29 Eylül 2017 Cuma

Dolandırıcının akıllısını severim

Basit ama başarılı dolandırıcılıkları hep takdir etmişimdir.

İşin içinde zeka vardır. Cesaret vardır. Yaratıcılık vardır. Emek vardır.

Böylesi bir dolandırıcılık benim başıma geldiğinde gönüllü olarak kanarım.

Kızmam da…

Neden kızayım ki? Gelecekte eşime dostuma anlatacak bir anı eklemiş olurum hafızama.

Nitekim zaman zaman geldi de…

Bu dolandırmalarda başarının ne kadarı dolandırıcıya ait, o tartışılır işte. Zira tipim ve beden dilim ile adeta “ Gelin beni kekleyin “ diye bağıran birisiyim. Böylece, dolandırıcıyı fizibilite etüdü ve pazar araştırması gibi bir külfetten kurtarıyorum.

Bakışlarım, mimiklerim ve duruşum av arayan dolandırıcılara en net mesajı veriyor;

“ Arayıp durmayın, nöbetçi saftirik ayağınıza geldi.”

“ Dolandırıcıların dikkatine! Nöbetçi saftirik ayağınıza geldi. Her türlü yeminiz itina ile yutulur. 100- 200 TL, Allah ne verdiyse elden teslim edilir”

Bakmayın bu kadar basitçe anlattığıma…

Zor iştir dolandırıcılık.

İnsanoğlu annesinden dolandırıcı olarak doğmaz.  Bu paye sonradan kazanılır. Zorlu ve uzun bir eğitim süreci vardır. Usta dolandırıcılardan el almak gerekir.

Önce insaf, vicdan, acıma gibi duyguları yürekten aforoz etmek gerekir. Dahası bu duyguları ifade eden bu kavramlar da lügatten çıkmalı.

Değme tiyatroculara taş çıkarttıracak ustalıkta bir rol yeteneği olmalı. Beden dili bu işe yatkın değilse geçmiş olsun. İlk dolandırma girişiminde çuvallama kaçınılmazdır.

Eğer dolandırma için seçilen av da dişli ve babayiğit birisi ise eyvah! Bir ton dayak yemek de başarısızlığın bonusu olur.

Öyle bir beden dili ve mimik olmalı ki…

Seçilen av, dolandırıcıyı küçümsesin. Acısın. “ Ulan kim bu salak?” desin. Acıma ile karışık bir yardım etme duygusu ile hareket etsin. Burası çok önemlidir.

Nasıl?

Bu tanımlama tanıdık geliyor mu, ey okur? Hadi sakin ol. Utanma. Yalnız değilsin. En azından ben varım. Ben de senin gibi keklendim.

Hem de kaç kere…

Dolandırıcının şivesi de önemlidir. Çalışılan vakada avın diline, kültürüne ve ortama uygun bir şive olmazsa yine geçmiş olsun. Çuvallama ve ( muhtemelen ) dayak kaçınılmazdır.

Dolandırma girişiminin mutlaka tutarlı bir senaryosu da olmalı. Öyle ki, av o senaryoya gönüllü olarak dahil olsun. Av rolünü can atarak üstlensin. Ki ben her seferinde bu tür senaryolara hiç düşünmeden imza attım. O rolü gönüllü üstlendim.

Dolandırıcı iyi bir gözlemci olmalı. Avını iyi tahlil etmeli. Elde ettiği sonuçlardan çok çabuk çıkarımlar yapabilmeli. Avına, bu çıkarımlara göre yaklaşmalı.

Eğer bütün bu becerilere vakıf ise, bu tür dolandırıcılara keklenmenin hazzı da bir başkadır.

Ki ben bu hazzı defalarca yaşadım. Hatta geçenlerde, beni bundan birkaç ay önce avlayan dolandırıcıya yine kekleniyordum, son anda uyandım.

Keşke uyanmasaydım.

Dolandırıcının korku ve hayal kırıklığı içinde yanımdan kaçmasına acıdım doğrusu. Garip rolünü iyi çalışmış. Ama senaryonun gerektirdiği dekorda değişiklik yapmamış. Bodoslama daldı garibim. Bir tek sözcük ile uyandım.

