25 Kasım 2021 Perşembe

Turizmin ‘ 10 Emri’

Tanrı, Musa’ya 10 Emir göndermişti..

2021 yılında ise, hayat turizmcilere 10 Emir gönderiyor.  Bu yeni emirleri görmezden gelenlerin işi çok zor olacak.

Son yılların moda kavramı olan sürdürülebilirlik için 10 emir.

1.    Çalışanlarınızı maliyet olarak görmekten vazgeçin

Onları gider kalemi olarak görmeyi bırakın.

Sadece müşterilerinizin değil, çalışanlarınızın da insan olduğunu kabul edin artık. Onların da beklentilerinin, zorunlu gereksinimlerinin, mutlu olma haklarının olduğunu anlayın.

Önceki roller tarih oldu. Önceki konumlar da. ..

Çalışanlarınız ile aranızdaki ilişkiyi, onlara bakmak şeklinde tanımlamaktan vazgeçin.

Kimse kimseye bakmıyor. Artık bu işin bir iş ortaklığı olduğu kabul edilmelidir.

Bu yaklaşım gençleri kızdırıyor.

Bunu hissettiği anda işi bırakıyor.  Sizi yanıltan yöneticiler ise, meseleyi sadece 50-100 liralık fark ile açıklıyorlar. Sizi yanlış bilgilendiriyorlar.

Özellikle gençler..

İşten ayrıldığında, daha fazla ücrete değil, mutlu olacaklarını düşündükleri, saygı ve sevgi görecekleri işyerlerine koşuyorlar.

Kaldı ki, kimin kime baktığı da tartışılır artık. Bakmak fiilinin tanımı da değişti. Onlar, sizin kurduğunuz hayalleri gerçekleştirmeniz içini size, zamanlarını, güçlerini, akılarını veriyor.

Bu durumda, kim kime bakıyor?

2.    Dehşet bir çevre krizi geliyor! Uyanın

Kötü zamanlar geliyor.

4.752.852 - Bu yıl yok olan orman alanı (hektar)

6.398.624 - Erozyonunun yok ettiği toprak (hektar)     

33.210.051.601- Bu yılki karbon dioksit CO2 emisyonu (ton)   

10.967.011-  Bu yıl çölleşen toprak (hektar)      

8.949.427 - Bu yıl salınan endüstriyel zararlı atık (ton) 

Uzay araştırmalarını, çevre ile ilgili uyarıları, üst düzey toplantıları ve erişebildiğimiz kadarıyla gizli gündemleri toplayınca ortaya kötü bir manzara çıkıyor.

Büyük fotoğrafa bakın. Felaketin çok uzakta olmadığı açık ve net olarak görülecektir.

Çok uzak olmayan bir gelecekte, sıcaklıklar, tsunamiler, seller, devasa yangınlar insanlığı acı ve çaresizlik içinde bırakacak. Buna lütfen inanın.

İçme suları kirleniyor.

Denizler plastik ve çöp deryasına döndü.

Beslenme hataları insanoğlunda genetik sakatlıklara neden olmaya başladı.

Tarım alanları zehirlendi.

Ormanlar hızla yok oluyor.

Atmosfer karbon sanılımı nedeniyle işlevini yitiriyor.

Herkesin anlayabileceği basitlikte ifade edelim. Dünyada hayat bitiyor.

Bu süreçte, turizmin de payı var.

Oteller, uçaklar, transfer araçları. Hepsinin bu bozulmada rolü var.

Hemen yarın bu konu masaya yatırılmalı. Turizm sektörü, çevreye dost, karbon ayak izi olmayan bir turizm modeli için hızla çözüm üretmeli.

Plastikler kalkmalı.

Oteller sıfır atık uygulamasına geçmeli.

Karbon ayak izi sıfırlanmalı.

Yoksa sektör insanlık vicdanında hızla değer ve saygı kaybetmeye başlayacak.

3.    Hayvan haklarını tanıyın

Bakınız, Bu önerimi sakın bir şaka gibi algılamayın. Komik bir şeyler paylaşma niyetinde değilim. İş artık çok farklı bir noktaya geldi. Dünyada, hayvan dostlarımız ile ilgili hassasiyet had safhaya yükseldi. Bu hassasiyet hem evcil hem de vahşi olanlar için geçerli.

Avcılık lanetleniyor.

Hayvanlara eziyete büyük tepkiler var.

Deneyler için hayvan kullanma uygulamalarına karşı nefret had seviyede.

Kedilere ve köpeklere düşmanca uygulamalar yapan oteller topun ağzında.

Bir zamanlar, çuvallara doldurup dağlara bıraktığınız kediler ve köpekler vardı. Böylece çözüm üretildi sanıyordunuz. Geçti o devirler.

Bir anda boykotu yersiniz. Hayvan hakları savunucuları çok güçlendi.

Otellerinizi yeniden düzenleyin. Hayvan sahiplerine yer açın. Birlikte tatil yapabilmeleri için mekanlar ve paketler hazırlayın.

Bu, size çıkıştan önceki son uyarıdır.

4.    Turizmi bir israf sektörü olmaktan çıkarın

Türkiye’nin her yerinde açlıktan ölen kediler, köpekler var. 

Hayvan barınaklarında yetersiz beslenmeden kaynaklanan hastalıklar patlamış durumda. Bu nokta hayvan dostlarımız ile ilgili olan tarafıdır. Sadece bu kadar mı? Gelelim açlıktan ölen insanlara. Ya da açlıkla mücadele eden milyonlarca insana.

