için ilkelerinizden taviz verir misiniz?

Bu sorulara vereceğiniz içten ve doğru cevaplar başarı yolculuğunuzun her bir aşamasını planlayabilmeniz için bir rehber olacaktır.

30 Temmuz 2020 Perşembe

Gelecek vizyonu olan turizm yatırım aklı nerede?


Turizmcilere, gelecek ile ilgili notlarım var. Nasıl yorumlayacağınız size kalmış.


İs bulaşmış gözlüklerin arkasından bakarsanız, bu notlar kötüdür.

Pırıl pırıl bir bakış açına göre ise, bu notlar bir fırsatı işaret ediyor.

Şu aşamada, tüketici davranışlarında çok keskin değişikliklerin olmaması kimseyi şaşırtmasın. Henüz bu keskin değişimin gerçekleşeceği kadar zaman geçmedi.

Bu gün kafalar karışık. Ortada birçok soru var ve cevap aranıyor.

Ama birkaç ay sonra, Kış geldiğinde, ayaklar yere basacak. İnsanlar aylardır yaşananların muhasebesine başlayacak. O zaman gerçekler anlaşılacak.

Tıp, pandemi sürecine ve Covid19 tehlikesine en doğru tanımlamaları yapmış olacak. Virüs biraz daha tanınacak. Nasıl bir tehlike olduğu ortaya çıkacak.

İnsanlar somut veriler üzerinden düşünmeye başlayacaklar. Hayatlarının her aşamasını bu verilere göre yeniden ele alacaklar.

Bu sürecin sonunda da tüketici davranışlarında kalıcı, oyunu değiştiren farklılaşmalara tanık olacağız. Yeni kavramlar, yeni anlamlar ortaya çıkacak.

Yaşananların ilk etkisinin, insanların kalabalıklardan uzaklaşmaya başlaması olacağına kesin gözü ile bakabiliriz. Mesafe artık yeni normalin temel kuralı olacak.

Tatil anlayışı kesinlikle değişecek

Bu gerçeklikten hareketle, tatil anlayışının da değişeceği aşikardır. Ki bunun ilk belirtisi, insanların mobil tatile yönelmesi olacaktır.

Mobil tatil tercihi, keyfe keder bir istekten ziyade, güvende olma içgüdüsünün tetiklediği bir korunma tedbiri olarak ortaya çıkacaktır.

Bu yıl karavan, kamp, çadır gibi tatil ve seyahat modellerine yaşanan talep patlaması, gelecek yıllar için bir ön işaret olarak kabul edilmelidir.

Gelecek yıldan itibaren bu modellerin turizmin ürün ve hizmet yelpazesinde merkeze yerleşmesi kimseyi şaşırtmamalıdır.

Bakın aşağıda size İngiltere’den bir butik otelin geliştirdiği, çadır modelini arz edeyim.

Neyse ki böyle bir örnek buldum. Aksi takdirde, turizmin orta çağından kalma, kerameti kendinden menkul şeyhler bu önerime mutlaka gülerlerdi.

Butik Otel Hoxton Sosyal Mesafeyi Lüks Çadır ile yakaladı

Sosyal mesafe kavramı, Londra’da bir otel işletmecisine, işini otel odalarından bir kamping sahasına genişletme ilhamı verdi.

Londra’nın ünlü butik işletmesi The Hoxton oteli, Ağustos ayında, Camp Hox markası ile bir glamping ( lüks kamping) yatırımına girişti. Londra’ya 90 dakika mesafede olan Oxfordshire’de kurulan lüks kamp alanında konaklama üniteleri çadırlardan oluşacak.

Açık hava tesisleri ve kamp alanları, cortonavirüs sosyal mesafe protokollerini uygulamak için daha elverişli şartlar sunuyor.

The Hoxton markasını kısaca tanıtmak gerekirse;

Londra, New York ve Paris’te butik otelleri var. Ama yeni geliştirmekte oldukları camping projesi, kararsız seyahat pazarında önemli bir avantaj sağlayacak.

