29 Temmuz 2014 Salı

Duygusallık ve Otel Websiteleri; Seks çağrışımı var mı?

Başarılı bir satış insanına satışları neyin etkilediğini sorun. 


Televizyonları ve basılı reklamları inceleyin. Satışı üreten şeyin ne olduğunu anlamaya çalışın. Göreceksiniz ki her durumda satışı yürüten şeyin ne olduğunu çözeceksiniz; duygu.

Güzellik satın alma kararını nasıl etkiler? Cevap duygusal uyumun içindedir.

Aynı durum oteller için de geçerlidir.

Bir otel seçiminde misafir rasyonel bir karar verebilmek adına üç etkeni dikkate alır; Yer, Ürün ve Fiyat. Ama bir etken daha var ki, rasyonelliği silip atar ve satın alma kararını belirler; duygusallık. Büyük bir duygusal etkileme ile oteller misafirlerin tamamen rasyonelliğe dayalı bir karar vermelerini önleyebilirler.

Önde gelen reklamcılardan olan Rob Leavitt bu konuda şu görüşleri ileri sürüyor;
“ İnsanlar karar almak için gerçeklerin peşinden gitmezler. Bir düzine gerçekten daha ziyade, ruhlarını doyuracak tek bir duygusal mesaj bunun için yeterli olacaktır” İşte işin mantığını tek cümlede açıklamak budur.

David Ogilvy tarafından 1950’lerde patlatılan reklamcılık devrimini analiz edin, en belirgin değişim ne idi? Duygusal etki. Daha önceleri reklamlar metin ve illüstrasyonlara dayalı idi. Bunların çoğu siyah ve beyaz olarak basılıyordu. Sonra, aniden tam sayfa renkli ve fotoğraflı reklamlar ortaya çıktı. 

Derken, 1960’larda David Ogilvy’nin ajansı bir yaratıcı devrim yaptı ve reklamlara duygusal etkiyi ekledi. Bunu da, büyük fotoğraflar ve farklı bir tarz yazım ile sağladılar. Yeni yazım karakterleri okuyucunun duygularına hitap ediyor ve alışkanlıklarını sorgulamaya yöneltiyordu.

1980’lerde sektöre girmeye başlayan butik oteller neden bu kadar başarılı oldu? Çünkü ayrı ayrı dekore edilmiş odalar ve oteller yeni ve heyecanlı bir duygusal etki yaptılar.

Eğer işiniz sadece en düşük fiyatı sağlamakla ilgili değilse, o zaman oteliniz pazarda fark edilir. Otellerin hayatımızdaki yeri, görmek, dokunmak, hissetmek ve rahatlığı deneyimlemek ile ilgilidir.

O halde, oteller bu duygusal etkiyi nasıl iletmeli? Elbette büyük bir etiketleme kampanyası ve seksi görseller yaratarak bir noktaya gelinebilir. Ama en güçlü duygusal etkiyi fotoğraf yaratır.

Muhteşem fotoğraf muhteşem duygu demektir

Büyük bir duygusal etki yaratabilmek için otelinizin muhteşem fotoğrafları olmalıdır. Odalar, çevre, lobi ve her tarafı işinin çok ustası fotoğrafçılar tarafından çekilmeli. Ancak onlar bu muhteşem sanat ile kalite ve harika bir deneyim bekleyen misafire gerekli mesajı verebilir.

Odalar ve çevre duygusal etki yaratacak ve etkileşim sağlayacak biçimde sunulmalıdır. Kuru bir kamera görüntüsü istenilen etkiyi yaratamaz.

Boyut önemlidir

Bir ekranın çeyreğinde büyük bir fotoğraf göstermek hemen hemen hiçbir etki bırakmaz. Fotoğrafın gösterildiği ekran büyüdükçe etkisi artar. Eğer, fotoğrafın ekranda metine yer bırakmayacağını düşünüyorsanız, bir de şu açıdan bakın, bir otelin websitesinde çok uzun ve büyük metinler olduğu için rezervasyon kararı aldınız mı hiç?

Eğer, fotoğraftaki boyutların duyguları nasıl etkilediğini kıyaslamak isterseniz, Google Plus, Flickr ya da diğer paylaşım sitelerinin fotoğraf galerilerine bir bakın.

Full ekran websiteleri tasarlamaya 2008’de başladık ve websitelerindeki geri dönüşte yaşanan büyük patlamayı o zaman gördük. Daha o zamandan full ekran websitesine sahip olan öncü oteller o günden bu yana hiçbir değişiklik yapmadan aynı siteler ile yollarına devam ediyorlar. Birçok rakipten de daha ilerideler.

Hız duyguları etkiler

İlk etapta bu etkenin fazla önemli olmadığını düşünebilirsiniz. Hatta ilk anlattıklarımız ile çelişiyor gibi gelebilir. Ama emin olun, yavaşlık bir sitenin duygulara olan etkisini azaltır. Havalimanlarındaki kuyruklarda uzun süre beklemek tatil heyecanınızı nasıl öldürür, hatırlayın. 

