2 Ekim 2015 Cuma
Otel Pazarlamasında Youtube Nasıl Kullanılır?
1 Ekim 2015 Perşembe
Otel Çalışanlarımızı Nasıl Gözlemleriz?
Steve
DiGioia’dan çeviridir.
Birkaç yeni çalışanı işe
başlattınız.
Aralarında barmenler,
garsonlar ve resepsiyonistler, mutfak çalışanları var.
Peki bir sonraki adım?
Geleneksel eğitim programlarınıza aldınız. Hemen ardından da sahaya sürdünüz.
Şimdi kendi insiyatifleri ile baş başalar.
Biliyorsunuz ki saygı
duyulacak bir iş çıkartıyorlar. Daha da iyi olacaklar. Artık boş olan
pozisyonlar doludur, siz de bir sonraki sorun ile ilgilenebilirsiniz.
Tamam da, bu yeni çalışanı
mesaisinde nasıl gözlemliyorsunuz?
Samimi olarak soralım,
çalışanlarınızın herhangi birisini mesai sırasında nasıl gözlemliyorsunuz?
Çalışanlarınızı değerlendirmek için hangi süreçleri kullanıyorsunuz?
Esasında, her bir
çalışanınız eksiksiz olarak en üst seviyede performans sergilemeden istikrarlı
bir üstün misafir hizmeti sunmanız çok zor. Ama herhangi bir çalışanımızın
olması gereken seviyede çalıştığını nasıl anlarız?
Bir departmanda çalışanların
değerlendirilmesi ve gözlemlenmesi için iki temel yöntem vardır. Ne acıdır ki
birçok yönetici sorunlar ortaya çıkana kadar bu konuda hiçbir adım atmaz ve
beklemeyi tercih eder.
Birinci
Süreç: 30-60 günlük değerlendirme programı
Çalışanınızın işinde ne
kadar başarılı olduğunu ölçmek için sistematik bir programınız olmalı.
Çalışanınız işe zamanında
geliyor mu?
Çalışanınız görüntüsü ile
gurur veren bir profile sahip mi ve üniforma kodlarına aksamadan uyuyor mu?
Çalışanınız mesleğinde
kendisini geliştirmek için üstlerine sorular soruyor mu?
Olması gereken zamanlarda ve
özellikle misafir memnuniyeti konusunda insiyatif kullanmaya eğilimi var mı?
Çalışanınız kendisi ile
birlikte çalışan ekip arkadaşları ile uyumlu mu?
Departman standartlarınızı
öğrenmiş mi?
İşinde organize bir
performans sergiliyor mu?
İkinci
süreç: Çalışanınızı izleyin
Pozisyonumuz ne olursa
olsun, bir müdür olarak halen yapılacaklar listesi ile dolu bir ajandamız var.
Tamamlanması gereken projeler, takip edilmesi gereken bir bütçe, uyarlanması
gereken bir forecast, maaşlar vb…
Bu liste daha da
çoğaltılabilir. Ama kendinize bir sorun lütfen, en son ne zaman sahaya çıktınız
ve kafanızda başka hiçbir şey olmadan sadece bir çalışanınızı seyrettiniz?
Bundan ne öğrenilebilir?
Örneğin:
Bir rezervasyon şefi olarak
en son ne zaman bir müşteri gibi çağrı merkezini aradınız ve bir rezervasyon
yaptırmak için görüştünüz? Eğer bunu yaptınız ise, o konuşmadan ne gibi
sonuçlar çıkardınız?
Bir restoran şefi olarak bir
gün gidip restoranın bir köşesine oturdunuz mu?
Bir yandan da
garsonlarınızın, barmenlerinizin, komilerinizin konuklarınız ile nasıl iletişim
kurduklarını izlediniz mi?
Lobinin kuytu bir köşesinden
misafir ilişkileri görevlilerinizin, hosteslerinizin insanları nasıl
karşıladıklarını takip ettiniz mi?
Bu avantajlı noktadan
çalışanlarınız ile ilgili farklı bir perspektif kazanmak ister misiniz?
Bir Housekeeper olarak en
son ne zaman, oteliniz tamamen dolu olduğunda ve bir de büyük bir düğün varken
lobiyi, salonları, genel alanları ve birkaç misafir odasını incelikle
gözlemleyerek gezdiniz?
Bunları belki parça parça
yaptınız, ama hepsini bir akşama sığdırmamış olabilirsiniz.
Yapsaydınız
neler görecektiniz?
Acaba mutfak şefi her gün
depoları, soğuk odaları, koltuk altı ambarlarını dolaşıp gıdaların nasıl
istiflendiğini kontrol ediyor mudur?
Acaba şefler mutfaklarını
hem sabahın çok erken saatlerinde, hem de akşam sona yakın inceden inceye
gözlemliyor mudur?