Markanın bütün otelleri açık ve bazıları beklenenin çok üstünde bir işletme performansı gösteriyor. Buna rağmen, grup geneli için çok olumlu konuşmak için daha çok erken. Olmaları gereken yerin gerisindeler. Bu da onları seçenekler üzerinde çalışmaya zorluyor.

The Hoxton ekibi kendilerini asla süreçleri pasif bir biçimde seyreden bir konumda kabul etmiyor. Krizin kendilerine dayattığı koşullara boyun eğmeyi reddediyorlar.

Pandemi, bir süredir üzerinde çalışmakta oldukları Lüks Kamping projesini hızlandırmak için onları motive ediyor.

Kampçıların her gereksinimi karşılanıyor

The Hox Camping 12 tane lüks çadırdan oluşuyor. Her çadırda üstün kalitede otel yatakları var. Kamp sahası olarak kullanılan arsa 18 yüzyıldan kalma Eynsham Hall binasının bahçesi. Her yatakta The Hoxton tekstili kullanılıyor.

Her çadıra iki dakikalık yürüme mesafesinde kişiye özel banyo, tuvalet ve duş var. 

Çadır sakinleri isterlerse kendileri kahvaltılarını hazırlayabiliyorlar, ya da Camp Hox her sabah sıcak bir kahvaltı servisi sunuyor.

Kamp misafirlerine sunulan imkanlar bu kadarla sınırlı değil. Her bir çadıra özel buzdolaplarında stoklanmış gıdalar var. Yine, her çadıra özel bir barda insanlar kendi şaraplarını ya da diğer içeceklerini servis edebiliyor.

Çadırların günlük bakım ve temizliği The Hoxtıon ekipleri tarafından yapılıyor.

Camp Hox fiyatları orta-üst gelir grubuna hitap ediyor. 

İki kişilik bir çadırın iki gecelik paket fiyatı 473 usd ve bu pakete bir gece de The Hoxton Otel’de bir gece ücretsiz konaklama dahil. 12 çadırın bulunduğu ve 24 kişinin konaklayabileceği bütün kamp sahasını kiralamak isteyenlerin ödeyeceği gecelik fiyat ise 2.500 dolar.

Camp Hox, misafirlerine temiz bir barbekü alanı da sunuyor. Burada, size sağlanan ekipman ve sipariş edilecek gıda ile leziz bir mangal partisi yapmak mümkün.

Kamp sahasındaki üniteden bisiklet kiralanabiliyor.

Lüks kamping sadece İngiltere ve The Hoxton markası ile sınırlı kalan bir trend değil.

Bütün Dünyada birkaç marka bu alanda yatırım yapıyor.

ABD’nin Ulusal Parklarında yaygın bir faaliyet yürüten Under Canvas bunlardan bir tanesi.

Singapur’un küresel markası Aman Resorts da, ABD, Hindistan ve Endonezya da lüks kamp sahaları işletiyor. Bu alanda hızla pazar payı kazanıyor.

Lüks kamping, bahsettiğim mobil tatil seçeneklerinin sadece bir tanesi. Başka ürün ve hizmetler de var. Onlardan da bir başka yazıda bahsedelim.

Kamping için bu kadar güzel doğal ortamlara sahip olan Türkiye turizmi, bu yatırım seçeneğini mutlaka gündemine almalıdır.

Akdeniz özelinde konuşalım…

Hem denize çok yakın mesafede, hem de Toroslarda, yaylalarda o kadar çok uygun alanlar var ve biz onlardan bu çevreci turizm modeli için yararlanmıyoruz.

Yeni pazarlar orada…

Muhteşem bir tabiat burada..

Gelecek vizyonu olan yatırım aklı nerede?

19 Temmuz 2020 Pazar

Otel mi, yatılı AVM mi?


Aylardır gerildik.

Belirsizlik devam ediyor.

Ben hayatım boyunca, bu kadar çok cevapsız soru le dolu bir yıl daha görmedim.

Her kafadan bir soru çıkıyor.  Hiç kimse de cevap veremiyor.