İlk başta öfkelenirsiniz, ama bir süre sonra o sıranın farkında bile olmazsınız. Websiteniz için de aynısı geçerlidir. Sitenin açılması için uzun süre beklemek zorunda kalan bir müşterinizin neler hissedeceğini bir düşünün. 

Bir adım ileri gidelim. Hızlı işlemlerden sonra hiç beklemeden uçağa bindiniz. Rötar yok. Otele vardınız. Birkaç dakika içinde odanıza kavuştunuz, neler hissedersiniz?

Beklerken geçen zaman duyguları öldürür. Bu nedenle o dev imajları olabildiğince çabuk açılabilecek şekilde yüklemelisiniz. Evet, bu zordur, ama işin en önemli kısmı da budur.

Eğer ortalama fiyatınızı yükseltmek istiyorsanız, mükemmel bir iç tasarım ile büyük bir tesis ortaya çıkarmak zorundasınız. Eğer doğrudan satışlarınızı yükseltmek isterseniz, büyük bir websitesi yapın ve mükemmel bir duygusal etki yaratın. Harcayacakları her kuruşun doğru olacağına ikna etmiş olursunuz.

Bu duygusal etkiyi veremezseniz, sadece fiyat odaklı bir savaşın içinde çırpınıp durursunuz. Bu savaş ise çok zorludur.

4 Şubat 2013 Pazartesi

Otel Websiteniz taş devrinden mi?


Mobil ve sosyal medya kanallarının patlaması ve tablet kanalın da hızla yükselmesi otel pazarlama ekiplerini yeni bir sorun ile karşı karşıya bıraktı: 

Üç farklı dağıtım ve pazarlama kanalında ( masaüstü, mobil ve tablet) dijital içerik üretmek ve yönetmek. Bunun üstüne bir de, otelin sosyal medya profilinde otelin özel paketlerini ve kampanyalarını yayınlamak da var.

Geçtiğimiz birkaç yıl içinde sektör profesyonelleri eğlence ve iş seyahatleri alanında mobil kanaldan satın almaların 2011 yılındaki 753 milyon dolardan bir yıl içinde 1.368 milyar dolara yükseldiğini ölçümlediler. Sektörün araştırma ve arge alanlarında çalışan şirketler otellere mobil kanal ile daha fazla ilgilenmeyi öneriyorlar.

Buna rağmen, endüstri istatistikleri ve bazı projeksiyonlar konunun bütün otelciler tarafından tam olarak anlaşılamamış olduğunu gösteriyor. Mobil rezervasyonların, gecelemelerin ve gelirlerin büyük bir bölümü İpad, Samsung Galaxy ve Google Nexus tarafından üretiliyor. Bu miktarlarda İphone, Android ve Windows mobil tabanlı akıllı telefonların payı öncekilere göre daha düşük.

Daha önceki bir yazıda google verilerine göre toplam aramaların 7%’sinin tabletlerden, 14%’ünün mobil cihazlardan ve 79%’unun masa üstü cihazlardan geldiğini belirtmiştik. Google’ın gelecek projeksiyonuna göre tabletlerde aramalar 2013’te 180% artacak. Mobile cihazların payı 68% yükselecek ve masaüstünün payı ise 4% düşecek.

Online rezervasyon yaptıranlar ve internet kullanıcıları web’de gezinirken bazı davranış kalıpları sergiliyorlar. Bütün pratik amaçlar için olmak üzere, mobil cihaz, masa üstü ve tablet günün ve haftanın değişik zamanlarına göre farklı gereksinimlere cevap veriyorlar.

Google’a göre google da araştırma yapanların zamana göre dağılımı;
Ofis saatlerinde masaüstü
Öğle yemeği saatlerinde mobil
Akşam saatlerinde dinlenirken tablet

Yeni ‘Çok Cihazlı Dünya’ yeni çözümler gerektiriyor

İçinde yaşamakta olduğumuz çok kanallı, çok aletli dünyada otelciler sayısız dağıtım ve pazarlama kanalı ve aletler arasında boğulmuş durumdalar. 

Ama şurası muhakkak ki artık eski moda masaüstüne göre dizayn edilmiş websiteleri ile online varlığınızı kanıtlamak ve sevdirmek artık çok zor. Artık her üç kanalı da dikkate alan yeni bir websitesi yapılanması ve içeriği üretmek zamanı. 

Başka sansınız yok. İnsanların hangi kanallardan internete girdiklerini ve satın aldıklarını görmenin tam zamanı. İşte tam da bu nedenle bazı otelciler websitesi tasarlayıcıları tarafından önerilen  ‘Bütün kanallara uygun bir site’ çözümüne olumlu bakmaya başladılar.