Arz edeyim…

Baharın başlarıydı. Manavgat’tan Antalya’ya dönüyorum. Gün boyu süren bir çalışmanın ardından zihin yorgunluğumun olmasını takdir edersiniz.

Aklımda bir türlü soru…

Birden 42 plakalı bir Doğan solumda belirdi.  Şoför mahallinde bir tip… Yüzünde bir gülümseme… Kornaya basıp duruyor.

Öyle bir enstantane ki, sanki ‘çakal’ ile kırk yıldır tanışıyoruz… Ama son sekiz on yıldır kopmuşuz.  Daha doğrusu o aramış, bana ulaşmaya çalışmış… Da, ben oralı olmamışım gibi.

Öyle salak- saftirik bir gülümseme.

De ki Genel Müdürlüğünü yaptığım bir otelde yıllarca aşçı yamağı olarak çalışmış. Bana olanca amatörlüğü ile yemekler yapmış… O derece sıcak.

Bir yandan da parmak sallıyor;

“ Seni vefasız seni…”

Tak önüme kırdı. 40 – 50 metre önde durdu. Hemen indi. Koşarak yanıma geldi. Daha ne olduğunu bile anlamadan elime yapıştı. Salak – saftirik bir tavır ile öptü, başına koydu.

“ Müdürüm nasılsın?”

Tam isabet! Bingo!

Bu ‘çakal’ biraz kafayı çalıştırdı ve bana nasıl hitap edeceğini çözdü. Doğru ya, Antalya’da müdürden çok ne var? Her taraf otel… Her taraf müdür…

 “  Teşekkür ederim… xxxxx Otellerinde devam işte…”

Tongaya basmak budur işte. Kaçırır mı kerata?

“ Müdürüm ben de sizin Kemer’deki otelinizdeydim..”

Daha hangisi diye sormadan hücuma geçti imansız..

“ Müdürüm gelinin balı topladı geçen gün…  Beş on kavanoz aldım, Annemlere götürüyorum. Gel bir iki kavanoz vereyim. Yengem şifa bulsun..”

Düşünmeme değil, nefes almama bile aman vermiyor kafir..

“ Gel gel Müdürüm… Şifa bu şifa..”

Üç kavanoz kucağımda… İnsan bir anda ambale oluyor. Ne yapacağını, ne diyeceğini şaşırıyor.

 Çok usta bu imansız, çok…

“ Yahu birader üç kavanoz çok fazla bana… Nedir borcumuz?”

“ Ayıp oluyor Müdürüm… Ne parası?”

Bak bak bak… Şu istemem yan cebime koy numarasına bak kitapsızın. Ama yemi yuttum bir kere. Oltanın ucunda saf saf sallanıyorum..

“ Olmaz. Ödeyeceğim…”

Olmadık laflar, bin türlü yeminler…

“ Vallahi almam”..

Çattık belaya.

Yürüyüp gidiyor arabasına. Bir de edalı ve mahcup, sormayın.

Çalıştırıyor arabasını… Basıp gidecek.

Bir hamle zorla arabasının camından içeri atıyorum 60 lirayı…

Kızıyor… Ama basıp gidiyor.

Bir ara kulağıma bir küfür çalınıyor sanki..

“ Hıyar! Üç kavanoz bala 60 TL veriyor….”

Dedim ya…

Güzel hazırlanmış bir tezgaha bayılırım.  Olabildiğince geç uyanmayı tercih ederim. Bunda da öyle oldu. Eve kadar üç kavanoz balı kimlere hediye edebileceğimi düşünerek geldim.

Allahtan tatmaya kadar uzatmadan uyandım işe…

Uyduruk bir TV kanalında 5 kavanoz bal ve yanında bir petek 100 TL reklamını görünce..

Bitti mi?

Durun, asıl komedi bundan sonrasında…

Aradan altı, yedi ay geçti.

Birkaç gün önce…

Sahne yine Manavgat… Yine 42 plakalı bir araba. Yine direksiyonda bir şebek… Yine el kol işaretleri… Yine kornalar… Yine 40, 50 metre ötede küt diye duruş.

Yine olanca saflığım üstümde.  Uyanamadım.