856.647.662 - Dünyada aç insan sayısı   

1.719.487.505 - Dünyada aşırı kilolu insan sayısı

797.098.883 - Dünyadaki obez insan sayısı       

18.264 - Bugün açlıktan ölen insan sayısı

Dünya otelleri, çöpe attıkları gıdaları değerlendirseler, açlık sorunu kökten çözülür.

Her ülke kendi içinde bir yapılanma oluşturabilir. Sivil irade ve kamu işbirliği ile çok başarılı sonuçlar elde edilebilir. STK’lar ve yerel yönetimler sadece bir toplama/taşıma/ulaştırma sistemi kurarak bir yemek tedariki zinciri oluşturabilirler.

İddia ediyorum..

Otellerin ekmek ve yemek israfı giderilirse, ülkemizdeki 81 ilin yoksullarına her gün taze ve sağlıklı yemek ve ekmek ulaştırılabilir.

Belirttiğim üzere, oteller ile bu yapı arasında, internetin de sağladığı kolaylıklar ile hızlı bir iletişim ağı kurulabilirse, gıdalar bozulmadan toplanabilir.

Toplanan gıdalar, yerel yönetimler aracılığı ile mahallelerde evlere ulaştırılabilir.

Önce niyet..

Önce israfa karşı yüksek bir duyarlılık.

Yapabiliriz.

5.    Turizm bir toplumsal dayanışma vasıtası olmalı

Turizm sektörü çok yönlü ve çok kollu bir alan. Ekonomik etki anlamında, onlarca farklı sektör ile etkileşim halinde. İstihdam boyutu çok yüksek.

Toplumsal refaha katkısı büyük.

Son birkaç on yılda çok sayıda yatırımcıya büyük servetler kazandırdı.

Profesyoneller bu sektör sayesinde mesleklerinde yükseldiler. Kendilerine yüksek standartlara sahip bir yaşam biçimi oluşturdular.

Ama bu misyon artık yetersiz kalıyor.

Turizm, toplumlara bundan daha fazlasını verebilecek potansiyele sahiptir. İnsanlar bu sektörün hayatlarına daha fazla dokunmasını bekliyor.

Yerel topluluklar, turizmin sağladığı olanaklara daha kolay ulaşmak istiyor. Yerel ekonomilerin desteklenmesini talep ediyor. Ki bunun için her türlü olanak var.

Yerel ekonomiler desteklenirse..

Köylere kadar uzanan bir dayanışma ağı oluşturulursa..

Çalışanların gelirleri, yaşam kaliteleri yükseltilirse..

Turizm bir toplumsal sigorta olarak, çok önemli bir misyonu yerine getirir.

6.    Turizm bir eğitim platformuna dönüşmelidir.

Turizmin insanları dönüştürmek gibi bir misyonu vardır.

Bu sektör, kuralları ve gelenekleri ile insanları doğru ve iyi olmaya yönlendirir.

Yeni başlayanlar, önlerinde başarılı rol modelleri görür. Onları örnek alırlarsa, kendileri de her anlamda değişir ve gelişir.

Şimdi, önümüzde çok daha geniş bir alan var. Bu alanda doğru adımlar atarak turizm sektörü çalışanlarını birer örnek modele dönüştürebiliriz.

Turizm sektörü, çalışanlarının hayatına dokunarak onlara çok büyük katkılar sağlayabilir.

Onların iyi birer aile üyesi..

İyi birer yönetici…

İyi birer insan olmalarına destek verebilir.

Turizmciler, iyi, çalışkan, şeffaf, temiz ve dürüst birer rol modeli olarak içinde yaşamakta oldukları toplumları da olumlu etkilerler.

Onlara..

Nezaketi…

Sevecenliği…

Konukseverliği..

Dayanışmacılığı…

Kendini ifade etmeyi..

Dinlemeyi..

Öğretin..

7.    Profesyonellerden daha fazla yararlanın

Artık değişim zamanı.

İnsanların..

Profesyonellerin.

Departmanların tamamen yeni bir felsefe ile ele alınması gerekiyor.

Turizm profesyonelleri, son 30 yılda, geçen yüzyıldan kalma iş modellerine mahkum edildi.

Neredeyse hiç değişmeden kalan bir dizi görev tanımına uyarak çalıştılar.

Bu antik dönem görev tanımları, profesyonellere, adeta bir anayasa maddesi gibi dayatıldı.

Değişmedi. Değişmesi teklif dahi edilemedi.

Hayatın ritmine uymayan bir iş yapma süreci herkesin ayağına pranga gibi takılı kaldı.

İşleyiş yavaşladı.

Süreçlerin çıktıları değersiz birer veri olarak kaldı.

Ölçümlenemedi.

Süreçler ve bireysel performanslar ölçümlenemeyince, başarı muğlak bir kavrama dönüştü.

Tanımlanamayan başarı nedeniyle, bu alandaki ödüllendirme mekanizmaları ortadan kalktı.

Başarının doğru tanımı yapılamayınca, insanların başarılı olma iradeleri zayıfladı.

Çalışanlar, vasatlığın bile yeterli olduğunu düşünmeye başladılar. Ortalama bir performans genel bir modele dönüştü. Kimse elini taşın altına koymadı.

Bireysel düşüş, genele yansıdı. Heyecan kalmadı. Moraller düştü. Üretkenlik bitti.

Şimdi bir mola ve durum değerlendirmesi zamanıdır. Duralım. Seviyemizi görelim.

