27 Ekim 2019 Pazar

Bir Genel Müdürün Hüzünlü Macerası



Bir Genel Müdürün Hüzünlü Macerası
Arada bir soruyor ya da söylüyorlar;
“ Sizin zamanınızın Genel Müdürleri bir başka idi”.
Olabilir.
Her çağ kendi kurallarını, rotalarını ve modellerini yaratıyor.
Ama bana sorarsanız, terfi süreçleri bu kadar kısalmamalıydı.
Bu kavram bu kadar kolaylaşmasa daha iyi olurdu. İnanın artık bazı ara kademeleri bile apar topar atlayıp tepelere gelen yöneticiler var.

Aşınma 2000’lerde hızlandı
2000’li yıllardan itibaren Otel Genel Müdürü atanma yöntemleri esaslı bir değişim geçirdi.
Bundan yıllar öncesinde uzun ve zahmetli süreçlere bağlı olan Genel Müdürlük yolu, birkaç yıl içinde kısaldı. Liyakat, deneyim, bilgi, donanım, yönetim becerileri gibi kriterler aşındı.
Yerine daha farklı kritereler kondu..
Şöyle de diyebiliriz;
Zorlu aşamaları başarmak kriterinin yerini, ‘ Kendisini İyi Satmak’ becerisi aldı.

Bundan sonrası bir Otel Müdürünün üzücü macerasına aittir
Adamımız bir yıldır ellerini ovuşturuyordu.
Kendisini daha üst görevler için fazlası ile hazır hissediyordu.
Öyle ya, şu an Yiyecek ve İçecek Müdürü olarak görev yaptığı otelin bütün sistemi onun ellerine bakıyordu. İşler onun sayesinde iyi gidiyordu.
Sistemi o kurmuştu.
Ekipte çalışanların hepsi onun adamı idi. Tesise onun için gelmişlerdi. O tesisi bıraksa, neredeyse bütün bar ve restoran ekipleri peşinden gelirdi. ( Ki olmadı )

Geçmişte birçok oteli açmıştı.
Yani geriye doğru on yıllık bir zaman diliminde ne kadar yeni otele başlamış ise hepsini o açmıştı. İlk başlardaki otellerde garson ya da komi idi, ama olsun.
“ O Oteli ben açtım”…
Bir kısmı da kaptanlık, şeflik dönemine denk gelse de o kadar önemli değildi.
Zira artık, otel açmak, sektör ile ilgili ilgisiz herkesin sahiplenebileceği basit bir işleme kadar indirgenmişti.
İstersen açılış yılında otelin etini, sütünü tedarik eden toptancı ol..
O oteli sen açmışsındır.
Parayı koyan yatırımcı?
Projeyi çizen mimar?
İnşaatın başındaki mühendis?
Onlarca taşeron?
Yüzlerce inşaat işçisi?
Elbette hayır!
O oteli onlar değil, bu konuda en çok gevezelik edenler açmıştır.

E artık Yiyecek İçecek Müdürlüğü de ne ki?
O kadar otel açmış..
O kadar otel sistemi kurmuş.
Şu an çalışmakta olduğu otelin bütün sistemini de o yapılandırmış. Bütün manueli o yazmış. ( Bu arada, nedense bu iddialarını Genel Müdür’ün yanında asla dile getirmiyor. )
Mutfak menülerini bile kendisinin hazırladığını iddia edecek kadar özgüvenli. ( Ne hikmetse bunu da hep mutfak şefinin olmadığı yerlerde dillendiriyor)
Eh, otellerde yeni akım, Genel Müdürlerini yiyecek ve içecek kökenli olanlardan seçmek. Bunun sebebi hikmetini de bir türlü anlamış değilim. Ne alaka?
Eğer Otel operasyonu sadece mutfak ve yiyecek, içecekten ibaret ise, o zaman askerlikteki gibi bir yönetim modeli koy ortaya.
Mesela, Yiyecek İçecek Müdürünü kıdemli Yiyecek İçecek Müdürü yap…
Neyse…

Adamımız daha üst görevler için hazırdır.
Sıradaki adım güçlü bir kulis faaliyetidir
Şirket merkezinden kimi tanıyorsa mesaj vermeye başlar. Başındaki Genel Müdüre de niyetini hissettirir. Artık terfi zamanı gelmiştir.
Bir sonraki aşama operasyon müdürlüğüdür. Ama ona bile kerhen razıdır adamımız.
Asıl beklentisi Genel Müdürlüktür.
Zira mevcut otel onun müthiş yetenekleri ve liderliği ile ayakta kalmaktadır.
Kulis çalışır.
Ve bir sezon başında adamımız otelde operasyon müdürü olur.
Yetki ve sorumluluk artmıştır
Ama adamımız bu denklemin sadece güç bölümüne dikkat eder. O hayalini kurduğu nihai güce biraz daha yaklaşmıştır.
Şimdilik bu da yeter.
Kulis çalışmalarının dozu ve içeriği bir tık daha artar.  Geldiği nokta itibarıyla üstlenmesi gereken başarı sınırları genişlemiştir.
Rol çalması gereken yönetici sayısı da artmıştır.
Öyle ya, öyle ustaca yapmalıdır ki bu rol çalmayı, hem şirket yönetimi ‘ yutmalı’, hem de yanında çalışan ekip arkadaşları anlamamalıdır.