Eh bir de suratımda ' gelin beni kekleyin' etiketi..

Fırladı geldi yanıma. El öpme manevrası… ‘ Çıkartamadım’ demeye hazırlanıyorum..

“ Dayım ben xxxxxxxx servisindeydim ya… Senin arabana hep ben bakardım”

Dürzü, mesleğim ile ilgili çalışamamış, ama dert değil. Arabamdaki servis çıkartmasını okur okumaz kurgulamış senaryoyu.

Az biraz işkillendim. Bir de penaltı yaptı. Son zamanlarda en gıcık olduğum hitap ile seslendi bana. Puan kaybetti. Abi, deseydi şansı artardı.

Derken…

“ Dayım benim, gelinin bal topladı…..”

Ahhhaaa! Şimşek çaktı beynimde. Utanmaza, sözünü bile tamamlatmadım.

“ Ulan senin balını da… Nalını da… “

Çakal topukladı….

 

21 Eylül 2017 Perşembe

Boşa harcanmış bir ömür mü? Dopdolu bir hayat mı?

Sevgili Dostlar,

Benim için çok heyecan verici bir haber. Kitabım baskı için hazırlanıyor. Bu yıl sona ermeden sevgili dostlarıma sunmuş olurum.  

Bu kadar zamandır yazdığım yazıların içinden en keyifli, en anlamlı olanları seçtim. Güncelledim. Bu yazı o kitabın ilk yazısı olacak.

Sizlere mahcup olmamayı içtenlikle diliyorum.

Boşa harcanmış bir ömür mü? Dopdolu bir hayat mı?

Ey okur…

Özellikle de benim yaşıma (60) henüz gelmemiş okur…

Sözüm sana…

Bu yaşlarda, ‘ İşte yaşlandık ‘ sendromunu tetikleyen iki soru var. Ben şimdiden uyarayım da, bizim yaşlara geldiğinde şaşırma…

Boşa harcanmış bir ömürde çaresizce kürek mi çektim?

Dopdolu bir hayatta, hiçbir pişmanlık duymadan keyifle mi yaşadım?

Altmış yaşına gelince bu iki soru zamanlı zamansız...

Yerli yersiz…

Gelip, tüm beyin hücrelerinin kapısını çalıyor insanın.

Anılar köşesine…
Muhakeme köşesine…
Duygular köşesine…
Mantık köşesine..
Gelip tıklıyor…

İlk soruya cevabı akıl veriyor. İkincisine yürek.

O yüzden sen her ikisine de iyi bak ey okur.

Yüreğinin de aklının da değerini bil.

Bu yaşlara, ‘ Ohoooo! Daha asırlar var benim o dönemlerime’ diye bakarsan geçmiş olsun.

Senin cevabın şimdiden belli gibi… Yapma!

Toparlan. Değiş… Farklı bak… Farklı hisset…

Bu sorulara benim cevabım mı?

Geç onu bir kalem!

Neden bu cevabı hemen vereyim ki? Bu, amiyane tabirle kendi ayağıma sıkmak olur.

İşin tadı kaçar. Kitabın büyüsü bozulur. Harcadığım bin bir emeğe yazık olur. Sen de bu cevabı almış olursun.

“ E şimdi mesaj bu olduğuna göre, ne gerek var yahu okumaya” dersin. Yazar ve okur olarak kuracağımız uzun soluklu ve renkli dostluğun önünü kapatmış oluruz.

Kitabın ilerleyen sayfalarında benim cevaplarımı bulacaksın.

Ama bir parça ipucunu da esirgememek gerekir. Anlatayım o halde;

Yaradan bana, İstanbul’u, Antalya’sı, Bolu’su ve Ankara’sı olan bir Ülkede doğma ve yaşama şansını bahşetti.

Aklım, ruhum, kişiliğim ve bedenim, bu kentlerin havasından, suyundan, toprağından ödünç aldığım değerlerle ve maddelerle büyüdü, şekillendi.

Tam da bu nedenle, duygular yelpazemin tam ortasında İNSAN SEVGİSİ vardır benim. Daha doğrusu yaşayan her canlıya karşı koşulsuz bir sevgi.