Bütün günler ve geceler birbirine benzemeye başladı. Sanki Dünyanın dönüş hızı bile yavaşladı. 

Her sabah aynı manzaraya uyanıyoruz. Her gece aynı karanlığa dalıyoruz.

Bu saatten sonra daha fazla gerilmek işleri iyice karman çorman hale getirir.

Akıl ve beden sağlığımız bozulmaya başlar.

Çevremiz ile iletişimimiz sağlıksız hale gelir.

Kavgalar, kırılmalar olur.

Gelin biz en iyisi bir engel ile karşılaşan su gibi olalım. O nasıl aşamadığı engel karşısında sabırla ve inatla bekliyor ve uygun şartlarda harekete geçiyor ise..

Aynısını yapalım.

O halde..

Biraz gülmek herkese iyi gelir..

Aşağıdaki yazıyı, sıkıştıkça güncelleyip yayımlıyorum.

İyi geliyor.. Okuyan herkes gülüyor.

Bu yazı, bu gidişle hiçbir zaman güncelliğini kaybetmeyecek. Otellerde bu anlayış sürecek ve ben de her kış bu yazıyı tekrar tekrar okuyacağım.

Buyurun 2008 ( ya da 2015, ya da 2021 ) kış dönemi falına...

Kasım, Aralık aylarında 15'er gün ücretsiz izin yapmış ve otellerin bütçesine büyük! bir katkıda bulunmuş olan departman şefleri, müdürler, genel müdür yardımcıları ve genel müdürler Şubat ayı itibarıyla tam kadro hazır olacak.

Şubat ayının ortalarında, maaşını alamayan personelin, çekleri ödenmeyen tedarikçilerin baskısı altında bunalmış olan Genel Müdür her zamanki finansman kaynağına yönelecek.

Otelin dükkanları için, mümkünse peşin ödeme ile kiralanmak üzere gazetelere ilan verecek. 

İlanlarda Otelin yaz kış açık olduğu özellikle vurgulanacak. Kışın oteldeki dolulukların ne düzeyde olduğu sorusu cevapsız bırakılacak.

Birkaç yıldır Antalya'da yaşayan, otellerde dükkan kiralayan ve bu geyiğe karşı şerbetli olanlar yutmayacak, ama el mecbur yemiş görünecek.

Bir zamanlar kuyumcu, derici, halıcı, market, fotoğrafçı ve hamamdan ibaret olan otel dükkanları portföyünün genişlediği görülecek. Kazan dairesinden, personel soyunma odalarından ve bahçe şefinin ofisinden kazanılan alanlar dükkana çevrilmiş olacak.

Yeni dükkanlar, şikayeti olan müşteriler için arzuhalci, çakmaklara gaz, tavşana niyet çektirmeci, nalbant, seyyar terzi, bohçacı, simitçi, piyangocu olarak kiraya verilecek.

Tekstil ürünleri satışının mitoz bölünme ile çoğalması sağlanacak. Ev tekstili, giyim kuşam birkaç parçaya bölünecek. Havlu, yatak yorgan takımları, masa örtüleri ayrı birer dükkana bölüştürülecek.

Giyim kuşam ürünleri ise, Tshirtçüler, pantoloncular, gömlekçiler, atlet ve boxercılar, çorapçılar alt kategorilerine ayrıştırılacak.

Tattoo da çok verimli kira alanı olarak birkaç kategoriye bölünecek. Kadınlara, Erkeklere, Teenager'lara ayrı ayrı tattoo kategorisi belirlenecek. Kadınlara mahsus tattoo dükkanı da bölümlere ayrılacak. Belden aşağı ve belden yukarı Tattoo dükkanları olacak. Belden yukarı tattoo dükkanları da kollar, boyun, ense, yüz ve omuz bir dükkan, göğüs, bel, karın bir dükkan olmak üzere ikiye bölünüp kiralanacak. Belden aşağı tattoo servisinin kaça bölündüğünü ve bunların nereler olduğunu burada yazmam mümkün değil... 