O sadece güç meraklısıdır
Bir yıl daha görünür ve elle tutulur hiçbir somut katkı sunmadan geçer. Adamımız üst görevlerin sadece güç detayına odaklanmıştır.
Üst görevlerin, daha fazla sorumluluk, daha fazla planlama, daha fazla empati ve daha fazla yönetim becerisi demek olduğunu es geçmeyi tercih etmiştir.
Operasyon müdürlüğünü, ekip arkadaşlarına emir yağdırmakla geçirir. Enirler verir ve bu emrin arkasını da takip etmez.
Her kademeye emir vermektir bütün işi.
İyice basitleşecek, ama yazalım. Yerde gördüğü bir izmariti eğilip kaldırmayı bile zul saymaktadır. Yerde görür, eğilip almaz. Gözleri ile etrafı tarar. Birisini görüp ona yerdeki izmariti almasını emretmek için ( Abartmıyorum ).
Yönetim toplantılarında bütün işi aldığı notlara bakıp etrafındaki insanlardan hesap sormaktır. Yapılan ve yapılmayan işleri sorgulamaktır.
Şirket yöneticileri ve yatırımcı geldiğinde hep ortalık yerlerdedir. Her dakika, patronu ve şirket yöneticilerini takip eder. Onların yanında bir iyilik meleği gibidir. Bir gün önceki bağıran çağıran adamımız gitmiş, yerine bu anlayışlı yöneticiyi göndermiştir.

Adamımız ikinci kez sıçrar ve terfi eder
Şirket yeni bir otel kiralamıştır.
Adamımız o zamana kadar hem çalışmakta olduğu otelde bir otorite kurmuş, hem de şirkette bir sempati havası yaratmıştır.
Baştaki Genel Müdürü de onun için bir şanstır. Ekip başarılıdır. İşler de iyi gitmektedir. Otel doludur. Müşteri büyük ölçüde mutludur.
Adamımız geçen yıllar boyunca birçok konuda ustalaşmıştır.
Ekip başarısını kişisel pazarlamasına payanda yapmak…
Şirket çevrelerinde kendisine bir destek grubu yaratmak ve onlara sevimli, çalışkan şirketi çok seven şirinlik muskası rolü yapmak…
Alttan yetenekli arkadaşları gözlemleyip eğitmek, yardımcı olmak, şirkete kazandırmak değil.  Tam tersine o insanlara bağırıp çağırıp morallerini bozmakta ustalaşmıştır.
Otelin en önemli varlığı olan müşteriler ile sevgi ve saygı temelinde ilişki kurup onları mutlu birer elçi gibi göndermek değil.
Tam tersine şikayetlerini gizlemek. Kendisine bir şekilde ulaşıp derdini anlatan müşterileri refüze etmek, oyalamak…
Ama adamımız ballıdır. ( Ya da o öyle sanıyordur )
Bağlantıları ve başarı ile oynadığı rol adamımıza bir terfinin daha yolunu açar.

Yeni dönem, yeni otel ve Genel Müdürlük
Şirketin patronu genellikle içeriden gençlerin önünün açılmasını tercih etmektedir. Yine aynısını yapar. Dışarıdan bir Genel Müdür yerine içeriden bir terfiyi ister.
Adamımız, başındaki Genel Müdürün de verdiği destek ile yeni otele Genel Müdür olur.
Adamımız hayatının fırsatını yakalamıştır. Ama o bunu yine yanlış yorumlar. Yeni görevine, ruhuna damgasını vurmuş egoizm gözlükleri ile bakar.
Artık güç ondadır.
Ona göre Genel Müdürlük otelde her türlü hareket serbestisidir.
Bağırmaktır. Emretmektir.
Otelin tepesinde olmaktır, ama bir yandan da sınırsız bir özgürlüktür.
Bu otelden emekli olmak şansı vardır. Şirket uyumludur. İstikrardan yanadır.
Ama bir konuyu unutur. Artık Genel Müdürdür. Önceki görevlerine göre daha fazla gözlem altındadır. Şirket sadece mesleki performansını değil, genel olarak yaşantısını da mercek altına yatırmıştır.  Hesap verme noktasına gelmiştir.
Bir süre sonra yaldızlar dökülmeye başlar.
Kişisel kalitesinin seviyesi ortaya çıkar. Yetersizlikleri göze batmaya başlamıştır.
Müşteri memnuniyeti yerlerdedir.
Çalışanlar mutsuzdur.
Adamımız havayı koklamakta da ustalaşmıştır. Şirketteki geleceğinin sallantıda olduğunu hemen anlar. En usta olduğu işe ağırlık verir.
Çevrede yönetici arayan şirketleri bulmak ve oralarda kulis yapmak…

Yeni bir şirket ve yeni görevler
Bundan sonrasını fazla uzatmaya gerek yok.
Aşağıya iniş süreci çorap söküğü misali işlemeye başlar. Her ne kadar yeni şirkete daha iyi bir pozisyon ile gitse de, kötü bir final ufukta belirmiştir.
Yeni şirkette kurumsallığın k harfi bile yoktur.
Kaba tabirle, foyanın ortaya çıkması birkaç ayı bile bulmaz.
Adamımızın otel yöneticiliği ile ilgisi yoktur. Yiyecek ve içecek yönetimi ile ilgili becerisi ise neredeyse şeflik yaptığı dönemle sınırlı kalmıştır.
Yönetim becerileri sıfırdır.
Liderlik yeteneği yoktur.
Uzun sayılabilecek mesleki geçmişinde pişmemiştir.
Tamamen patron zihniyeti ile işleyen yeni şirkete barınamaz.
Bir hata yapar ve işten çıkarılır.