Yine tam da bu nedenle insana hizmet etmeyi bir ibadet gibi gördüm hep.

Bu güne kadar, gözlerim insanların yüzünde hep gülümseme aradı. Asık ya da üzgün suratlar gardımı düşürdü. Ruhumu üşüttü. Yüreğimi sızlattı.

Elbette, tam da bu nedenle, sağ elim hep ileri doğru ve açık kaldı. Vermek için. Otururken, yürürken, hatta uyurken bile.

Küçük Dünyamın senaryosunda hep “Robin Hood” rolünü verdim kendime. Ama ben almak için gönüllü olanları seçtim ve onlardan aldıklarımı verdim.

Verdiklerim karşılığında sevgi ya da saygı bile beklemedim…

Ki bir beklenti ile verdiğim düşünülmesin diye…

Ve yine tam da bu nedenle bu mesleği seçtim.

Din, dil, ırk, inanç, cinsiyet ve cinsel tercih farkı gözetmeksizin herkese hizmet edebileceğim bir meslek istedim.

Turizmci oldum.

Yaradan’ın, diğer ülkelere göre açıkça torpil yaptığı böyle bir ülkede olunabilecek en iyi şeyi oldum yani. Bu havayı, bu suyu, bu güneşi, bu tarihi, bu doğayı yeryüzünün bütün güzel ve iyi insanları ile paylaşabileceğim bir mesleği seçtim.

Hem de aşk ile…

Dur durak bilmeden çalıştım. Ayakta kaldım. Uyumadığım geceler oldu.

Her müşteri deneyiminin sonunda, insanların ellerine, cüzdanlarına değil, gözlerine baktım. O gözlerde gördüğüm her mutluluk işaretine karşılık, vicdani bilançomda kar hanesine bir çentik attım.

Bu gün kendimden razıyım.

Oteller, sektördeki ilk zamanlarında emek verdiğim, eğittiğim, omuz omuza çalışmış olduğum yöneticilerle dolu. Onların teşekkürlerine ve içten selamlarına paha biçilemez.

Meslek hayatım boyunca güzel, keyifli, gülünesi anılar biriktirmeye gayret ettim.

Acı ve hüzün dolu olanlarını hemen unutmaya çalıştım.

Elinizdeki kitapta acı ve hüzün değil, keyif, mutluluk, kahkaha bulacaksınız.

Umarım kitabı bitirdiğinizde aklınızda ve yüreğinizde yaşama daha da sıkı ve keyifle sarılmak için birçok neden daha oluşmuş olacak.


Teşekkürler.

8 Ağustos 2017 Salı

Alanya, Avrupa’da eski günlerine döner!

Avrupa’da tekrar eski günleri yakalamak için en şanslı kentimiz hangisi diye sorarsanız, tereddütsüz, Alanya derim.

Birkaç minik dokunuş ve bir de cesaret isteyen esaslı bir atak ile Avrupa’yı sarsar.

Herkesin dikkatini çeker. Orta vadede de, Alanya sokakları, sahilleri, bundan birkaç yıl önceki canlılığı yakalar. Oteller, pansiyonlar, apartlar özledikleri Avrupalı konuğa kavuşur.

En başta antik zamandaki ismi ile bu durumu hak ediyor zaten…

Pamfilya…

Çok Kültürlü Ülke…

Çok Dilli Ülke…

Yüzlerce ırk asırlar boyu barış ve dayanışma içinde yaşamış.

Bu gün de aynı.

Doksan ülkeden on binlerce insan yaşıyor. Alanyalılar onları kendilerinden sayıyor.

Bu kentte tarif edilmesi zor bir enerji var. Toprağı, denizi, kumsalı, bağı bahçesi çok farklı... Bu kente gelip yerleşmek isteyen bir yabancı, birkaç günlük deneme/sınama sınavını geçtikten sonra bir kadim Alanyalıdan daha fazla Alanyalı olur.  Bakışı, konuşması, ruhu, şivesi, her şeyi değişir.

Bundan yıllar önce Alanya için bir analiz hazırlamıştım. Aynı gözlem sonuçları bu gün de devam ediyor. Aynı riskler… Aynı avantajlar… Aynı fırsatlar ve aynı tehlikeler…

Bu gün oturup hepsini gözden geçirme zamanı. Bu çalışmayı da kısa vadede yapmalı ve sonuçlara göre bir eylem planı hazırlamalı.