Blog kapanabilir HafazanAllah!

En yüksek tattoo dükkan kiraları kadınların bel, karın ve göğüs kısımlarına yapılanların olduğu bölümler olacak. Belden aşağı tattoo dükkanlarının kiraları için hır çıkacak. Devreye mafya girecek. İş adliyede bitecek.

Erkeklere tattoo dükkanlarının kiraları kadınlarınkine nazaran daha düşük olacak. Hem piyasası dar hem de erkek Tattoo ustaları için bir işkence olması nedeniyle pek rağbet görmeyecek.

Bu yıl atağa geçmek ve genel müdürün yerini almak hayallerinden vazgeçmeyen genel müdür yardımcısı, ilk toplantıda arazinin bir bölümünde otopark, oto yıkama yağlama istasyonu yapılması fikrini ortaya atacak. Bir başka müdür altta kalmamak için otel arazisinin geri kalan bölümünün şehrin lunaparkçısına kiraya verilmesini önerecek.

Genel müdür yardımcısı sinirlenecek, fikrinin üstüne fikir gelmesinin karizmasını çizdiğini düşünecek, Belediye Başkanı ile görüşülerek arazinin geri kalan bölümüne kapalı pazar yeri inşa edilmesi projesini ortaya atacak.

Bir başka müdür otel arazisinin bir bölümünün sera olarak değerlendirilmesini ve çevre köylülerin seralarda maraba olarak istihdam edilmesini önerecek. Ardından bir başka müdür de seradan elde edilecek ürünlerin, bir önceki Müdürün önerdiği kapalı pazarda değerlendirilmesi için yer kiralanmasını önerecek.

Bir başka müdür iki haftada bir kurulan otantik pazarın günaşırı olması önerisini iletecek. Perakende sektörü canlanacak, köylünün ürünü para edecek.

Oteller alışveriş merkezlerinin pabucunu dama atar hale gelecek. Migros, Makro, Tekpa, Tansaş haksız rekabet suçlaması ile otellere dava açacak.

Elliden fazla dükkan içinde en yoğun ilgi hamamlara olacak. Hayata hamam/sauna olarak gözlerini açmış olan bu üniteler nüfus kağıtlarına spa/wellness yazdıracak.

Antalya dışında yaşayan, ama ' Ulan bu hamamlarda iyi para varmış ' balonu kasabalarının semalarında yeni yeni görünen kefaller, çifti, çubuğu, evi barkı satıp hamamlardan köşeyi dönmek için Antalya'ya koşacaklar.

Bu oltaya daha önce yakalanmış olan kefaller insaniyet namına bu acemileri uyarmak yerine sırtlarından pışpışlayacaklar. Arkalarından da katıla katıla gülecekler.

( Laf aramızda böyle giderse, Otel sahipleri bir gün otellerine dışarıdan bakıp tanıyamayacak. "Yahu, biz bu binaları ne olarak inşa etmiştik?" diyecekler. )

Şubat ayının sonuna doğru gazetelerin yerel eklerinde otellerin personel ilanları yayınlanacak. Bu yıl da hiçbir ilan diğerlerinden içerik ve başlık olarak çok farklı olmayacak. Yarıdan fazlasının başlığı 'Ailemize yeni üyeler arıyoruz' olacak.

Birçoğunun giriş cümlesi '12 ay açık olan otelimiz' olacak. Bilim adamları bu cümlenin artık turizm sektörünün genlerine işlemiş bir kod haline geldiğini saptayacak.

Turizm sektöründe her kış aylarca işsiz kalan personel En Baba Palavra Oscar'ını bu cümleye verecek. Avcılar en belirgin özelliklerinin artık otelciler tarafından kopyalandığını görünce maraza çıkaracaklar. Onlar da, inat adına, av turizmi için yurt dışında tanıtım reklamları yaparken Anadolu'da Aslan, Kaplan, Çita, Leopar Kutup ayısı avı promosyonlarından bahsedecekler.