Otelcilik deneyimi olmayan bir çok web geliştirme uzmanı RWD- responsive web design uygulamasını her tür cihazdan en geniş görüntüleme olanağını sağlayacak en uygun çözüm olarak öneriyorlar. Yazar ve web uzmanı Ethan Marcotte tarafından 2010’dan bu yana geliştirilmekte olan RWD sektörün en hızlı büyüyen uygulama ürünü olmaya doğru gidiyor.

Benim bakış açımdan ise içerik açısından zengin ve gelir odaklı platformlar olarak otel websiteleri için masaüstü ekranını RWD ile farklı ölçülere göre uyarlamak sağlıklı ve çok geçerli bir çözüm değil.

Oteller her bir cihaz kategorisi için doğru websitesi içeriğini sunmalılar ve bu sayede kullanıcı ile aradaki iletişimi basitleştirmeliler, bilgiye ulaşımı kolaylaştırmalılar. 

Böylece en yüksek kullanım deneyimi sağlanacaktır. Bu başarılabilir mi? Evet. RWD yerine RESS öneriyoruz. RESS, RWD’nin bir üst jenerasyonudur. Artık uzmanlar gelir odaklı ve zengin içerikli otel web siteleri için RWD’yi değil, RESS’i öneriyorlar.

RESS ve RWD

RWD ile RESS arasındaki temel fark, farklı cihazlarda servis edilen web içeriğinin türüdür. Geleneksel RWD masaüstü için düzenlenen websitesini bütün cihazlara uydurmaya çalışır ve hedef sadece ‘görüntüleme’ sağlamaktır. Bu uygulama bazı küçük ve gelir amaçlı olmayan websiteleri için işe yarayabilir.

RESS farklı cihazlara farklı içerik sağlar. Böylece sırf sayfa görüntüleme ile kalmaz, kullanıcıların farklı cihazlarına uyumluluk sağlar. Geniş bir yelpazede bilgi paylaşımını destekler. Otel ürününün sanal sunumunu kolaylaştırır. Azami kullanıcı iletişimine imkan sağlar. Websitesinin gelir üretme işlevini güçlendirir.

Online seyahat pazarının daha ileri bir analizinden çıkan sonuçlar ve her bir ‘üç ekranlı’ cihazın özgün karakteri dikkate alındığında, her farklı cihaz tipi için farklı bir içerik gerektiği ortaya çıkıyor. Masaüstü için hazırlanmış websitesini akıllı telefonlara veya tabletlere ‘uyarlamanın’ çok sağlıklı bir yöntem olmadığı da kabul edilmelidir.

Gelelim cihaz kullanıcıları ile ilgili değerlendirmelere.

Masaüstü kullanıcıları: Geleneksel masaüstü kullanıcıları olabildiğince çok bilgi talep ederler. Bunun karşılığı her bir işletme için en az 25-50 arası sayfa ve bir bu kadar da pazarlama ve promosyon uygulamalarına dair sayfadır. Masaüstü kullanıcıları fotoğraf ve videolardan oluşan sanal galerilere çok önem atfederler. Müşteri yorumlarını ve daha derinlemesine bilgileri de isterler.

Mobil kullanıcılar: Her zaman hareket halinde olan bu grup genellikle kısa, öz ve kolay ulaşılan içerik talep eder. Bu grup için önemli olan işletmenin lokasyonu, bölge haritası, yönlendirmeler, gerçek zamanlı yorumlar ve oda olup olmadığı, kolayca kullanılabilen bir satın alma motoru ve tek bir klik ile aranabilecek bir rezervasyon numarasıdır.

Kullanım kolaylığı ve güvenlik nedeniyle her on mobil rezervasyondan altı tanesi sesli arama ile gerçekleşmektedir. Çok az kullanıcı açık alanda mobil cihaz üzerinden kredi kartı bilgilerini paylaşır. Kaldı ki çok az otel mobil websitesi kredi kartı bilgilerini vermeden rezervasyon yaptırma şansı verebiliyor.

Tablet kullanıcıları derin, sanal olarak zengin içerik talep ederler. Bu hem işletme hem de işletmenin lokasyonu için böyledir. İyi yapılandırılmış, yüksek derecede çözünürlüğü olan ve tablete göre oluşturulmuş bir otel websitesi işletme ile kullanıcı arasında mobil cihaz kullanıcılarına göre kat kat fazla iletişim oranı sağlar.

HeBS Digital’in otel misafiri portföyüne bakıldığında, tabletler mobil cihazlara oranla 200% daha yüksek geceleme ve 430% daha yüksek gelir üretirler. Apple Ipad tablet dünyasının lideridir. Tablet site ziyaretlerinin 91%i, satınalmaların 96%sı, toplam tablet gelirinin 98%i İpad cihazlarından gelir.