Sorunları tespit edelim. Bu sorunların kaynaklarının analizini yapalım.

Sonra sıçramaya hazırlanalım.

Ama önce turizm profesyonellerine iade-i itibar edelim.

Onları kazanalım. Yüceltelim. Yükseltelim. Heyecan ocaklarını harlayalım.

Heyecanlı ve yeni hedefler verilmiş profesyoneller sektörü ayağa kaldırır.

8.    Sektördeki stajyer kaosuna son verin.

Gelin bu maddeyi daha doğru ifade edelim.

Liseli stajyerleri ucuz işgücü olarak görmekten vazgeçelim. Olmuyor. Attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değmiyor.

Lisede okuyan gencecik çocuklar bu işin gerektirdiği ağırlığa sahip değiller.

Kurumsal hiyerarşiyi taktıkları söylenemez.

Misafir karşısında doğru beden diline sahip değiller. Hitap etme noktasında zayıflar.

Kıdemli çalışanların, uzun yıllar sonrasında elde edebildikleri iletişim ve konuşma becerilerini, birkaç ayda ve doğru olarak edinmeleri mümkün değil.

Hayat onlara hala bir oyun gibi geliyor.

Sorumlulukları yok. İşi ciddiye almıyorlar.

Çevreleri ile ilişkileri dengeli değil.

İşletmeye sadakat ve markayı saygınlığını korumak gibi bir hassasiyetleri yok.

Çalışma ve üretim standartlarına uyum sağlamakta zorlanıyorlar.

İtiraf edelim. Bu uygulama çok büyük yararlar sağlamıyor. Hatta zararı daha büyük oluyor.

Ama onları kaybetmeyelim.

Turizm eğitimine olan ilgi azalıyor.

Bu nedenle Liseli stajyerlerimizi kazanmak için yeni olanaklar yaratalım.

Onlara otellerde ucuz işgücü olmanın ötesinde pozisyonlar tanımlayalım. Gerçek anlamda eğitim almalarını sağlayalım.

9.    Artık otel esnaflarını üveylikten çıkarın.

Otel esnafları ile otel yönetimlerinin çıkarları bir değil mi?

Otelin başarısızlığı esnafı, esnafın başarısızlığı oteli sıkıntıya düşürmüyor mu?

Onların varlığı otele değer katmıyor mu?

O mağazalarda, saygılı, güzel konuşan esnaflar otellerin prestijini yükseltmez mi?

Onlar bir anlamda otellerin elçileri değil mi? Esnafların kurduğu dostluklar otellere de kazanç sayılmaz mı? O dostlar bir dahaki seneye yine aynı otele gelmeyecekler mi?

Bunun değeri az mıdır?

Otel esnafları da o ailenin bir parçasıdır. Onlara bunu hissettirin. Bundan kazançlı çıkarsınız.

Düşünülürse, otel yönetimleri ile esnaflar arasında birçok işbirliği alanı ortaya çıkar. Bu fırsatları değerlendirin. Oteller yeni ve güçlü iletişim kanalları kazanır.

Esnafların etki gücünü, iletişim becerilerini, hizmetlerini oteller için birer fırsata dönüştürün.

Her alanda değerlendirin.

10.Turizm bir barış ve kaynaşma fırsatıdır

Dünya hala bir düşmanlıklar ve nefret gezegeni.

Bu nefret gezegenin ateşini yükseltiyor.

Gezegenimiz hasta.

Bu hastalık, gezegenimizde yaşayan bütün canlılara da bulaşıyor.

İnsanlar, hayvanlar, bitkiler de hasta.

Hastalıklarla boğuşan yaşam, insanlığa sağlıklı bir bugün ve yarın sunamıyor.

Dışardan bakıldığında, hemen hemen herkesin, her topluluğun, her milletin bir ötekisi var.

Öfkeleneceği, bileneceği bir düşman olmadan yaşayamıyorlar adeta. Her olayı ötekini aşağılamak ve ona öfke kusmak için değerlendiriyorlar.

Bunun çözümü turizmdedir.

Turizm, birbirlerini tanımayan insanları bir araya toplar. Onlara tanışma ve yakınlaşma fırsatı sunar. Güzelliklere vesile olur. Güzel ilişkiler doğar.

İnsanlar birbirini tanırsa, severse, bu dijital çağda, çok sıcak dostluk ağları örülür. Sosyal medya bu ağları büyütür. Güçlendirir.

Seyahat, bu hastalığın köklerinden çözümlenmesi için büyük bir fırsat. Seyahat eden insan başka kültürleri, başka coğrafyaları, başka toplulukları tanır.

Onları anlar.

Sever.

Saygı duyar.

Anlamak, sevmek ve saygı duymak uzlaşmanın başlangıcıdır.

Turizme bir de bu gözle bakalım.

 

Önemli bir not ve bir özür

 

Değerli Dostlarım. Bu yazıda verilen bazı sayısal veriler ile ilgili olarak, Darüşşafaka Lisesi’nden sınıf arkadaşım Zeki Apak’tan son derece nazik ve bir o kadar da keyifli bir uyarı aldım. “ Bir de kaynak zikretme alışkanlığı edinsen 😘😘😘😘😘”. Yerden göğe kadar haklı olan bu uyarıya saygı duyuyorum.  Darüssafakalı için etik herşeydir. Emeğe ve kaynağa saygılıdır. Teşekkürler Zeki Apak.

Bu veriler www.worldometer.com sitesinden alıntıdır. 