Şimdi sıkı durun. Baba bir önerim var. Aman kızmayın, benimkisi sadece sesli düşünme.

Ama radikal bir öneri…

Bunu yapmak cesaret ister.

Müthiş bir özgüven ister.

Her türlü önyargıdan azade olmanız gerekir.

Global düşünüp yerel hareket etme becerisini kazanmış olmanız gerekir.

Eğer, Alanya’nın Avrupa’da eski günlerine dönmesi sizin için önemliyse. Sokakların, plajların, apartların, lokantaların, barların, parkların cıvıl cıvıl dolmasını istiyorsanız.

Eğer, Alanya turizmi sizin için öncelikli ise.

Alanya’nın geleceğinin turizmde yattığına yürekten inanıyorsanız…

Önce Avrupa’da Alanya ile ilgili algıyı gözlemleyeceksiniz. Bu konuda objektif bir değerlendirme yapacaksınız. Ama bunu yaparken her türlü fanatizmden uzak duracaksınız.
Ne yazık ki manzara çok iç açıcı değil.

Avrupalı ile Türkler istemeden de olsa kültürel ve duygusal olarak koptu. Ülkemiz ve halkımız, ortalama bir Avrupalı gözünde hiç de hak etmediği bir imaja sürüklendi.

Siyaset, duyguları yendi.

Medya ve siyaset kurumu el birliği ile insanların arasına uçurum açtı.

Alanya da bu gelişmelerden payını aldı. Avrupalının tercih listesinde son sıralara düştü.

Şimdi, Alanya çok radikal, muhteşem bir adım atmalı. Avrupa’yı sarsacak bir adım. İyi planlanırsa Almanya başta olmak üzere, bütün Avrupa medyasında yer bulacak bir adım.

Ama, dediğim gibi adımın öncesi ve sonrasındaki süreçler oya gibi işlenmeli. Bu adımın olumlu sonuçları Avrupa kamuoyunun ortasına bir pr bombası gibi düşmeli.

Avrupa kökenli bir Belediye Başkanı

Alanya’ya Avrupalı bir Belediye Başkanı yakışmaz mı?

Bu kente tutkun on binlerce Avrupalı ve Rus arasından başarılı bir başkan çıkmaz mı? Bal gibi de çıkar. İçlerinde mühendisler, sosyal bilimciler, akademisyenler, hukukçular var.

Kaldı ki, Alanya’nın antik zamandaki adı da buna ilham veriyor.

Antik zamanda bu coğrafyada yüzlerce değişik kavim hak ve barış üzerine bir yaşamı paylaşmışlar. Savaşsız, kavgasız…

Yine olur.

Alanya köklerine döner.

Alanyalılar, bu radikal tercih için hazır mı?

Son birkaç yılın krizlerini yaşayan Alanyalılar bu fikre hazırdır.

Bu güzel kentin tekrar eski şaşaalı günlerine dönmesi için her türlü akılcı adımı atmanın duygusal ve mantıki alt yapısı hazırdır.

Bir engeli aşmak gerekir;

Bu ülkede Belediye başkanlığı bir kişisel ikbal vesilesi olarak görülüyor. Seçimlerden kazanarak çıkmanın manevi hazzı her şeyin önüne geçiyor.

Eğer Alanyalı siyasetçiler…

Alanya kanaat önderleri…

Alanya halkı..

Belediye başkanlığını sadece, ama sadece bu kentin bu gününü yönetmek ve yarınlarını planlamak için bir araç olarak görürse…

Bu iş olur…

Avrupa kökenli bir belediye başkanı, Batı’nın Alanya ile ilgili önyargılarını paramparça eder. Alanya’nın hoşgörüsü, kucaklayıcılığı tescillenir.  

Gündeme oturur.

Yerel siyaset ve ikbal beklentisi olanlar, bu barış ve sevgi kenti için bu fedakarlığı yapmalıdır. Alanya 2019’da Avrupa kökenli bir başkana emanet edilmelidir.

Örnek var mı?