Öneriler;

Masaüstü, mobil ve tablet cihazlar ve bunların pazarlama ve dağıtım kanalları birbirinden bağımsız kategoriler olarak değerlendirilmelidir. Otelciler dağıtım ve pazarlama kanallarını bu birbirinden bağımsız kanallara göre yapılandırmalıdır.

2013’te websitesi teknolojinizi CMS( İçerik Yönetimi Sistemi)’nin son modeline yükseltin. Böylece;
Mobil, masaüstü ve tablet websitesi içeriğinizi ( kopyalar, fotoğraflar, promosyonlar, programlar, videolar, güncellemeler ) tek bir basit kontrol panelinden idare edebilirsiniz.

RESS’i uygulamaya başlayın. Böylece özel/farklı içeriği farklı cihazlarda sorunsuz paylaşabilirsiniz. Bu içerik sadece görüntüleme deneyimi ile de sınırlı değildir. 

Bilgiye ulaşılabilirlik, otelin bütün ürünlerinin sanal çekiciliği, maksimum kullanıcı deneyimive süreç boyunca kolay iletişim de dahildir.

Artık bütün pazarlama stratejinizi üç farklı cihazın entegrasyonuna göre oluşturun.

30 Aralık 2012 Pazar

Değiş ya da öl


Akdeniz’deki çok değerli turizmci dostlar…

Yatırımlarınızın verimliliğini bugünlere kadar başarı ile sürdürdünüz.

Bunu yaparken de çok önemli bir misyonu yerine getirdiniz.

Bu ülkeye sadece istihdam değil, yurtdışında muhteşem bir itibar da kazandırdınız.

En küçük bir şüphe bile duymadan açıkça ifade ediyorum, yüzlerce yıllık ‘Barbar Türkler’ algısı yerle bir oldu ise, bunda en büyük pay sizindir.

Sizin, Dünya’nın en riskli ve en kırılgan endüstrisi olan turizme yaptığınız cesur yatırımlar bu süreci başlattı.

Sizin yatırımlarınızda olağanüstü bir konukseverlik ile karşılaşan Avrupalı’nın, Rus’un, Amerikalı’nın ezberi bozuldu.


Otellerde, sokaklarda, meydanlarda, istisnalar dışında, muhteşem bir konukseverlik ile karşılaşan turist bu ülkede müşteri değil, insan olduğunu hissetti.

Ülkesinde itilen, kakılan, ötekileştirilen ve hayata inancı tükenmiş Avrupalı emekli sizin tesislerinizde insan olmanın gururunu yaşadı. İşte tam da bunun için otellerinizin müdavimi oldu.

Bugün Avrupa’nın önde gelen yayınları, araştırma kuruluşları, tatil siteleri, bu eşsiz ülkeyi her yıl, tatil seçeneklerinin ilk sıralarına koyuyor ise, bunun haklı gururu size aittir.

Bütün bunlar için size kocaman bir teşekkür.

Daha alınacak çok yol var. Yaşananlar, Türkiye’nin gelecekte varacağı yerin belki çeyreği bile değil. Ben de sizler gibi Türkiye’nin geleceğine adeta biat derecesinde güveniyorum.

Teşekkürden sonra bir de minik bir uyarı. Tehlike uyarısı demeyelim, bir işaret…

Aslında bu dev yatırımları akıl eden, hayata geçiren, yaşatan sizlerin de çok iyi bildiği ve mutlaka gündeme aldığı bir durumu hatırlatma…

İnsan artık daha az sadık…

Ya da daha az sadakatli, diyelim.

Hele hele ürünlere, markalara, kurumlara sadakat daha da hızla azalıyor. İnsanın sadakatini kazanmak için kırk takla atmak zorundasınız.

Teknoloji ve bilgiyi genetik hafızasına kodlayan insanoğlu artık daha yeniyi, daha ilginç olanı, daha yararlıyı, daha estetiği, daha etkin olanı arıyor.

İnsanoğlu tüketim alışkanlıklarında ‘ihanet’i normalleştirdi ve bundan asla bir vicdani rahatsızlık duymuyor artık.

İnsan, tüketim dünyasının 7 Kocalı Hürmüz’ü oldu.

Bu gerçekliği görmek, anlamak ve kabullenmek durumundayız. Ki, bu ‘ihanet’ trendine yenilmek bir yana, biz tüketicinin aklına ve yüreğine en ‘çapkın’, en ‘çekici’ seçeneklerle girelim ve her daim ‘gözdesi’ olalım.

Tamam.

“Edebiyatı bırak kardeşim, anlat ne oluyor?” dediniz.

Duydum.

Hemen sadede geliyorum.

Hadi gelin he birlikte itiraf edelim.

Turizm, katma değeri çok yüksek bir endüstri değildir.

Doğanın ve tarihin verdiği zenginlik turizmin en önemli bileşenidir ve bu bileşenin ortaya çıkmasında insan aklının en küçük bir katkısı yoktur.