Kıssadan hisse:
Garson. Belboy. Mutfak Komisi. Maid. Barmen.
Her nereden başlarsanız, önce uzun bir mesleki pişme yolunu göze alın. Bu yolu kendiniz hazırlayın. Her kademesini planlayın.
Çapınızı asla olduğundan büyük görmeyin, göstermeyin.
Üstüne çıktığınız teraziye güvenin. Gramınızı bilirsiniz.
Yükseldiğiniz her kademede gerekli süre kalın ve pişin. Kabuğunuz sertleşsin.
Böylece kolay kolay kırılmazsınız.
Her kademenin çilesini çekin.
İkna yeteneğinize güvenin, ama bunu pazarlamanızı yapmak için kullanmayın.
Başarının her zaman ekip ile birlikte olduğunu asla unutmayın. Zaten ekibiniz sizi yukarıya itecek ve terfi ettirecektir.
Not: Böyle bir adamımız yoktur. Olmamıştır. Ben olası bir senaryo üzerinden hareket ettim.


22 Ekim 2019 Salı

Turizmde fırsat: Dünya yalnızlıktan kırılıyor

Bu yıl Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu, 2019 için en önemli üç sorunu belirledi. Bu konuları vurgulayan bir video hazırladı.
Üç başlık: İnsan, çevre ve ekonomi ile ilgili.
Bunların her üçü de turizmcileri çok yakından ilgilendiriyor.
Konuya turizmin uzun vadeli bir bakış açısı ile yaklaşırsak, kişisel başlık altında tanımlanan sorun sektör ile doğrudan alakalı görünüyor.
Kişisel sorun nedir derseniz: Yalnızlık
Yalnızlık...
Bütün dünyayı teslim almak üzere olan bir sosyal tecrit olgusu olarak yalnızlık turizm için çok önemli fırsatlar yaratıyor.
Önce yalnızlık ile ilgili bilgi paylaşalım.
Tıp, yalnızlığı en az sigara kadar zararlı görüyor.
İşin kötüsü bu durum küresel bir tehdit haline geldi. İnsanlar baştan, gönüllü olarak yalnız kalmayı tercih ediyor. Bir süre sonra bu durumu mutlaklaştırıyor. Çevresine ördüğü sosyal duvarlarla kesin bir izolasyon sağlıyor. Belli bir süre sonra da geri dönüşü olmayan bir psikolojik yıkıma maruz kalıyor.
Bunun için suçlanacak birileri var mı?
Elbette var! Yalnızlığı seçen insanın kendisi suçludur.
Paris’te yalnız insanların oranı ytüzde 50’yi buldu. Stokholm’de yüzde 60. İngiltere’de tek kişilik evlerin sayısı 20 yıl içinde iki katına çıktı.
Birleşik Krallık’ta, 75 yaş üzeri insanların yarısından fazlası tek başına yaşıyor. Bunların içinde, en az bir ay boyunca hiç kimse ile konuşma olanağı olmayanların oranı da çok yüksek. Hiçbir yakın arkadaşı olmayanların sayısı da katlanarak büyüyor.
ABD’de, yakın arkadaşı olmayanları bir araya toplamak fırsatı olsaydı, başlı başına bir ülke oluşturacak nüfus sayısına ulaşabilirlerdi.
Hem kenttekiler, hem kırda geri kalanlar yalnızlaştı
Kapitalizm için bir varoluş nedeni olan kentleşme, dayattığı yaşam modeli ile bundan 100 yıl önceki canlı, diri ve neşeli insanın da ölüm fermanı oldu.
Aile bağları konusunda en tutucu ülke sayılabilecek Çin’de bile kırsal nüfus yarıya düştü. Beraberinde sosyal izolasyon arttı. Hem kenttekiler, hem kırda geri kalanlar yalnızlaştı.
Bu tehlikeyi, “Ne olacak canım? Onların yaşam biçimi tercihi bu” diyerek geçiştirmek pek mümkün görünmüyor. Kafalarımızı kuma gömemeyiz.
Yalnız yaşayanlar yaşadıkları ülkeye çok büyük bir ekonomik maliyete neden oluyor.  İngiltere’de yapılan bir araştırma, yalnız yaşayanların ekonomiye yılda 6 Bin Sterlin ek maliyet çıkardığını ortaya koyuyor.
Yalnızlık sendromunun 2018 yılında küresel ekonomiye yüklediği maliyet
Yalnızlık, neden olduğu fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklar vasıtası ile ülkeleri büyük mali ve sosyal yükler altına sokuyor.
Yalnızlık sendromunun 2018 yılında küresel ekonomiye yüklediği maliyetin 2.45 trilyon Doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor.
Ülkeler yalnızlığı yenmek için yeni çözüm yolları bulma konusunda çalışmaya başladı.
İtalya'da öğrencilerin yaşlılarla birlikte yaşaması için onları uygun fiyatlı konut karşılığında yalnız yaşayan insanların yanına yerleştiren şirketler var.
İngiltere yalnız yaşayan insanların sorunlarına çözüm bulmak için Yalnızlık Bakanlığı kurdu.
Yalnızlık, sosyal izolasyon ile birlikte yaşlıları vuruyor
İnsan sosyal canlıdır. Diğerleri ile kurulan bağlantı bizi ayakta tutar, moral ve fiziksel olarak güçlendirir. Ama, başta Batı olmak üzere, Dünya hızla yalnızlaşıyor.
Yaşlanan nüfus toplumsal sahneden çekilmeye zorlanıyor.
Kişisel sınırlarının gerisine çekilmeye zorlanan yaşlılar sosyal izolasyon ve moral çöküntü ile karşı karşıya kalıyor.
Bu durum da, bilişsel gerilemeye, depresyona ve kalp rahatsızlıklarına neden oluyor.
Sosyal izolasyon ve yalnızlığın sağlığa etkileri
Bilinen gerçeklerdir, ama kısaca tekrarlayalım. Sosyal izolasyon ve yalnızlık, özellikle yaşlılarda, yüksek tansiyon, kalp rahatsızlıkları, bağışıklık sisteminde zayıflama, anksiyete, depresyon, algı bozukluğu, Azlheimer ve hatta ani ölümlere bile yol açabiliyor.
Eşi ya da hayat arkadaşını kaybeden, arkadaşlarından bir anda kopan, aileden ayrılan yaşlılar kendilerini bir anda yapayalnız buluyorlar. Emeklilik, hareket kabiliyetini kaybetmek, ulaşım zorlukları da yalnızlığı tetikleyen etkenler.
Tam tersine, anlamlı ve üretken aktivitelere yönelen ve diğerleri ile bağlarını koparmayan insanlar daha uzun yaşıyor, ruhsal dengeleri sağlam oluyor, bir amaç uğruna var olmanın heyecanını sonuna kadar hissediyorlar. Bilimsel çalışmalar, bu aktiviteleri devam ettiren insanların sağlıklı bir yaşam sürdürdüğünü kanıtlıyor.
Yalnızlığın tanımı