Bir akşam büfesi telaşında
ortalığın ne halde olduğuna bakıyor mudur?
Kahvaltı, öğle ve akşam
yemeklerinin saatleri dışındaki zamanlarda kısımlara ani baskınlar yapıp aşçılarının
nelerle meşgul olduklarını gözlemliyor mudur?
Bir yönetici olarak
çalışanlarımızın başarılı olmaları için gereken her ekipmanı temin etmeliyiz.
Klasik eğitimler, üniformalar, ekipman da yeterli olmaz.
Gözümüz sürekli olarak
çalışanlarımızın üzerinde olmalı. Süreçleri takip etmeliyiz. Bu sayede olası
aksilikleri önceden kestirir, önlem alma şansı buluruz.
Unutma: Bir Yönetici olarak
bizimle ilgili hükümler hayata geçirdiğimiz aksiyonlar ve çalışanlarımızın
performansı üzerinden verilir. Onların olabileceklerinin en iyisi olmaları için
herşeyi yapın ve en doğal hakkınız olan mutlu misafir alkışını da duyun.
http://www.hospitalitynet.org/news/4064225.html
21 Eylül 2015 Pazartesi
Sosyal Medyada Markanızdan Nefret Ettirmeyin
Genelde yaşanan şudur: Bir sosyal medya uygulaması üretilir, meraklı kullanıcılar hemen kayıt olur ve severek kullanmaya başlarlar ve bir süre sonra da markaların bu sosyal ağı mahvettiklerini söylemeye başlarlar.
Çeviren. Adil Gürkan
Link: http://blog.hootsuite.com/what-people-hate-most-about-brands-on-social-media/
18 Eylül 2015 Cuma
( Eğer varsa ) Kalamar, karides, midyeyi masanızdan kaldırın
Bundan önce birkaç tane
tarif paylaştım.
Sağ olsunlar, bütün
kardeşlerim teşekkür etti. Sanırım içinizden çok sayıda kardeşim de verdiğim
tarifleri denedi. İnşallah beğendiniz. Umarım size mahcup olmadım.
Ama bu kez bir yemeği tarifi
ile tavsiye etmeyeceğim.
Biraz ters köşe gibi olacak.
Ama bazı gıdaları yememenizi önereceğim.
Birçok kardeşim bana
kızacak.
Bunu göze alıyorum.
Zira bu gıdalar ile ilgili
olarak duyduklarım ve bildiklerimi sizinle mutlaka paylaşmalıyım.
Dostluk ve ağabeylik bunu
gerektirir.
Sevgili dostlar artık, balık
sofranızdan kalamar, karides ve midyeyi kaldırın.
Bunu vegan beslenmeye geçin
anlamında söylemiyorum.
Lütfen devam edin.
Yani…
Karides, midye, tarak,
yengeç, kerevit, istakoz, ahtapot yasak!
Ben de çok sevgili bir
dostumun yalancısıyım. Ama bu konularda çok güvendiğim ve söylediği hemen her
sözün arkasında bilimsellik olan bir dost…
Kendisi ile arada bir dost
meclislerinde bir araya geliriz. O engin bilgi dağarcığından kotarıverdiği
yelkenliler ile öğrenmenin sonsuz ufuklarına açılırız…
Günlerden bir gün, rakı
balık keyfimizin tavan yaptığı bir masada pat diye bir öneride bulunmuştu
sevgili dost;
“ Balık dışındaki deniz
canlıları pek sağlıklı değildir… Tüketmeyin…”
Masadaki ‘enfes’ kiremitte
karidesin soslu suyuna ekmeğimizi banarken kulaklarımıza bir mancınık zulmü
gibi inen bu sözler hepimize bir anda bir ayaz şoku yaşatmıştı…
Can havli ile bir ‘neden?’
bağırışını hatırlıyorum o şok içinden..
İşte damak zevkimizin idam
fermanı…
Sevgili Dostumun ağzından..
“Öncelikle şunu belirteyim
ki, bu deniz canlılarını öldükleri anda içlerinde minimal miktarda toksin
yayıyor olsalar dahi, ayda 1 ya da 2 kez tüketmenin sağlıklı bir kimseye zararı
dokunmaz. Daha sık yenecek olursa sorun olabilir.”
“Eskiden deniz mahsulleri
lüks tüketim ürünü idi ve böyle bir imaj zihnimize yapışıp kalmış. Şimdilerde
bunların çoğu Güney Asya'nın daha iri olan canlılarından gen aşırması ile
melezleştiriliyor ve artık neredeyse sadece çiftliklerde "kitlesel çabuk
üretim" yöntemleriyle yetiştiriliyor.”