Yani…

Antalya’ya bu eşsiz kıyıları insan aklı vermedi.

Antalya bu eşsiz denizi bir ziynet gibi kuşanırken insanoğlunun ortaya çıkmasına daha milyarlarca yıl vardı.

Antalya, denizinde yüzülürken, bir saat mesafede kayak yapılabilen bir coğrafya, ama insan iradesi bunun dışında.

İşin kötüsü de bu ama…

Aynı insanoğlu, artık içinde insan aklının ve emeğinin billurlaştığı ürünleri tercih etmeye başladı.

Yaratıcılık istiyor…

Emek istiyor…

Zeka istiyor…

Fayda arıyor…


Bakınız değerli dostlar, gelecekte, belki tahmininizden de daha önce bütün bu otelleriniz, tatil köyleriniz vs vs demode olabilir.

Doyumsuz insanoğlu, otellerinizi ve tatil köylerinizi hafızasındaki ‘etnografya müzesi’ne postalayabilir.

Tatil anlayışı değişebilir.

Hayata bakış açısı farklılaşabilir.

Teknoloji insana bir tatilden beklediği her şeyi evinde ve dijital olarak sunabilir.

İşte tam da bunun için diyorum ki;

‘Differentiate or die’ yani ‘ değiş ya da öl’ 

Bu mevzuu uzun bir süre işleyeceğim. İş çok ciddi zira… Bir önceki yazım ile bağlantılı olarak adım adım gideceğim. Sonuçta ortaya projeler çıkacak.

Umarım yararım olur.

Bir önerim var elbette. Ama önerimi size sunana kadar siz lütfen şu haberi okuyun.

Alman mimar Bolu'ya yaşlılar köyü kuracak

Kardeş iki kent Neuss ve Bolu ortak bir projeye imza atarak Bolu’da Alman ve Türk yaşlıların bir arada yaşacağı Yaşlılar Köyü kuracak.

Uzmanlık alanı çevreci binalar olan Alman mimar Ingo Tintemann tarafından Yaşlılar Köyü’ne inşa edilecek 400 ev, enerji giderleri düşük çevreci özelliklere sahip olacak.

Özel yönetimi de olacak Yaşlılar Köyü’ne ayrıca rehabilitasyon merkezleri de kurulacak.

Yaşlılar Köyü’nün kurulacağı alanı tespit etmek için beraberinde bir heyetle kısa bir süre önce Türkiye’ye giden mimar Ingo Tintemann, burada kendilerine gösterilen üç farklı arazi arasından köyün kurulacağı alanı seçti.

Ingo Tintemann, “Burası aynı zamanda coğrafi açıdan çevreci binaların yapımı için oldukça iyi bir konumda. Yeterince güneş alıyor ve engebeli bir arazide olması nedeniyle rüzgardan korunuyor” dedi.

Ocak ayı sonunda tekrar Bolu’ya gideceğini söyleyen Tintemann, Yaşlılar Köyü içerisinde hobi alanlarının geniş tutularak bu köyün huzurevi görünümünden uzaklaştırılmasının hedeflendiğini de ifade etti.

İlk etapta 200 evin yapımına başlanmasının planlandığını belirten Tintemann, çevreci özelliklere sahip binaların yapılmasının Bolu Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz’ın fikri olduğunu söyleyerek,

“Bolu’da neredeyse beş ay evlerin ısıtılması gerekiyor. Yapılacak çevreci evlerle enerji tasarrufu da sağlanacak. Bolu Belediyesi projenin gerçekleşeceği alanda arsa alımına devam ediyor. Köyde yaşlı insanlar yaşayacağı için engebeli arazinin alt ve üst kısımlarını bir asansörle birbirine bağlamayı da düşünüyoruz. Engebeli arazilerde yaya ulaşımını rahatlatmak için Portekiz’in başkenti Lizbon’da, İspanya’da ve Kuşadası’nda kayalıklar üzerine inşa edilmiş bir otelde bu tip asansör örnekleri var. Bu örnekleri yakından inceleyeceğiz” dedi.

Önümüzdeki yıllarda yapımına başlanacak Yaşlılar Köyü projesine Neuss ve Bolu kentleri dışında Alman Kızılhaçı ile Kızılay da destek verecek.

Bolu Belediyesi Basın Danışmanı Hüseyin Tuncay yer tespiti için Bolu’ya giden mimar Tintemann’ın Su Arıtma Tesisleri’nin bulunduğu bölgeyi uygun gördüğünü söyleyerek, gerekli resmi işlemlere başlandığını ve kısa zaman içerisinde konu ile ilgili somut adımlar atılacağını ifade etti.

28 Aralık 2012 Cuma

Türkiye Avrupalı Yaşlının Sığınağı Olmalı


Türkiye’deki insani değerler en büyük kozumuz

Önce şu haberi okuyalım. İngiliz Daily Mail gazetesinden tercüme edildi.