Genel tanımlamalar yalnızlığı tek başına kalmak olarak tarif etse de, bu yetersiz kalır. Yalnızlık bir algı durumudur. Yalnızlık insanlara kendilerini boş, tek başına ve istenmeyen birisi gibi hissettirir. Yalnız hisseden insanlar genellikle bir insani temas için yalvarırlar. Ama tek başına kaldıkları algısı onları diğer insanlarla temas kurma noktasında çok zorlar.
Uzmanlar, yalnızlığı tek başına kalmak olarak tanımlamıyorlar. Bütün mesele dış etkileri fazlaca önemseyerek kendini yalnız hissetmekten ibaret.
Bu durumda yalnızlık olgusu bilincinize işlemeye başlıyor. Mesela bir kafeye giren yaşlı çift, görevlilerin soğuk yaklaşımından ve çevreden hiç kimsenin kendilerine selam vermemesinden dolayı bir anda yalnızlık hissine kapılabilirler.
Yalnızlık duygusuna yol açan etmenler
Yalnızlık duygusuna yol açan etmenlere değinmiştik. Özellikle, insanın hayatında çok önemli olan birisini kaybetmek şiddetli bir yalnızlık hissini tetikleyebilir.
Özgüven eksikliği, dış dünyaya karşı kuşkulu yaklaşım, kendisini değersiz hissetmek de yalnızlık duygusunu güçlendirir.
Yalnızlık duygusunu güçlü olarak taşıyan insanlar daha çok alkol tüketir. Daha az hareket eder. Dengesiz beslenirler. Uyku sorunları vardır. Gün içinde hemen yorgunluk hissine kapılırlar. Çok sık hastalanırlar. Hastaneleri daha çok meşgul ederler. Daha çok sağlık harcaması yaparlar.
Yalnızlık bulaşıcı olabilir
Yalnız ve kendisini dışlanmış hisseden insanlar ile ilişkide olanlar da bundan etkilenebilir. Yalnızlık sosyal ağlar vasıtası ile yayılabilir. Bilimsel çalışmalar, yalnız insanlarla temasta olanların yarıdan fazlasının aynı sıkıntıyı yaşayabileceğini gösteriyor.
Batı’nın yaşlıları mutsuz ve sağlıksız
Yetmiş yaş ve üzeri insanlar artık ülkelerinde sosyal kabul görmüyor.
Gençler ve orta yaşlılar, yaşlı ve yalnız insanları toplumun sırtında bir yük olarak görüyor.
Yaşlı ve yalnız insanlar çevrelerinde onlarla konuşacak, onları anlayacak ve zaman paylaşacak insanlar arıyor.
Aşırı izolasyoncu kent yaşamı yaşlı ve yalnız insanları boğuyor.
Yaşlı ve yalnız Batılı doğayı, doğallığı, hayvanları, çiçekleri, böcekleri özlüyor
Yaşlı ve yalnız insanlar hala üretken ve canlı olduklarını kanıtlamak istiyor.
Türkiye yalnızlara kucak açabilir
Yaşlı da olsa insanın en vazgeçilmez gereksinimi iletişim…
Birileri ile konuşmak. Birilerinin kendisine konuşması…
Dünyanın neresinde olursa olsun yaşlılar var olduklarını hissetmek, bunu sonuna kadar yaşamak istiyor. Yaşamakta olduklarını hem kendilerine, hem de herkese kanıtlamak için her şeyi yapıyorlar.
Bunun için gerekirse yılda birkaç kez yurtdışına seyahate gidiyorlar. Uzun süre kalıyorlar.
Orada en fazla yaptıkları şey her fırsatta bol bol personelle konuşmak, şakalaşmak…
Yoksa siz Side bölgesindeki otellere onuncu, yirminci, kırkıncı kere gelen Almanların gerçekten de o otelin ‘eşsiz’ kalitesine geldiklerini mi sanıyordunuz?
Yoksa siz ülkelerinde kış başlarken evini kapatıp Alanya’daki apartlara gelen yaşlı İskandinavların gerçekten de o apartın ‘eşi benzeri bulunmaz’ hizmet kalitesi için mi orayı tercih ettiklerini düşünüyordunuz?
Onlar öncelikle İNSAN’a geliyorlar
Onların ülkelerinde ve komşularında artık olmayan şeye, İNSAN’a geliyorlar.
İnsan sesine. Gözlerdeki dost bakışa. Sıcaklığa. Heyecana. Sevecenliğe. Konukseverliğe. Saygıya. Şefkate. Yaşadıklarını anlamaya, bilmeye, hissetmeye geliyorlar.
Zira geldikleri ülkelerde insan olduklarından bile emin değiller. Oralarda gençler ve orta yaşlılar artık onları insan yerine koymuyor.
Türkiye’nin bundan sağlayacağı fayda nedir?
Türkiye akıllı bir planlama ile imajını da parlatır, milyonlarca Batılı yalnıza ‘analık, babalık’ da yapar, hepsini yeniden hayata döndürür.
Bir Batı yaşama tekrar tutunma cenneti olur.
Öyle aşırı yatırım bütçelerine gerek yok. Biz olalım yeter. Binlerce yıldır olduğumuz gibi…
Yalnız ve sosyal izolasyona maruz kalanlara özel projeler
Pilot bölgeler seçilerek projeler üretilebilir
Bu bölgelerde yaşayanlar, başta esnaf ve turizm çalışanları olmak üzere, herkes Almanca ve İngilizce eğitimi almaya teşvik edilir.
Seçilen bölge Avrupalı yalnızlar için bir sosyalleşme vahasına dönüştürülür. Kentin genel eğitim seviyesine yatırım yapılarak, yaşayanların kültürel eşiği yükseltilir.
Dünya, sanat, spor, kültür, müzik, tarih, sosyal yaşam konularında bilgili ve sohbet edebilen insanlar yetiştirilir. Sokağa çıkan yalnız Avrupalının sohbet edebileceği insanlar bulabilmesi sağlanmış olur.
Bu bölgelerdeki otel çalışanlarının genel kültür seviyesin yükseltecek eğitimler verilir. Otel çalışanlarının bölge, kent hakkında daha fazla güncel bilgi sahibi olmaları sağlanır. Böylece yalnız konuklara kent hakkında rehberlik yapılabilir.
Yerel yönetimler ve sosyal kuruluşlar yalnız Avrupalıya kentte, doğada aktviteler düzenler. Yakın yörelerdeki köyler, mahalleler ziyaret edilebilir. Bu mahalle ve köylerdeki insanlarla iletişim kurabilmeleri için rehberler verilebilir.
Anadolu’nun unutulmakta olan meslekleri ve el sanatları kursları ile yalnız Avrupalılara yeni beceriler kazandırılabilir.
Otellerin içinde ya da dışında mutfak kursları açılıp, onların katılımı sağlanabilir
Eğer Avrupa’da kimi tur operatörleri bu alandaki açığı görür ve başlık olarak Sosyalleşme Turları adı ile bir kategori açarsa, turizm yeni bir mevzi kazanmış olur.
Küresel turizm hareketi yeni bir alan kazanır. Bu alandan yürüyerek yeni yatırımlar gündeme gelir. Farklı ürün ve hizmetler ortaya çıkar.