Önceki Ekim ayının sonlarında, personel çıkışlarındaki helalleşmelerin haklı olduğu ortaya çıkacak. ' Gidip de dönmemek, gelip de görmemek ' cümlesi turizm personeli arasında atasözü derecesine yükseltilecek.

Önceki sezon çalışan ve çıkışı verilen personelin hemen hemen tamamının sektörü terk etmiş olduğu anlaşılacak.

Departmanlara yeni alınan personelin deneyimsizliği ve hatta beceriksizliği karşısında otel yönetimleri kırılabilir eşyaları yüksek primlerle sigortalatacaklar.

Bütçelerde tabak, bardak, çanak çömlek fire oranları yarı yarıya arttırılacak. Uzak görüşlü olan kimi otel yönetimleri bulaşık makinelerinin, klima sistemlerinin, kazan dairesinin sigorta primlerini de yükseltecek.

Önceki sezondan kalan üniformalar yeni personel üstünde sırıtacak. Uymayacak. Otel yönetiminin yeni üniforma talebi yatırımcıların evrak dosyaları arasında kaybolacak. Önceki sezonun üniformaları ile devam kararı alınacak.

Mart ayı geldiğinde fuarlar başlayacak. Daha önce Rusya ve Almanya'yı görmemiş olan genel müdürler ya da satış ve pazarlama müdürleri Türkiye turizminin nabzının her iki fuarda attığı gerekçesi ile Berlin ve Moskova'ya birer turistik gezi yapacak.

Açılışta ve kapanışta fuar alanına şöyle bir uğranılacak. Geri kalan zaman Moskova ve Berlin'in turizm potansiyelinin incelenmesi için değerlendirilecek.

Akşamları her iki kentin bar, disko, casino, pub gibi turizm ünitelerinde Rus ve Alman profesyoneller ile bilgi ve görgü alışverişi yapılacak.

Mart sonunda oteller açılacak. Her şey dahilin mitoz bölünme hızından bir şey kaybetmediği gözlemlenecek. Süper, Ultra, Emperyal, Marjinal derecelerine, Bu ne Yahu, E Yuh Artık, Yok Artık, Ay İnanmıyorum, E Anasının Nikahı sistemleri eklenmiş olacak.

Nisan ayı ortalarında hareketlilik başlayacak. Oteller yarı yarıya dolacak. Türk Telekom, otel satış müdürleri ile tur operatörleri arasında yoğunlaşan telefon, msn iletişimi trafiğini ellerini oğuşturarak izlemeye başlayacak.

Otel satış müdürlerinin msn listelerinde kış ayları boyunca önceliği olanlar sırayı tur operatörlerinde çalışanlara terk edecek. Kıskançlık kavgaları yaşanacak. Kış ayları boyunca satış müdürlerinin kahrını çekmiş olanlar kendilerini kullanılıp atılmış gibi hissedecekler.

Oda ve yatak borsası uzun kış uykusundan uyanacak. Açık eksiltmeler başlayacak. Pazarda otel ismi belirtilmeden satılan 'Antalya 5 yıldız' rezervasyonlar en çok eksiltenin elinde kalacak.

2008'de tur operatörleri açık eksiltmelere katılabilmek için otellerden yeterlik belgesi, ihracatcı belgesi isteyecek.

2009'da isimsiz rezervasyonlar ihalesine katılmak için önceden belirli bir bedel karşılığı dosya alınması talep edilecek. Depozito istenecek.

TÜRSAB gelişmelere müdahale edecek, şaibelerin önünü kesmek için açık eksiltme ihaleleri televizyonlardan yayınlanacak. İhalenin en az onbeş gün önce bir gazetede duyurulması bir sirküler ile tüm acentelere bildirilecek.

Nisan ayında da turistler sabah kahvaltı yapacaklar, denize girecekler, öğlen yemek yiyecekler, denize girecekler, akşam yemek yiyecekler, gece anfitiyatroda şov izleyecekler. Tatili biten uçağına binip gidecek.

Oteller dolacak, yıl sonunda el elde, baş başta kalacak.

Biz turizm yapıyor olacağız.

İşte böyle.