Almanya yaşlılarını sürgün etmekle suçlanıyor

Çok sayıda yaşlı Alman roket gibi yükselen bakım ücretleri nedeniyle Asya ve Doğu Avrupa’ya yerleşti.

Devlet ve sigorta şirketleri yaşlıları ve hastaları ülke dışına yollamayı tercih ediyor.

Sağlıklı vicdanlar durumu ‘insanlık dışı sürgün’ ve dehşet verici bir alarm olarak tanımlıyor.

Gelişmeler, emeklilerin sağlık bakımı için evlerini satmaya başladığı Britanya’yı da tehdit ediyor.

Alman emekliler Doğu Avrupa’da ve Asya’da bakım evlerine gönderiliyorlar. Otoriteler bu durumu ‘insanlık dışı sürgün’ olarak tanımlıyor.

Özel sektörden sağlık tedarikçileri işi iyice ileri götürdüler.

Denizaşırı ülkelerde yaşlılar için evler inşa ediyorlar. Devlet sigortaları ise hala denizaşırı ülkelerde servis verip veremeyeceklerini tartışıyor.

Uzmanlar, giderek daha çok sayıda emeklinin bakım ücretlerini karşılamakta zorlandığı bu süreci bir saatli bombaya benzetiyor.

Britanya’da her ay daha fazla sayıda emekli bakım ücretlerini karşılayabilmek için evlerini satıyor. Bu süreç Britanya için bir tehlike sinyali.

Almanya’da Sozialverband Deutschland (VdK) isimli bir sosyo-politik danışmanlık kuruluşu Almanya’da yaşanan süreci geri dönüşü giderek zorlanan bir tehlike sinyali olarak değerlendiriyor.

VdK’nin Yönetim Kurulu Başkanı Ulrike Mascher “ Almanya’yı inşa eden bu insanların bu duruma düşmesine, adeta sürgün edilmelerine izin veremeyiz.” diyor. “ Bu insanlık dışı bir utanç olur”.

İstatistiklere bakıldığında, 2011 yılı itibarıyla 7.146 Alman emeklinin Macaristan’da yaşlı bakım evlerinde yaşadığı ortaya çıkıyor.

600 Alman emekli Slovakya’da hayatını sürdürürken, 3000 tanesi de Çek Cumhuriyeti’nde yaşama tutunmaya çabalıyor.

İspanya, Yunanistan, Tayland ya da Filipinler’de yaşayan emekli Almanların sayısı hakkında hiçbir fikir yok.

Alman Federal İstatistik Bürosu’nun verilerine göre 400 binin üzerinde yaşlı artık huzurevlerinin aylık ödentilerini bile karşılayamıyor.

Bu sayı her yıl 5% artıyor. Bu durum uzayan yaşam sürelerine karşılık emekli maaşlarının sabit kalmasına bağlanıyor.

Sonuçta, Alman Devletinin resmi sağlık fonu olan Krankenkassen artık yaşlılara ve emeklilere daha ucuz bakım sağlanması için ülke dışında seçenekler arıyor.

AB yasaları, şimdilik resmi sigorta şirketlerinin denizaşırı ülkelerdeki huzurevleri ile anlaşma imzalamalarını engelliyor.

Ama Avrupa’nın nüfusunun hızla yaşlanması bir gerçek ve parlamentolar yakın bir gelecekte bu duruma bir çözüm üretmek için çalışıyorlar.

Evet…

Nedir Türkiye’nin bu süreçten elde edeceği büyük yarar?

Anatacağım...

Keşke Almanya başta olmak üzere, Batı’da yaşlıların yaşadığı sıkıntılar sadece bu haberdekiler olsaydı.

Daha ötesi var.

Avrupa’da yaşlıların yaşam ile bağları kopuk. Artık sokakta, kafelerde, sosyal alanlarda yaşlılara asalaklar gibi bakılıyor.

Batı gençliğinin yabancılardan sonraki ‘düşmanı’ yaşlı nüfus…

Onları sırtlarına vurulmuş yük gibi görüyorlar. Selam vermiyorlar. Ötekileştiriyorlar.

Yaşlı da olsa insanın en vazgeçilmez gereksinimi iletişim…

Birileri ile konuşmak.

Birilerinin kendisine konuşması…

Dünyanın neresinde olursa olsun yaşlılar var olduklarını hissetmek, bunu sonuna kadar yaşamak istiyor. Yaşamakta olduklarını hem kendilerine, hem de herkese kanıtlamak için her şeyi yapıyorlar.

Bunun için gerekirse yılda birkaç kez yurtdışına seyahate gidiyorlar. Uzun süre kalıyorlar.

Orada en fazla yaptıkları şey her fırsatta bol bol personelle konuşmak, şakalaşmak…

Yoksa siz Side bölgesindeki otellere onuncu, yirminci, kırkıncı kere gelen Almanların gerçekten de o otelin ‘eşsiz’ kalitesine geldiklerini mi sanıyordunuz?