 


20 Kasım 2021 Cumartesi

Kayıp bir Otel Genel Müdürü aranıyor

Türkiye turizmi, bundan yıllar önce kaybolan bir Genel Müdürü arıyor.

Hangi Genel Müdür bu?

Bir zamanlar Türkiye’de bir Genel Müdür vardı.

Sabırlı bir kariyer yolculuğunun sonunda zirveye tırmanabilmiş, yolculuğunun her aşamasını içine sindirmiş bir Genel Müdür. 

Sürekli gelişime gönül vermiş.

Hem kendisinin, hem de çalışma arkadaşlarının gelişimini çok önemseyen bir Genel Müdür.

Kariyer yolculuğunu, keyifli bir öğrenme ve ekibini de eğitme süreci olarak değerlendirebilmiş bir Genel Müdür.

Bu yolculuk boyunca dost biriktirmiş ve çevresinde sevgi ve saygı çemberi oluşturabilmiş, bu çemberi bu gün de koruyabilen bir Genel Müdür.

Saygın.

Yetenekli.

Karar verme noktasında güçlü.

Sözü ve tavırları önemsenen bir Genel Müdür.

Özel hayat ve iş hayatını doğru harmanlayan

Hayatında iki ana yaşam alanı olan ve her ikisini de dengeli biçimde yönetebilen bir Genel Müdür vardı. Huzurlu. Sağlıklı. Kendisi ile barışık. Gülümseyen bir Genel Müdür.

İş ve özel Dünya.

Yani hayatını kazanmak için çalışması gereken profesyonel alan.

Aile. Dostlar. İlgi alanları. Hobiler. Sanat. Kültür. Spor. Etkinlikler.

24 saatini bir cerrah titizliği ile planlayan ve buna uyan bir Genel Müdür vardı.

Bütün hepsine bağlı olarak, kendisi de, çevresi de mutlu idi.

Ailesine zaman ayırırdı

İş ve aile arasında bir tercih noktasına gelmemek için çabalardı.

Ama iş, ailesine ait zaman ve enerjiyi yutmaya başladığında, tercihi elbette aile olurdu.

İşinin, aile değerlerinin önüne geçmesine asla izin vermezdi.

Kitap okurdu

Kitaplara aşk ile bakardı.

Yazarlarına büyük saygı duyardı

Bu Genel Müdür kitap okur ve okuduğu kitaptan gerekli özü alırdı.

Bu nedenle okuması keyifli ve yararlı olanlardan bir liste yapardı.

Yararsız kitaplara zaman ayırmazdı.

Doğru kaynaklardan doğru bilgilere ulaşırdı. 

Müzik dinlerdi.

Hem de güzel müzikler dinlerdi.

Kulağa hoş gelen…

Agresif mesajlar vermeyen hoş müzikler dinlerdi.

Dinlediği güzel müziklerin felsefesini bilirdi.

Hissederek dinlerdi.

Yaratılan güzel eserlerin sahiplerine saygı duyardı. Korsan olarak dinlemek yerine mutlaka kasetlerini ya da plaklarını satın alırdı ve evinin en güzel köşesinde tutardı.

Spora meraklı idi.

Genellikle üç büyüklerden birisinin sıkı taraftarı idi.

Ama ölçülü bir fanatiklik ile..

Asla bel altına vurmadan..

Asla kabalaşmadan..

Asla rakip takım taraftarını rencide etmeden..

Her kulübün tarihine, kurumsal varlığına saygı duyarak.

Otelin her noktasına ve birimine vakıftı.

Belboy

Ya da komi

Ya da meydancı

Ya da mutfak elemanı

Her nereden başlamış ise, oradan tepeye ve yana doğru yaratıcı bir merak ile bakardı.

Otelin damarlarına kadar merak ederdi.

Muhasebe.

Satış.

Kat ve meydan.

Teknik.

Bahçe.

Eğlence ve müzik

Mutfak.

Bar.

Lokanta.

Hepsine zaman ve enerji ayırırdı. Hepsine hakimdi. Her alana yetecek bilgi ve birikime sahipti. Bunu da başarılı yönetimi ile kanıtlardı.

Ekip arkadaşları da bunu bilirdi. Hepsi Genel Müdüre saygı ve sevgi ile bağlı idi.

Bu Genel Müdür zaman yönetimi ustası idi.

Titiz bir planlama ile gününü en verimli biçimde yaşardı. İşine, çalışma arkadaşlarına, dostlarına, kendisine ve ailesine zaman ayırırdı.

Otelin her birimi onun varlığını hissederdi.

Şimdi?

O Genel Müdür kayboldu.

Yerine bambaşka bir model geldi.

Bakın, mesaisi demiyorum,  ömrü neredeyse tamamen, otelin yiyecek ve içecek üniteleri, eğlence alanları ve lobisi arasında geçen bir gözlemci geldi.

Bir parça da işletme ile müşteri arasında elçilik görevi olan bir gözlemci.

Günün birinde yatırımcı birden odak değiştirdi.

Farklı bir bakış açısı gelişti.

 “ Otel her şey dahil sistem ile işletiliyor. Senin bütün dikkatin büfelere, barlara yönelmeli.  Bütün mesele cost yönetimidir. Aman maliyetleri düşür. Yoksa kaybedersin.”

Ardından, cost her şeydir gibi bir algı ortaya çıktı. Yöneticilerin başarısı neredeyse tamamen cost hakimiyetine indirgendi.

Otel Genel Müdürleri tamamen yiyecek ve içecek departmanı kökenli olmalıdır, düşüncesi bütün sektörü teslim aldı.