Bu öneriler daha da geliştirilebilir. Yeter ki, Türkiye turizmcileri bu büyük potansiyeli görsün ve onlara özel insani projeler geliştirsin.

3 Ekim 2019 Perşembe

Turizmciler, bu çocuklar hesap sormaya geliyor


Dostlarım bu çalışmada Green Hoteliers, Extinction Rebellion gibi çevreci kaynaklardan yararlandım. Yazının bazı bölümleri bu kaynaklardan aldığım bilgilerin tercümesi.
Bilginiz olsun.

İlk sıradaki siteye girip uzun uzun incelemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Bakın ve durumun vahametini görün.

Birleşmiş Milletlerde, sokaklarda, meydanlarda çevre ve iklim için konuşan, bağıran gençleri, çocukları dikkatle izlemenizde yarar var.

Bakın, bu gösteriler, toplantılar yakın bir gelecekte çok tehlikeli gelişmeleri haber veriyor.

Dünyamızı bekleyen çevresel felaketlerin o kadar da uzakta olmadığını haykıran bu insanları lütfen dikkatle dinleyin.

İş çok ciddi görünüyor.

Bırakın otellerinizi, bu otellerin içinde bulunduğu sahiller, hatta deniz kenarı kentler bile, korkmamız gereken bir kadere doğru yol alıyor.

Oysa denklem o kadar basit ki.

Ve önlem almak da bir o kadar kolay. Yeter ki işin ciddiyeti kavransın. Yeter ki insanoğlu doymak bilmez daha fazla kazanma hırsını törpülesin.

Binalar, araçlar, uçaklar, gemiler, yanlış tarım, ormansızlaşma, fosil yakıtlar… Hepsi sera gazı salınımına neden oluyor.

Binalar Dünya karbon salınımının yüzde 25’ini tek başına üretiyor.

Bu hali ile Turizm de çok masum değil, bilesiniz.

Attığımız her adım Dünyamıza karbon ayak izimizi bırakıyor. Hem de silinmeyecek ağırlıkta.

1900- 1990 arası doğanlar bu yıkım riski karşısında üç maymun olmayı tercih ediyor.

Ama yeni kuşaklar için durum hiç de öyle değil.

Susmuyorlar.
Durmuyorlar.
Yılmıyorlar.

Yaşları 10 ile 18 arasında değişen milyonlarca çocuk ayakta. Onlardan ödünç aldığımızı söylediğimiz Dünya’ya sahip çıkamadığımız için öfkeliler ve hesap sormak için sokaktalar.