Yoksa siz ülkelerinde kış başlarken evini kapatıp Alanya’daki apartlara gelen yaşlı İskandinavların gerçekten de o apartın ‘eşi benzeri bulunmaz’ hizmet kalitesi için mi orayı tercih ettiklerini düşünüyordunuz?

Birkaç başarılı marka hariç, hayır!

Onlar öncelikle İNSAN’a geliyorlar.

Onların ülkelerinde ve komşularında artık olmayan şeye, İNSAN’a geliyorlar.

İnsan sesine. Gözlerdeki dost bakışa. Sıcaklığa. Heyecana. 

Sevecenliğe. Konukseverliğe. Saygıya. Şefkate.

Side’nin, Alanya’nın, Kemer’in izbe, leş gibi sokaklarına, kirli kaldırımlarına, ayyaş naralarına, aniden patlayan sokak kavgalarına, çakma marka satan gecekondu dükkanlarda bile bile kazıklanmaya, caddelerde trafik magandalarından korkmaya geliyorlar.

Yaşadıklarını anlamaya, bilmeye, hissetmeye geliyorlar.

Zira geldikleri ülkelerde insan olduklarından bile emin değiller. Oralarda gençler ve orta yaşlılar artık onları insan yerine koymuyor.

Türkiye’nin bundan sağlayacağı fayda nedir?

Çok…

Türkiye akıllı ve insani bir stratejinin ürünü bir planlama ile imajını da parlatır, milyonlarca Batılı emekliye ‘analık, babalık’ da yapar, hepsini yeniden hayata döndürür.

Bir Batı emekli cenneti olur…

Nasıl mı?

Bir sonraki yazıya…

Ama unutmadan… Öyle aşırı yatırım bütçelerine gerek yok. Biz olalım yeter. Binlerce yıldır olduğumuz gibi…

Biz olalım.

Sevecen. Konuksever. Şefkatli. Saygılı. Yaşlılara hürmetkar…

Kazanacaklarımızı hayal bile edemezsiniz…

Bir sonraki yazıya çok basit bir proje arz edeceğim…

14 Aralık 2012 Cuma

Teşekkürler Çarşı


Bu yazıyı 2009’da yazmışım. Ama Çarşı Van depremindeki dayanışması için empati ödülü aldı, ben de duygulandım. Eklemeler yaptım. Yeniden yayınlıyorum. 

Durun, hemen yargısız infaz yapmayın. Aslolan hayat ise, turizm hayatın atardamarı, futbol toplardamarıdır. Değilse, her kış binlerce takımın gelip Antalya’da kamp yapmasına ne diyeceksiniz?

Ya da, onlarca otelin, son birkaç yılda bahçesine bir futbol sahası kondurmasına?

Ne demiş Simon Cuper;


“ Futbol asla sadece futbol değildir”.

**
Uzun bir süre görmezden geldim, aldırmadım. Çünkü fanatik bir Fenerbahçe taraftarıyım. Sen de rakip takımın taraftarısın.

Arada bir, seslendirdiğin sloganların, tezahüratların içten içe hayranı olmadığımı söyleyemem.

İçimden, kimsenin duyamayacağı bir fısıltı ile “ budur” dediğim olmuştur.

İtiraf edeyim, şu slogan senin yaratıcı emeğinin ürünü;

‘ Alemde iki büyük vardır, birisi 70’lik rakı, diğeri Beşiktaş’.

Gerçekten de budur! Hatta “buyur, buradan yak!”

Kısa, öz, anlamlı ve çarpıcı. Helal olsun.

BİR İLKBAHAR SABAHI
SOPAYLA UYANDIN MI HİÇ?
ÇILGIN GİBİ KAÇARAK
MAÇKA’YA UZANDIN MI HİÇ?

Şiddete karşıyım, ama sizin söyleminizde, şiddet bile insanın sinirlerini gevşeten doğal bir mizah sosuna bulanabiliyor. Şiddeti bile sevdireceksiniz neredeyse…

Ama, hayır!

Yapmayın. Sadece sözde kalsın.

Yarı ciddi yarı şaka bir duruştan öteye gitmesin ne olur.

Ortega’nın Fenerbahçe’de oynadığı sezon, sarı/lacivert forma ile Saraçoğlu’na kadar gelip, “ bilet bulamadık, içeri giremiyoruz” diyerek, bizimkilerin eline ‘Cobarde Galina Ortega’ pankartını tutuşturmanız, Ortega’nın, sarı lacivert tribünlerde ‘korkak tavuk Ortega’ yı okumasını sağlamak az buz fırlamalık değildi.

Dilim en ağır küfürleri seslendirse de heyhat, içimden “vay be” dedim.