Sonra Türkiye turizmine özgü yeni görev tanımları türetildi.

Önce Otel Müdürü..

Sonra İşletme Müdürü..

Şimdi, Otellerde İşletme Müdürleri var.

Bakın tekrar yazıyorum.

Mesaileri değil, ömürleri, büfeler, barlar, lobiler arasında geçiyor. Biraz da eğlence alanlarına göz atıyorlar.  Geriye sadece uyumak için zaman kalıyor.

İş körlüğü böyle başlar

Hayatı, büfeler, barlar, lobiler arasında geçen bir insan, buna ne kadar dayanabilir?

Bu nafile turlamalardan daha ne kadar keyif alabilir?

Heyecanını daha ne kadar canlı tutabilir?

Sosyal yaşamı sıfırlanan yönetici daha ne kadar sağlıklı kalabilir?

Akıl ve beden sağlığı daha ne kadar sağlam olabilir?

Yaratıcılık kalır mı?

İnce noktalara odaklanma becerisi kalır mı?

Müziğe, kitaba, sanata, spora, araştırmaya olan iştahını sürdürebilir mi?

Böyle bir tekdüzeliğin sondan bir önceki durağı iş körlüğüdür.

Son durak ise, istifa ya da işten çıkarma.

Böylece Oteller birer yetenek ve değer öğütme değirmenine döner.

Müşteri memnuniyeti düşer.

Onları tekrar çekebilmek için tek çare fiyatları indirmektir.

Gelirler düşer.

Sonrası malum.

Gelin, yeni bir döneme geçelim. İlk adım, donanımlı, otoritesi sağlam, yetki ve sorumluluk alanları geniş, iş ve özel hayatı dengeli Genel Müdürü geri getirmek olsun.

Oteller kazanır…

12 Ekim 2021 Salı

Kavşaktaki Çiçekçi ve Yaratıcı Pazarlama

Antalya Havalimanının girişine gelmeden hemen önce bir kavşak vardır. 

Anadolu kasabalarının tabiri ile üç yol ağzı da denebilir. Havalimanına gidiş, geliş ve bir de Lara- Kundu tarafına gidiş geliş yolu. O kavşakta araçlar kırmızı ışıkta yaklaşık bir dakika kadar beklerler.

Trafiği de yoğundur. Gece hariç gün boyu yüksek bir araç hareketi vardır. Trafik ışıklarında bekleme süresi de bir hayli uzundur.

İşte bu kavşakta, birkaç haftadan bu yana gül satmaya çabalayan bir adam var.

Kırmızı ışıklarda duran arabaların yanından biraz da hızlı adımlarla yürüyor. Bir yandan da arabalardaki insanların zor duyacakları bir ses tonu ile elindeki çiçeği satmaya çabalıyor.

-      Gül var… Gül verelim..

Pek başarılı olduğu da söylenemez. Saatlerce araç kuyrukları boyunca yürüdükten sonra, kaç tane gül demeti satıyor, merak ediyorum.

Ama çok fazla olmadığını tahmin etmek zor değil.

Ben gül severim. Ama buna rağmen bende bile bir satın alma duygusu yaratamıyor ise, gerisini siz düşünün. Çiçek konusunda bonkör ve hassas olmayan çok sayıda insanın yaşadığı bir kentte bu işi yapanların işi biraz zor.

Bundan yıllarca önce, Antalya’da bu işin piri bir isim vardı. Geceleri dışarıda eğlenme alışkanlığı olanlar hemen hatırlayacaklardır.

Sosyete çiçekçisi Meftun.

Meftun gerçek bir pazarlama ve satış ustası idi. Elindeki gülleri satmazdı. Ya da onun yaptığına çiçek satmak demeyelim. O eşleri, sevgilileri, arkadaşları çiçek ile bir araya getirir, muhabbetlerini arttırır, ortama sempati ile soslanmış bir sevgi yumağı bırakırdı.

Çok kısa zamanda da markalaştı. Meftun’dan bir mekanda çiçek almak ve hatta ondan ilgi görmek bir ayrıcalık göstergesine dönüştü.

Kavşaktaki adama dönelim.

Dostumuzun bu işi sürdürmesi biraz zor gibi geliyor. Kış ayları başladığında bitirecektir zaten. Hem o kavşaktaki trafik azalacağı, hem de soğuk havalarda işi zorlaşacağı için.

Kaldı ki, adamımızın bu işi kalıcı bir meslek olarak benimsemediği de ortada. Beden dili çok açık bir mesaj veriyor; “ Şu akşamın nafakası çıksın. Gül verelim “

Gül satmaya çabalayan adamınızın neden çok başarılı olmadığını çözmeye çalışalım.

Benim gözlemlerim.

Pazar analizi yapmamış.

İşe başlarken farklı günlerde birkaç değişik çiçek demeti ile bir tercih eğilimi analizi yapabilirdi. Böylece en çok tercih edilen çiçekten devam ederdi.

Tüketici analizi yapmamış

Birkaç haftalık bir gözlem ile o ışıklarda duran insanların kültürel donanımı, hitabet dili, davranış, iletişim biçimi hakkında fikir sahibi olabilirdi. 

Böylece sıradan bir Gül Verelim kalıbı yerine daha etkili, yaratıcı bir seslenme cümlesi kurabilirdi. 

Daha da ötesi var. 

Araçlardaki insanların çift, arkadaş, aile olma gibi durumlara göre çok cazip ifadeler kullanabilirdi.