Tavuk çiftliklerinde
tavuklar nasıl besleniyor?
“Çok tartışılan tavuk
çiftliklerinin durumu ortadayken, bunların nasıl ve neyle beslendikleri
hakkında neden hiç bir fikrimiz yok, bilgilere nasıl ulaşacağız ve de nasıl
güveneceğiz?”
“Hatırlayalım lütfen; deniz
mahsulleri artık lüks tüketim ürünü değil, ucuz üretim malıdır. Metro Market'te
haşlanmış, temizlenmiş Norveç karidesinin kilosu 50-60 TL. Bazen 40 TL'ye kadar
düşüyormuş.”
“Deniz mahsullerini
pişirmeyi iyi bilen ehil aşçılar deniz kabuklularını daha canlıyken ve
temizlenmeden kızgın suda haşlar ya da kızgın yağda pişirir.
“Böyle yapılmasının nedeni
bu canlıların öldükten hemen sonra açığa çıkan toksinin kas ve sinir
sistemlerine işlemesini önlemektir. Söz konusu toksin "femtoplankton"
denen deniz virüslerinin tüketilmesiyle oluşur.”
Haşlanmış ve dondurulmuş
deniz ürünleri?
“Haşlanmış ve dondurulmuş
olarak satılan deniz ürünlerinin durumunu bilemiyoruz, bunlar gerçekten zehir
salgılamasına fırsat verilmeden canlıyken pişirilmiş ve ardından temizlenmiş
olabilir. Ama fakat henüz haşlanmamış olduğu halde tezgahı süsleyen karidesleri
ne yapacağız?”
“Bunları buzdolabında ye da
buz üzerinde sergileniyor olması, sağlıklı olduğu anlamına gelemez. Ayrıca
restoranlarda kabukluları kimin nasıl pişirip, nasıl temizlediğini, bu
kişilerin ne kadar ehil olduklarını nereden bileceğiz.”
Istakoz eskiden canlı olarak
havuzda tutulurdu
“Balık restoranlarında
istakoz ve türevleri canlıyken pişirilmeyi bekledikleri için akvaryumda
tutulur. Canlıyken haşlanması vahşice bir eylem midir, değil midir buna herkes
kendisi karar verebilir.”
“Özellikle kabuklu
canlıların bazı enzimlerinde ve kan proteininde solunum pigmenti halinde bakır
bulunur. Çinko ve bakır kabukluların bağışıklık sistemini güçlendiren ve hatta
akvaryum balıklarında hastalık tedavisinde kullanılan metallerdir.
“Deniz toprağında yaşayan
istiridye, deniz tarağı ve midye gibi kabuklugillerin beslenmek amacıyla suyu
filtre ederken, suda bulunan kadmiyum, civa, kurşun gibi kanserojen metaller ve
kimyasal maddeleri bünyelerine aldıkları kanıtlanmıştır.”
Midye deniz dibi çöpçüsü mü?
“Karides, kerevit gibi eklem
bacaklılar da deniz tabanında yaşar, tek bir seferde ortalama 400.000 yumurta
bırakır.
“Bakterileri, virüsleri,
parazitleri, denizlerdeki ölü balıkların derisini, ölmüş yumurtaları ve çürümüş
yosunları tüketerek beslenirler. Deniz tabanını karıştırmak için bu
şerefsizlerin bu kadar çok ayağı vardır. Bir tür çöpçüdürler yani.”
“İsteyen severek yiyebilir
elbette fakat akşam yemek doğru mudur diye sorgulamalı. Tüm kafadan
bacaklılarda, eklem bacaklılarda ve kabuklularda doymuş yağ oranı somon
balığındakine yakın olmasına karşın, insanda damar tıkanması riskini aşırı
oranda artırabilecek kadar zararlı yağlar içerir.
“Ayurveda kaynaklarına göre
bir yumurta sarısı ile bir karides eşit oranda kolesterol içerir. Buna göre
düşünelim, yumurtayı sabah yiyoruz ve gün boyunca hareket ediyoruz. Karidesi
ise akşam yiyip, 2-3 saat sonra gidip yatıyoruz.
“100 gram istakoz ya da
karides etinde bir yetişkinin bütün bir günde alabileceği limiti neredeyse
aşacak kadar kolesterol bulunur.”
Ayurveda önerileri
“Ayurveda beslenme
ilkelerine göre protein ile protein birlikte pişirilmemeli ve de birlikte
yenmemeli. Örneğin, kaşarlı karides güveç daha pişerken zehir üreten bir yemeğe
dönüşür. Karides yumurta yoluyla üreyen bir canlı iken, kaşar peyniri rahim
yoluyla üreyen bir canlının ürünüdür.”
Bana kızmadınız umarım.
Teşekkürler