Avrupa’da çok var.

Bir Türk kökenli siyasetçi Yeşiller Partisinin eş başkanı ve iktidar adayı.

Bir çok Avrupa ülkesinde Türk kökenli milletvekilleri var..

Bakanlar var…

Alanya neden bir ilki başarmasın?


Turizmciler bu işi taçlandırabilir. 

28 Temmuz 2017 Cuma

Sıradışı Otel Hayali

Önemli not: Sevgili Dostlar geçen bir kaç yazıda Otellerde yeni nesil insan kaynakları ile ilgili görüşlerimi paylaştım. Yakın zamanda elime aşağıdaki yazım geçti. Uzun yıllar önce yazmışım. Ama sanki otelcilik yavaş yavaş bu yazıda hayalini tasvir ettiğim yerlere gidiyor gibi. Bilgilerinize

Bir otel düşünün.
Resmi bir organizasyon şeması kullanmaz. Bir lideri yaratan, sadece yönetilenlerin saygısıdır. Otelin bir bölümünün yapısı mutlaka resmedilmek istendiğinde, bu daima kurşun kalemle yapılır ve olabildiğince çabuk silinir.
Birileri işe alınır ya da terfi ettirilirken, o birimde çalışan diğer insanlar, karar verilmeden önce, adaylarla görüşme ve onları değerlendirme fırsatına sahiptir. Görüşleri mutlaka belirleyici olur.

Esnek çalışma saatlerine sahiptir.

Bu saatlerin belirlenmesi ve kaydının tutulmasının sorumluluğu her çalışanın kendisine aittir. İnsanlar farklı hızda çalışırlar ve performansları gün içindeki saatlere bağlı olarak farklılık gösterir. Otel, her çalışanının arzu ve ihtiyaçlarına kendini uydurmak için elinden geleni yapar. Bu uygulamaya bir dizi bedenin biyolojik saatleri araştırmasından sonra karar verilmiştir.
Tüm çalışanlar, çalışma alanlarını hoşlarına gittiği gibi değiştirmek ve uyarlamakta özgürdür. Duvarları ya da ekipmanı boyamak, çiçekler koymak, çevredeki alanı süslemek onlara kalmıştır. Otelin bu konuda hiçbir kuralı yoktur ve olmasını da istemez. Etraftaki alanlar çalışanların beğeni ve arzularına göre değiştirilebilir. Örneğin makine dairesinin duvarlarına grafiti, teknik servis depolarının duvarlarına absürd resimler çizilebilir. Soğutma grubu, makyaj ile bir denizaltıya benzetilebilir.
Sendikalar, işçilerin kendilerini savunmalarının önemli bir aracıdır. Sıradışı Otelde, işçiler sendikalaşmakta özgürdür ve bağlantılı olanlara baskı yapılması kesinlikle yasaktır. Sendikalar ve Otel her zaman hemfikir değildir, hatta iyi geçinemezler, ama daima karşılıklı saygı ve diyalog olmasında iki taraf da kararlı bir çaba gösterir.
Buraya kadar okuduklarına tepkisi ‘ Ohooo, bu ne yahu? ‘ olan, Müslüman mahallesine salyangoz sokmamaya yeminli sınır bekçileri ve eski köye yeni adet gelmesine muhalif tutucular isterlerse okumayı bırakabilirler.

Otelin felsefesi katılma ve karışma üzerine inşa edilmiştir.

Çalışanların kabuğuna çekilmesi fikri kabul görmez. Görüşlerini belirtmesi, fırsatlar ve gelişmeler araması, düşündüklerini daima söylemesi istenir. Şirkette sıradan biri olarak kalmaları hoş görülmez. Görüşleri, kimse bir şey sormamış olsa bile, daima ilginç bulunur. Otel komiteleri ile ilişkiye geçip seçimlere katılmaları talep edilir. Komitelerin yaygınlaşması sevinçle karşılanır.
Otelde, astlara ve personele, yılda iki kez amirleri hakkında ne düşündüklerini ifade etmelerine olanak sağlayan anket formları verilir. Sadece formu doldururken değil, formdaki görüşlerin değerlendirilmesi aşamasında da çok açık ve dürüst olmaları beklenir. Değerlendirme aşamasından sonra, hiç kimse, kafasında soramadığı sorularla ayrılmaz.
Sıradışı Otelde, çalışanların temsil edilmeleri, her iş biriminin Otel Komitesi aracılığı ile güvence altına alınmıştır. Her çalışan tüzüğü okur, komiteye katılır ve onun, çıkarlarını etkin bir biçimde savunmasını sağlar. Bu çıkarlar çoğu kez Otelin çıkarları ile çakışmasa bile Otel bu çatışmayı sağlıklı ve gerekli görür.