Irak savaşı sırasında, mitinglerde açtığınız ‘Beşiktaş’ lıyız. Savaşa karşıyız’ pankartınızı okuduğumda, tribünlerde haykırdığınız ‘ Amerikan şahinlerine karşı Karakartallar’ sloganını duyduğumda, beynimdeki hayranlık noktaları tahrik olmadı, demek ikiyüzlülük olur.

Sarı Lacivert camia ne der kaygısı ağır bastı, kimse ile paylaşamadım, ama kendi kendime itiraf ettim, helal olsun dedim.
Bizimkiler ve Galatasaray’ lılar, futbolun yeşil sahalardaki tepişmeden ibaret olduğu saplantısı ile tribünlerden hayatın içine taşamayan bağırış, çağırışlarla ses tellerini yıpratırken, bir baktım, Nazım Hikmet’in ‘aslolan hayattır’ının arkasına ‘Hayat da Beşiktaş’ı ekleyivermişsiniz.

Ne denir?

Komşu’nun bahçesinden elma araklamaya girmişiz, mahallenin çelimsiz çocuğu en iri, en dolgun elmaları indirirken, bahtına çürük çarık birkaç elma düşmüş bir çocuğunkine benzer duygularla kahroldum.

Kuzum, bu farklılık nereden?

İçinizden taşan bu yaratıcı fırlamalığı besleyen damar nerelere uzanıyor?

Sadece varoşlar, desem mümkün değil, zira biliyorum ki içinizde doçent de var, Avukat da, Mühendis de…

Sınıfsız toplumu hayata geçirdiğiniz bile söylenebilir.

Bir işsiz ile bir işadamı ortak payda da buluşabiliyor ise, söylenecek tek şey var.

Siz futbol evreninin nirvanasına ulaşmışsınız.

Ve bir gün Pop’un ahir zaman peygamberi Michael Jackson öldü.

Sizin sınır tanımaz cinliğiniz de tavana vurdu.

‘ Hayatının yarısını siyah, yarısını beyaz yaşayan büyük Beşiktaş’lı Michael Jackson, ruhun şadolsun’ pankartınızı gördüm…

Bittim.

Ruhen... Fiziken bittim.

Kalbimde, ısrarla varlığını korumaya çalışan Çarşı karşıtı barikatlar tuzla buz oldu.

Bu mesajı, kalıcı bir veda öncesi Dünyanın çevresini son kez turalayan Michael Jackson’un ruhunun da okuduğundan ve sonsuzluğa vardığında, o tarafa göçmüş ne kadar gizli, açık fırlama varsa hepsine anlatacağından eminim.

Hepsinin “Vay kitapsızlar vay” diyeceğinden de…

Ama benim teşekkürüm bunlar için değil…

4 Aralık 2009 Cuma gecesi. Beşiktaş-Diyarbakırspor maçı öncesi…

Bir hareketiniz ve bir sözünüz, aklımı, ruhumu kemiren korkuları sildi süpürdü. İç savaşı körükleyenlerin de heveslerini kursaklarında bıraktı, bundan eminim.

Siz ki, o akşam ‘ırkçılığa karşıyız, Beşiktaş’lıyız’ dediniz ya…

Binlerce kilometre öteden, sadece futbol oynamak için gelen 11 delikanlıyı bağrınıza bastınız ya…

Her kentte küfürlerle, hakaretlerle karşılanan bu ekmek kavgasındaki çocukları, Beşiktaşlı futbolcularla el ele çağırıp alkışladınız ya…
Helal olsun size.

Bir kere daha ve sizin sayenizde inandım ki, Türkiye yavaş yavaş uyanan, uyandıkça gücünün farkına varan, on, yirmi, otuz değil, yüzlerce kültüre, cemaate, inanca, imana, tercihe, siyasi görüşe Vatan olabilecek bir devdir.

Ama, kusura bakmayın.

Bu Ülkede eşini, siyasi görüşünü, tercihini değiştirene bile bir şey demiyorlar.

Gelgelelim, çocuklukta yaptığı taraftarlık tercihini değiştirene ‘dönek’ yaftasını hemen ve sorgusuz, sualsiz yapıştırıyorlar.

Bunu göze alamam.

Hücrelerim sarı lacivert.

Bu iki rengin yanına ne siyah, ne beyaz eklenebilir. Biososyal genetiğim bozulur.

Bizimkiler bunu hissettikleri anda sosyal linç beni bekler.

Ama, çok daha derinlerde bir yerde Çarşı sempatisi bir rezerv olarak kalacak.

Sağolun güzel insanlar.

Zorunlu ekleme:

Ulen keratalar, hele bir de Van Depremi sonrasındaki Beşiktaş Galatasaray maçının tam da 65. dakikasında, yani Van’ın plaka numarası olan dakikada soyunup o hadi hisset şarkısını söylediniz ya… Bir de güneş resmi olan bir pankart açtınız ya…

Ben bittim.

Söylenecek söz kalmadı.

Helal ulen size…