Sakın yaşları nedeniyle onları ciddiye almazlık gibi bir gaflete düşmeyin.

Onlar, bir süre sonra toplumun temel tüketim ve yönetim kuşakları olacaklar. Ama sesleri şimdiden çok gür çıkıyor. Çok keskin bir hesap sorma iradesi ile geliyorlar.

Benden uyarması.

Eğer onları şimdiden görüp muhatap almazsanız, işletmenizin geleceğine benzin dökmüş olursunuz. Bir kere duygusal kara listelerine girerseniz geçmiş olsun. Bir daha çıkamazsınız.

Gelin şu birkaç haber başlığı üzerinden hareket edelim.

20 Eylül bir milat olabilir- Milyonlar sokakta

Dünyanın dört bir yanından iklim eylemcileri, küresel bir hareket için çağrı yaptılar. 20 Eylül 2019’da yapılan gösterilere Dünya çapında 4 milyon kişi katıldı.

İsveç’li genç eylemci Greta Thunberg gösterileri büyük bir zafer olarak niteledi.

Bu arada İstanbul gibi bir kentte katılım 3 bin 500 kişi ile sınırlı kaldı.

163 ülkede 5 bin 800 iklim grevi gerçekleşti.

73 sendika, 3024 şirket ve 820 sivil toplum kuruluş grevlere destek verdi.

7 bin 371 web sitesi ise Dijital İklim Grevi'ne çıktı, siteleri kapattı.

Toplamda 4 milyon yurttaş, iklim için greve çıktı.

Almanya'da katılım 1.4 milyon kişi oldu. (Berlin 100 bin.)

New York'ta katılım 250 bin kişi oldu.

Yeni aktivizmin genç ikonları

Bakın Bayanlar, Baylar,

Biz ve bizden önceki kuşaklar, hep birlikte Dünya’nın geleceğini kararttık. Temiz nehir bırakmadık. Denizleri plastik ile doldurduk. Ormanları yaktık. Mahvettik.

Ve hayat isyan etti. İnsanoğluna bedelini ödetmeye başladı.

Dünyamız ısınıyor. Buzullar eriyor. Çevre felaketleri artıyor. Bu felaketlerin etkileri gittikçe daha yıkıcı hale geliyor. Gelecek nesillere berbat bir miras bırakıyoruz.

Ama iş burada kalıyor mu?

Şu gençleri tanıyın ve dikkatle takip edin. Onlar kendilerini Dünyanın geleceği olarak tanımlıyorlar. Hatta kendi kuşaklarını ‘ Muhteşem Nesil’ olarak adlandırıyorlar.
Hesap sormaya geliyorlar.

Dylan D’Haeze, 16, Washington, ABD

‘Kids Can Save the Planet’ (Çocuklar Gezegeni Kurtarabilir) adlı belgeselin ödüllü yönetmeni. 2020 Başkanlık seçimlerine doğru, okuldan altı ay izin alıp elektrikli arabasıyla ülkenin bir ucundan diğer ucuna seyahat ederek oy vermekle ilgili yeni belgeselini çekecek.

Yola Mgogwana, 11, Cape Town, Güney Afrika

Yaşadığı yerde sel felaketleri ve erozyonla sık sık karşılaştığını, insanların evlerini, tarlalarını kaybetmelerine şahit olmanın normal olmadığını söyleyen Yola, okullarda çevre bilincini aşılamayı hedefleyen ‘Earthchild Project’le (Dünya Çocukları Projesi) çalışıyor.

Amy ve Ella Meek, 13 ve 15, Nottinghamshire, İngiltere

‘Kids Against Plastic’ (Plastiğe Karşı Çocuklar) girişiminin kurucusu kız kardeşler, geçen yıl yaptıkları TED Talk’la ilgi çekti.

Yolanda Renee King, 9, Washington D.C., ABD

Mart ayında düzenlenen, bireysel silahlanma karşıtı ‘March for our Lives’ (Hayatlarımız için Yürüyüş) eyleminde binlerce protestocuya “Biz en muhteşem nesil olacağız” diye seslenen Yolanda, Martin Luther King’in torunu.

Emma Gonzalez, 18, Florida, ABD

Mart ayında Douglas Lisesi katliamından kurtulan ama 17 arkadaşını silahlı şiddete kurban veren Gonzalez, silah kontrolü aktivizminin en popüler yüzü.

Sadece bu kadarla kalsa gene iyi, ama işler giderek daha ciddiye biniyor. Bakın bir de bunlar var. Dünyanın dört bir yanında birileri uçaklara karşı çıkmaya başladı. “ Uçuş doğaya karşı bir cinayettir” diyorlar.

Konunun detayları aşağıda;

Uçuş karşıtı hareket güçleniyor

Helen Coffey
Son zamanlarda Kuzey Avrupa’yı sallayan bir hareket var. Uçuş Karşıtı Hareket. Bütün Dünyayı sarar mı? Yaygın bir harekete dönüşür mü? Bilinmez.

Ama uçuş endüstrisini endişelendireceği kesin. En azından daha az karbon salınımı için çözümler üretmeye zorlanacaklar.

Uçuş Ayıbı kavramı nedir?

İsveç dilinde flygskam olarak kullanılan bu kavram, uçuş utancı olarak da tercüme edilebilir.

Bu hareket İsveç’te 2018 yılında patladı. Amaç insanları uçak ile seyahat etmekten vazgeçirmek. Böylece karbon salınımının azaltılmasına katkıda bulunmak.

Uçuş ayıbı kavramını ilk kez Olimpiyat atleti Bjorn Ferry ortaya attı.