Kendisini doğru konumlandırmamış

Dostumuz kusura bakmasın.

Ama uzun ve özensiz bırakılmış sakallar o birkaç saniyelik temas anında insanlarda olumlu bir etki bırakmaz. Ya traş olmalı, ya da düzgün bir sakal bırakmalı.

Buradan puan kaybediyor. Kaldı ki, kırmızı ışıkta, insanların bir an önce yeşil ışığın yanmasına odaklandığı bir noktada, çok az bir süresi var.

Kıyafet etkileyici değil

Birbiri ile uyumsuz renklerden oluşan bir kıyafet seti var. Bu uyumsuz renkler de insanların dikkatini dağıtıyor. O karmaşada akla en son gelecek nesne elbette elindeki güller olacaktır. Ki benim artık hiç dikkatimi çekmemeye başladı.

Sade, gözleri yormayan, insanlarda sempati uyandıracak renklerden oluşan bir kıyafet herkesin dikkatini çekecektir. Gül satın alma isteği de uyandırabilecektir.

Yaptığı işi oyunlaştırmalı

İşin içine eğlence katmalı. 

Heyecan olmalı. 

Onu gören insanlar gülümsemeye başlamalı. 

Her gün oradan geçenler, adamımızı görmek ve selam vermek için durmalı. Gördüklerinde ise, yakın bir dostlarını görmüş gibi hissetmeli. Bu yakınlığı sağlarsa, gerisi kolaylaşır.

Oyunlaştırmanın en öncelikli aracı sözdür. Söz işi bitirir. Adamımız basit bir ‘ Gül verelim’ repliği yerine, keyif veren muhabbet cümleleri kurmalı.

Evlerine farklı yollardan giden araç sahipleri, bu muhabbeti duyduklarında, yollarını değiştirmeli. Adamımızın çiçek sattığı kavşağı tercih etmeli. Bu kavşak bir muhabbet ve keyif mola yerine dönüşmeli. İnsanlar o kırmızı ışıkta gülerek beklemeli.

Eğlence ve muhabbet her zaman kazanır ve kazandırır.

Eğer bu yazıyı okuma şansı olursa da, gelip birkaç yıl sonra bana teşekkür etmeli.

 

 

 

28 Eylül 2021 Salı

Turizm Sektöründe İşgücü Felaketi Kapıda II

Yaşanan sıkıntılı sürecin artıları ve eksileri

İlginç olacak ama artan maliyetlerin ve işgücü yetersizliğinin olumlu bir etkisi var. İş sahipleri işletmeleri için yüksek donanımlı işgücü arayışına yöneldiler.

Sektörde çalışmaya talep azalsa da, geri kalanların donanımlı olduğu görülüyor. Onlar akıllı bir manevra ile sektöre giriş için ideal zamanın bu günler olduğunu düşünüyorlar. Bu da konaklama işletmelerinin en ideal adayları seçmeleri için fırsat yaratıyor.

Bu günler,  konaklama endüstrisinde çalışmaya tutkusu olan çalışanlar için bir avantajdır.

Böylece daha fazla iş fırsatına sahiptirler.  Bu dönemde, daha yüksek ücretlerle ve daha uygun koşullarda iş bulma şansları her zamandan daha yüksektir.

Ancak, madalyonun iki yüzü var.

İşverenler, azalan iş talebi arasından en donanımlı olanları seçme şansına sahip olacaklar.  Bununla birlikte, işe alma ve değerlendirme süreci uzayacak. Daha fazla dikkat edilmesi gerekecek. Daha fazla zaman ayrılacak.

Öte yandan işgücü maliyetleri artmaya devam edecek.

Bu da iş sahiplerinin finansal dengesini olumsuz etkileyecek. Konaklama fiyatlarına zam yapmak gerekecek. Bu da rekabeti zorlayacak.

Yaşanmakta olan işgücü yetersizliği ve maliyetler işverenleri daha farklı yaklaşımlara yöneltecek. Burası çok net. Mevcut çalışanlarını korumak için yollar arayacaklar. Nitelikli işgücünü çekmek için paketler hazırlayacaklar. Karlılık oranlarını düşürmeksizin, daha esnek programlar, daha kısa vardiyalar, daha etkileyici sosyal haklar gibi yolları deneyecekler. Araştırmalar Y ve Z kuşakları için bir gerçeği vurguluyor. Bu kuşağa mensup çalışanlarda işyerine uzun süreli sadakat yok. Onlar bir işyerine ömür boyu bağlanma taraftarı değiller. Bunun yerine arada bir değişiklik, esneklik ve iş yaşam dengesini önemsiyorlar. Bu da işverenlerin işini kolaylaştıracak.

Bu noktaya kadar yetersiz işgücünü ve artan maliyetlerini konuştuk. Ama işin bir de finansal boyutu var. İşverenler çalışan ücretlerini yükseltecekler. Bu da bütçelere belirli bir yük getirecek. Dolayısı ile işverenler karlarını yükseltmek zorunda kalacaklar. Bu nasıl olacak? Hangi enstrümanlar kullanılacak?

Başka çözümler var mı?

Bu paylaşacağım önerilere kızanlar olabilir. Ama geleceğin önüne geçilemez. Ve bu gelecek bütün sektörlere olduğu gibi, konaklamaya da robotları, yapay zekayı ve makineleşmeyi dayatıyor. Daha çok yapay zeka ve daha çok robot artan işgücü maliyetlerini dengeleyebilir.