Astlara baskı mı dediniz?

Sıradışı Oteldeki her pozisyon beraberinde hiyerarşik yetkiyi de taşır. Ama astlara baskı uygulamak, onların korku ve güvensizlik içinde çalışmalarına neden olacak yöntemler uygulamak, herhangi bir tipte saygısızlık içeren iletişim içinde olmak yetkinin kabul edilemez biçimde kullanılması olarak değerlendirilir.
En az üç yıldır Sıradışı Otelde çalışan ya da elli yaşına ulaşmış herkes özel korunma hakkına sahiptir. Ancak uzun bir onay dizisinden sonra işten çıkarılabilir. Bu Otelin bir işten çıkarmama politikasına sahip olduğu anlamına gelmez, ama çalışanların iş güvencesini arttırmada yardımcı olmaktadır.
Sıradışı Otel zaman zaman büyük değişikliklerin yaşandığı bir yerdir. Bunlardan kaygı duyulmaz. Otel bu değişimleri sağlıklı ve olumlu görür. Değişimler korku duymadan izlenir. Bunlar, Otelin karakteristik özellikleridir. Bir bakarsınız Genel Müdür masasını Lobby’e kurmuş, orada çalışmalarını sürdürüyor.
Konuklara yemek, servis, temizlik, karşılama ve uğurlama gibi hizmetler veren ve bu nedenle özel bir kıyafet giymeleri gerekenler dışında, kıyafet ve görünüm Sıradışı Otel için herhangi bir önem arzetmez. Bir kişinin kıyafet ve görünümü, işe alma ya da terfide bir etmen değildir. Herkes, neyi giymekten hoşlandığını ya da neyi giymesi gerektiğini bilir. Çalışanların sağduyusuna güvenilir.
Otelin kurumsal kimliğini temsil eden özel kıyafetler giymesi gerekli olan personelin üniformalarının biçimine, rengine ve tarzına Genel Müdür, Housekeeper ve Departman Müdürü değil, o kıyafetleri giyecek olanlar karar verir. Onların da sağduyusuna ve zevkine güvenilir.

Sıradışı Otelde herkes kendi özel yaşamına sahiptir.

Bir kişinin özel sorunları kutsal görülür. Çalışmaya engel olmadığı sürece, insanların işten çıktıktan sonra yaptıklarına karışmak bir hak olarak görülmez. İnsan kaynakları da ihtiyaç duyacakları her türlü yardım ve destek için hazırdır.
Sıradışı Otel, beklenmeyen durumlarla karşılaşan işçilerine borç para verir. Haliyle bir ev, bir araba satın almak ya da öngörülebilir harcamalar için borç vermek bu politikaya dahil değildir. Ancak,  Otel güç ve beklenmedik durumlarda bir parasal sorunla karşılaştıkları gün, çalışanlarının yanında olacağının bilinmesini ister.