Yıldızı parlayan genç aktivist Greta Thunberg’in annesi, opera sanatçısı Malena Ernman bir açıklama yaptı ve bundan böyle uçak seyahati yapmayacağını deklare etti.

Birkaç İsveçli ünlü isim de kendisini takip etti. Greta da iki haftalık Avrupa seyahatinde treni tercih etti.

Uçuş Ayıbı kavramı bir başka kavramın ortaya çıkmasına neden oldu: Tren Aşkı

Tren Aşkı nedir?

İnsanlar, trenle yaptıkları seyahatlerde çektikleri fotoğrafları ‘Tren aşkı ‘ etiketi ile sosyal medyada paylaşıyor. Birbirlerini uçak yerine tren ile seyahat etmeye teşvik ediyor.

Bu harekete katılım oranı nasıl?

Bu konuda bir tahmin yapmak zor, ama girişimci ve çevreci Susanna Elfors tarafından kurulan Tagsemester isimli Facebook sayfasının 80 bin aktif kullanıcısı var. Sayfa insanlara uçak yolculuğundan kurtulup trene geçiş için öneriler ve bilgi sunuyor.

Malena Ernman’ın, “ Artık yeter. Ben artık uçak seyahatine son veriyorum” demesinden sonra birçok insan bu konuda cesaretlendi. İnsanlar, “ Böyle meşhur insanlar bile uçmaktan vazgeçebiliyor ise, bunu ben de yapabilirim” demeye başladı.

Bütün bunlardan sonra, İsveç’te insanlar seyahat alışkanlıklarını değiştirmeye başladılar. Çevreye olan zararlarından ötürü uçak ile seyahat etmek büyük bir ayıba dönüştü.

Bu hareket topluma etki yapıyor mu?

İsveç’te kesinlikle etkili oluyor. Hareketin giderek güçlenmesine paralel olarak, son birkaç yılda tren ile seyahatte büyük bir artış gerçekleşti.

Olimpik sporcu Elfors gelişmelerden umutlu. “ Tren şirketleri yeni seferler koyuyor. İlgi çok yükseldi. Ülke içindeki uçak seyahatlerin de de düşüş var. Bu nedenle, yaşanmakta olan değişimi memnuniyetle karşılıyorum” diyor.

Havacılık sektörü de mesajı almış görünüyor.

Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin ( IATA) Seul’de yapılan yıllık toplantısında, uçuş karşıtı hareket ile mücadeleyi gündemine aldı. İnsanları uçuş karşıtlığına karşı bilinçlendirme niyetini vurguladı.

IATA Başkanı Alexandre de Juniac, eğer bu trende karşı mücadele edilmezse, gelişecek ve büyük bir tehdit olarak çıkacağını söylüyor.

İnsanlar uçmayı bırakmalı mı?

Ticari uçuşlar küresel karbon salınımının yüzde 2.5 kadar bir bölümüne neden oluyorlar.

Ticari uçuşların sayısının artması halinde, bu oranın da yükselmesi kaçınılmaz olacak.

Buna karşın, havacılık sektörü de karşı söylemler geliştiriyor. Karbon ayak izlerini düşürmek için önlemler alıyor.

Örneğin havacılık sektörü pistteki taksi süresince tek motor çalıştırıyor.

Öte yandan uçaklar daha hafif malzemeden yapılmaya başlandı. Bu değişiklikler karbon emisyonlarını her yıl yüze 1-2 oranında azaltmayı hedefliyor.

Havacılık sektörü 2020’den itibaren karbon salınımı konusunda çok iddialı bir uçak tasarımına başlayacak. Böylece 2050 yılında, 2005’e göre karbon salınımını yarı yarıya azaltmayı gerçekleştirecekler.

Greta Thunberg milletvekillerine yaptığı bir konuşmada, iklim değişikliği ile ilgili mesajları tam olarak anlamadıklarından şikayet etti. Bazı çevreciler zaman kaybedildiğini ve bunun nedeninin yavaş değişim olduğunu vurguluyorlar.

İklim Değişikliği aktivisti Extinction Rebellion kısa süre önce Londra Heathrow hava alanındaki uçuşlara karşı drone ile mücadele edeceğini açıklamıştı.

Kruvaziyer Endüstrisi de korkmaya başlamalı mı?

Kruvaziyerin uçmuyor olması, bu sektörün karbon ayak izi olmadığı anlamına gelmemeli.

İklim ile ilgili hassasiyetleri olan tüketiciler, yeni üretilen dev kruvaziyerlerin denize yüksek oranda karbon ayak izi bırakacağını fark etmiş durumdalar.

Bu sektör de yakın bir zamanda Kurvaziyer Karşıtı hareketin başlayacağını anlasa, iyi olur.

Dünyanın en meşhur liman kentlerinden birisi olan Cannes gelecek yıldan itibaren, çok sıkı kirlilik kontrollerinden geçmeyen kurvaziyer gemilerini kabul etmeyecek. 

Deniz kirliliği ile sabıkalı olan gemilerle seyahat eden yolcular Cannes dışında bir limanda karaya çıkmak zorunda kalacaklar.

Kurvaziyer sektörü gelişmeleri doğru okuyamıyor

Henüz işin ciddiyetinin farkına varabilmiş değiller. Ama süreci ciddiye alsalar iyi olur. Bir yandan da, seyahat edenler giderek daha hassaslaşmaktalar.

Yeni nesil tatilciler, çevreye zararlı seyahat paketlerinin içinde yer almak istemiyorlar.