Mesela mutfakları ele alalım.

Akıllı fırınlar yemeği pişiriyor. Pişme bitiyor ve fırın standby moduna geçiyor.

Bu hem işgücünü azaltır hem de çalışanların zamandan kazanmasını sağlar. Sektör, yemek hazırlık robotlarını da gündeme almaya başlamalıdır. Bu robotlar yemekleri pişme öncesinde hazırlayabilir ve şefin işini kolaylaştırırlar.

Delta Varyantı çok hızlı yayılıyor. Bu nedenle insanlar sağlıkları ile ilgili olarak hala çok yüksek endişeler içinde. Dışarıda yemek yerken insanlarla temasta olmak istemeyeceklerdir. Böyle durumlar için sesli sipariş sistemleri üretildi.

Lokantaların çok yoğun oldukları zamanlarda sesli sipariş modeli çok işe yarar.

Mutfak ve servisin duyup kaydedeceği bir sesli sipariş ya da akıllı telefon siparişi işleyişi hızlandırır ve riskleri azaltır.

Bundan önceki zamanlarda da işgücü yetersizliği vardı.

Bu kadar yüksek olmasa da sorun yaratıyordu. Ama pandemi tehlikeyi çok daha belirgin ve kalıcı hale getirdi. Şimdi ücretler de hızla artıyor.

Konaklama ve mutfak işletmeleri bir araya gelmek ve yeni risklere karşı ortak politikalar üretmek zorundalar. Aksi halde işleri çok zor olacak.

Turizm eğitim kurumları ile işletmeler birlikte hareket etmeli

İşletmeler bir araya gelip çalışanlara daha uygun çalışma koşulları ve sosyal haklar için bir konsensüs oluşturmak durumundalar. Ücretler insani boyutlara getirilmeli.

Görev tanımları güncellenmeli. Bu da yetmez. Sektörden kaçan değerleri geri kazanmak için yaratıcı yöntemler geliştirilmeli. Bu da yetmez. Popülaritesi hızla düşen turizm okulları ile işletmeler daha yakın durmalı.

Ortak modeller geliştirmeli. Krizin atlatılmasında turizm fakültelerine, yüksek okullarına, liselere ve eğitimci kadrolarına daha fazla rol düşecek.

Oteller ve eğitim kurumları daha sıcak bir ilişki kurmalı. Okullar ve oteller teknolojiyi birlikte değerlendirmeli. Zira çözümün bir parçası da teknolojide yatıyor.

Kamu, Turizm, Üniversiteler, Turizm medyası…

Tehlike kapıda

 


26 Eylül 2021 Pazar

Turizm Sektöründe İşgücü Felaketi Kapıda I.

IK değil, İnsan Politikası zamanı

Felaket bağıra çağıra “ geliyorum “ diyor. Hem de hiç beklemediğiniz yerden.

Eğer, 2021 yılında, Antalya’nın en prestijli bölgesindeki bir otelde stajını bitirip memleketine dönmek için otobüs bekleyen 16 yaşındaki bir kız stajyer şunları söylüyorsa;

-      Otelde sistem yoktu Kimin ne yaptığı belli değildi. Fazla mesailerimizi de ödemediler zaten. Ben okulu bitirince asla turizmde çalışmam.

Bu iş bitmiştir. Geçmiş olsun.

Eğer bu haklı isyanı, deneyimsiz bir gencin saçmalaması olarak görürseniz…

Bir daha ve daha da vahim bir geçmiş olsun.

Yetersiz işgücü sorunu artık en temel risk haline geldi.

Uzak olmayan bir gelecekte sektör, yönetici ve çalışan bulmakta büyük zorluklar ile karşı karşıya gelecek. Hatta bulamayacak.

Ne yönetici, ne de asgari niteliklere sahip çalışan bulamayacağımız günler uzak değil.

Bu sorun sadece Türkiye’de değil, genel olarak bütün Dünyada sektörü tehdit ediyor.

Avrupa otel endüstrisi de eleman bulmakta zorlanıyor. Küresel bir işgücü krizi patlamak üzere ve turizmciler bunu görmezden gelmeyi tercih ediyor.

Otel odaları yeterince temizlenmiyor.

Yiyecek ve içecek birimlerinde, önceki yılların servis seviyeleri yakalanamıyor

Otel resepsiyonları dil bilmeyen, sisteme vakıf olmayan çalışanlarla dolu

Otelciliğin ruhuna çok uzak çalışanlar standartları aşağıya çekiyor

Otel ile konuk arasındaki iletişim kopmuş durumda.

Ne oluyor? Neler olacak?

Geçen 18 aylık süre zarfında kapanışların en büyük sıkıntısını yaşayan çalışanlar son aşamada artık bir karar vermekle karşı karşıya kaldılar.

Sordukları ve cevabını bulamadıkları birkaç soru vardı;

-        Turizm ve Otelcilik sektörünün geleceği var mı?

-        Ben, kişisel olarak Turizm ve Otelcilik sektörüne güvenebilir miyim?

Sorulara verdikleri cevaplar genellikle olumsuz

Geçtiğimiz 18 ayda uzun süreli ücretsiz izinlere ya da askılara çıkarılan çalışanlar hayatları ile ilgili önemli kararlar aldılar. Yeni iş alanlarına kaydılar. Eğitim alarak yeni iş becerileri edindiler. Yeni sektörlerdeki gelirleri de otellerde kazandıklarının çok üzerinde gerçekleşti.