Seyahat şirketlerine daha etkili çevreci standartlar için baskı yapıyorlar.

Avrupa’da Uçuş karşıtı hareket havayollarının gelirlerini çok düşürdü. Seyahat edenler artık düşük karbon salınımı istiyorlar.

Havacılık sektörüne göre, küresel ekonomi için daha az önemli olan kurvaziyer sektörü, tüketicilerin duygularındaki bir değişime karşı daha savunmasız bir durumda. İşin kötüsü bu alanda alabileceği bir darbeye karşı da hiçbir hazırlığı yok gibi görünüyor.

Kurvaziyerler şimdilik rahat olsunlar, ama…

Kurvaziyer sektörünün şimdilik rahat olması için yeterli nedeni var. Seyahat endüstrisinde oldukça niş bir alana tekabül ediyor.

Kaba bir hesaplama ile küresel seyahat pazarının yüzde 2’si. Ama son 10 yılda hızlı bir yükseliş söz konusu.

2009’daki 17.8 milyon kurvaziyer yolcu sayısı 2018’de 28.5 milyona yükseldi. 2018 yılı kurvaziyer seyahatlerinin toplam cirosu ise 45 milyar doları yakaladı. Çin’deki gelişmeler ilginç Kurvaziyer yolcusu sayısı 2006-2019 arasında yüzde 40 oranında arttı.

Tuhaftır, bütün bu büyüme onlarca yıldır kurvaziyerler hakkındaki kötü haber başlıklarına rağmen gerçekleşti. Gemilerin denizi kirletmekte olduğu haberlerine prim vermeyen yolcular bu sektörü büyütmeye devam etti. 

Kurvaziyerler pek masum değiller

1990’larda kurvaziyerlerin ABD’de denizlere yasa dışı atık boşalttıkları haberleri patladı.

Bütün bunlar olurken, kurvaziyer kaynaklı çevresel sorunların listesi kabarıklaştı. Önemli problemlerden bir tanesi yakıt ile ilgiliydi.

Yakın zamana kadar bu gemilerin çoğu, petrolün arıtılmasından elde edilen katı ve sülfür açısından zengin bir yakıt kullanıyordu.

Bir analize göre Barselona’ya yanaşan gemiler şehirdeki 560 bin aracın saldığı sülfür oksidin beş katını bırakıyordu.

Bir süre sonra bu konu belli ölçülerde çözümlendi. Sülfür salınımı ile ilgili bir küresel anlaşma imzalandı.

Gelgelelim, iş kurvaziyer sektörüne gelince, çevre dostu bir gelişme bile hemen akabinde bir uyarı getirebiliyor.

Gemiler limanlara atık su bırakıyor

Sülfür emisyonunu azaltmak için en kolay yol olan Ovma Teknolojisi bir şok limanda yasaklanmış durumda. Gerekçesi de, bu işlemden sonra limanlara yüksek miktarda atık su boşaltılması.

Her ne kadar kurvaziyer sektörünün karbon ayak izleri ile ilgili data bulmak zor olsa da, iklim hassasiyeti yüksek tüketiciler, yeni nesil gemilerin adeta birer yüzen şehre benzediğini fark etmiş durumdalar.

Bir tahmine göre bu yolcuların her birisi, denizde, karadakinin yaklaşık üş katı daha yüksek oranda karbon ayak izi bırakacaklar. 

Dünyanın en büyük kurvaziyer şirketi 2015-2018 yılları arasındaki sera gazı emisyonlarının yüzde 3 arttığını kabul ediyor
.
Toplam miktar ise 10.6 milyon metrik ton olarak kaydediliyor.

Böylesine riskler ile karşı karşıya olan endüstrilerin gelişmesi çok zordur. Haliyle kurvaziyer dünyası da böylesine bir manzarada rahatça at oynatabileceğini sanmamalıdır.

Beş yıl öncesine kadar okyanusların kirlenmesine büyük bir sorun olarak bakılmıyordu. Bu günlerde onlar da bir süre önce plastik pipet üreticilerinin başına gelen gazap ile yüzleşmek zorunda kalabilirler.

İklim değişikliği, artık, tüketiciler nezdinde, kendilerini çözüm için güçlü hissetmeye başladıkları temel bir sorun haline geldi

Çin’de yükselen çevre hassasiyeti

Tüketicilerin sürdürülebilirlik konusundaki hassasiyetlerinin yükselmekte olduğunu da gözden kaçırmamak gerekiyor.

Bu konuda şaşırtıcı bir örnek var. Çin’de tüketicilerin yüzde 78’i, çevreye duyarlı ürün ve hizmetlere daha fazla ödemeye hazır olduklarını söylüyor.

Hükümetler ve yerel yönetimler artık bu gelişmelerin dışında kalamıyor.  Örneğin Cannes, kurvaziyer turizminin kontrol altına alınmasını talep eden halkın isteklerine saygı duyuyor ve gereğini yerine getiriyor.

Kurvaziyer sektöründeki bütün oyuncular süreçleri dikkatle izleseler iyi olur.

Yakın bir zamanda, Dünya, uçak, gemi ve benzeri seyahat araçlarını acımasızca sorgulamaya başlayacak. Ki başladı bile.

Eğer, paket turların en önemli bileşeni olan bu iki seyahat aracı küresel bir boykota maruz kalırsa, ne olur? Bir düşünmekte yarar var.

Son söz: Ayağa kalkalım. Herkese, her yere bağıralım. Sesimizi duyuralım. Dünya bitiyor. Ne turizmi, ne oteli, ne eğlencesi.. Hayat tehlike altında, hayat!