Başta büyük zincirler olmak üzere, oteller bu soruna çare arıyor. Temel soruya cevap bulmak için çabalıyorlar. Giden yetenekleri nasıl geri getirebiliriz?

Türkiye’de durumu daha da vahim hale getiren bir sorun daha var. Bu da giderek daha ciddi sonuçlar doğuracağa benziyor.

Turizm eğitimine olan ilgi hızla azalıyor.  Turizm fakülte ve yüksek okullarının kontenjanları dolmuyor. Mezun olanların ise sadece küçük bir yüzdesi turizm sektörüne giriş yapıyor.

Şimdi sektör yöneticileri için düşünme zamanı

Yetersiz ve başarısız çalışan müşteri kaybettirir

Turizmden uzaklaşan nitelikli çalışanları nasıl geri kazanırız?

Mevcut çalışanları kaybetme riskini nasıl bertaraf ederiz?

Çalışanların yaşam kalitelerinin yükselmesi için neler yapabiliriz?

Kadroların daha üstün nitelikler kazanması için ne yapmalıyız?

Ortada bir paradoks var

Çok somut bir realiteyi görmek zorundayız. Ortada kirli odalar, resepsiyonda kuyruklar, lezzetsiz büfeler varken, konuklar, otellerden mutsuz ayrılırken, kafaları kaldırıp fiyatlara odaklanmak ve gelir yönetimini incelemek çok zor olacaktır. Oteller standartları yakalamadan gelir ve karlılık gibi alanlara odaklanmakta zorluk çekeceklerdir.

Kaybedilen donanımlı işgücünü sektöre geri kazanmak için fazla bir zaman yok. 18 aydır para kaybeden sektör, şimdi geri dönen talep sayesinde umutlanıyor. Ama bir yandan da geri dönen talebi tatmin edecek hizmet seviyelerini yakalayabilmek için çareler düşünüyor.

Avrupa’da çare olarak taraftar toplayan çözüm yolu, outsource işgücü. Daha önceki olumsuz deneyimlerden dersini alan outsource firmaları, yeni döneme daha aktif, müşteri odaklı ve üst düzey hizmet sözü ile girmeye çalışıyorlar. Bu noktada önemli olan husus, firmaların otellere maliyetleri dikkate alan paketler sunmalarıdır.

Geçtiğimiz aylar boyunca kapalı kalan oteller ve restoranlar tekrar hayata dönüyor.

Bir bütün olarak Otelcilik tekrar ayağa kalkıyor. Bu ayağa kalkmanın çok hızlı ve tatminkar olduğunu söylemek güç. Zira işletmeler kapalı dönemlerde zarar ettiler. Bu nedenle donanımlı işgücü bulmakta zorlanıyorlar.

Bu zararları yerine koymak gibi bir şansları da yok. Daha da kötüsü var. Restoranlar, temalı parklar, oteller birçok taraftan baskı altındalar: Yükselen maliyetler, işgücü yetersizliği, gıda tedarikindeki belirsizlikler, müşteri beklentilerindeki aşırı yükselişe karşı yetersiz servis ve kayıplar. Hepsinin içinde en önemli sıkıntının işgücü kıtlığı olduğu aşikar.

İşgücü sıkıntısı ve artan işgücü maliyetinin arka planı

Virüs, geçen yıl, yiyecek içecek mekanlarını ve otelleri kapanmaya zorladı.

Bu dönemde, kariyer sitelerinden alınan veriler sektörün işgücü kaybının çok yüksek olduğunu gösteriyordu. Yine bu iş arama sitelerinde turizm ve otelcilik alanında iş arama oranları yüzde 35 oranında azaldı. Dünya ölçeğinde bakarsak, salgın döneminde konaklama sektöründe işten çıkarılanların sayısı milyonlara ulaştı. Çıkarılanlar, pandemi geçse dahi sektöre geri dönme eğiliminde değiller.

Konaklama işletmeleri, önceki başvuru sahiplerine ulaşmaya ve bu boş pozisyonları doldurmaları için onları işe almaya çalışıyor, bu da işgücü sıkıntısının konaklama endüstrisi üzerindeki büyük etkisini yansıtıyor.

Bu noktada, sektörün bazı ilginç şeyler de yaşamakta olduğunu belirtelim. Bundan yıllar önce konaklama sektöründe bir pozisyon için iş başvurusunda bulunanlar, bu şirketlerden – oldukça gecikmiş – geri dönüşler alıyorlar.

Konaklama işletmeleri, önceki başvuru sahiplerine ulaşmaya ve bu boş pozisyonları doldurmaları için onları işe almaya çalışıyor, bu da işgücü sıkıntısının konaklama endüstrisi üzerindeki büyük etkisini yansıtıyor.

Yaşanan krizin arka planında, gerileyen işçi ücretleri, yüksek devir hızının olduğu ortada. Mesela, başlangıç seviyesindeki çalışan ücretleri diğer sektörlere göre düşük.

Global ölçekte bir çok turizm ve otel işletmecisi, çalışanların payını arttırmadıkları sürece işgücü kıtlığının devam edeceğini anladılar. Zira eksik işgücü bir kazanç değil, tam tersine yüksek bir maliyet olarak etki yapıyor.

Tam bu noktada bir çelişki daha ortaya çıkıyor. Bir tarafta çalışan ücretlerinin arttırılması gibi bir zorunluluk var, diğer tarafta ise düşen gelirler var. Talep ve satış fiyatları artmıyor. Bu durumda temel soru, işçi ücretleri nasıl arttırılacak?