İşyeri ile gurur duymak

Sıradışı Otel, sadece, gurur duyulabilecek bir yerde çalışmaya değer olduğuna inanır. Çalışanların, yaptıkları her şeyin ve her hizmetin, kaliteli olmasını sağlayarak konuklara sunmaları gerektiğinin bilincinde olduklarını kabul eder. En yüksek standartlara ulaşmamış bir hizmet veya ürünün konuklarla buluşmasına izin verilmez. Çalışanlar tamamı ile dürüst olmayan bir not ya da mektup yazmaz. Sıradışı Otelde, onur düzeyinin düşmesine izin verilmez.
Sıradışı Otel ve çalışanları, açıklık ve dürüstlükle iletişim kurmak için çabalarlar. Birlikte çalıştıkları insanların kendilerine söylediklerine inanmak durumundadırlar. Şüphede olduklarında bu şeffaflığı talep ederler.
İşgününün sonunda bir evlilik yıldönümü partisi, doğum günü kutlaması düzenlemek, davet edilmediği toplantılara paldır küldür dalmak, lakaplar kullanmak, bunların hepsi Sıradışı Otel kültürünün bir parçasıdır. Çalışanların çekingen olmaları, formalitelere takılıp kalmaları benimsenmez.
Sıradışı Otelde, öneriler için ödüllendirme politikası yoktur. Düşüncelerin açıkca söylenmesi istenir, tüm görüşler dikkate alınır. Buna karşın önerilerin ödüllendirilmesinin sağlıklı olduğuna inanılmaz.
Türkiye’de kadınlar, erkeklere kıyasla, daha az iş, terfi ve finans olanaklarına sahiptirler. Sıradışı Oteldeki kadınların ise bu ayrımcılığı azaltmanın yollarını arayan, kendileri tarafından yürütülen programları vardır. Onlar, Sıradışı Otel Kadınları olarak bilinir. Sıradışı Otel erkekleri de bu çabayı saygı ile karşılar, asla kendilerini tehdit altında hissetmezler, anlamaya çalışırlar.

Sıradışı Otel, yeri doldurulamayacak insanların olduğuna inanmaz.

Herkes yıllık tatilini kullanmalıdır. Bu, çalışanların sağlığı ve Otelin iyiliği açısından yaşamsal öneme sahiptir. Hiçbir gerekçe, tatil günlerini, ‘sonra ‘ kullanmak üzere geciktirmeyi haklı gösterecek derinliğe sahip değildir.
Babacanlık Sıradışı Otel terminolojisinde olmayan bir sözcüktür. Amaç büyük ve mutlu bir aile olmak değildir. Sıradışı Otel başarılı bir işyeri olmayı amaçlar. Çalışanların kişisel yaşamları değil, sadece işlerindeki performansları ile ilgilenir.
Sıradışı Otelde bütün yazışmalar tek bir sayfa ile sınırlıdır. Konunun en önemli mesajını yansıtan bir manşete sahiptir.
Sıradışı Otel bir doğal işyeridir. Bu da yol gösterici bir ilkedir. Üst yönetim için özel yemek salonları, gösterişli mobilyalar gibi egoyu besleyen ama bilançoya zarar veren uygulamalar rafa kalkmıştır. İnsanları, üretmek, satmak, faturalamak ve tahsil etmek gibi yaşamsal Otel görevlerinden uzaklaştıran gereksiz yan ödemeler, ayrıcalıklar, unvanlar kaldırılmıştır.

Sıradışı Otelde, çalışanların şimdilik 25%’i ücretlerini kendileri belirliyorlar.

İnsanlara istedikleri ücretleri ödemek iflasa gidişin kesin bir yolu olarak görülür. Ama sıradışı otel bunu yıllardır yapıyor ve bilanço hiç bu dönemdeki kadar mükemmel olmamıştır. Talep eden performansı ile bu talebin haklılığını kanıtlamak durumunda kalır. Başarısız olanlar, bir ay sonra, kendisini merak ve beklenti ile izleyen mesai arkadaşlarının bakışları altında ezilir.

Böyle bir Otel var mı?

Yok elbette. Ama böyle bir şirket var. Brezilya’lı SEMCO. Grubu babasından batma noktasında devralan Ricardo Semler, yukarıda sıraladığım yöntemleri uygulayarak, beş yıl sonra üretim, büyüme, karlılık gibi alanlarda SEMCO’yu, Brezilya Şirketler liginin zirvesine çıkardı.
Böyle bir İnternet Şirketi de var. Burada saydığım uygulamaları daha da marjinal bir seviyeye çekerek hayata geçirmiş. Çalışanlar mesainin tam orta yerinde ‘ben sıkıldım’ diyerek mayosunu çekip yüzme havuzuna gidebiliyor. Can yoldaşı hayvanını ofisine getirebiliyor. Bir arkadaşını alıp oyun salonunda bilardo, bilgisayar oyunu oynayabiliyor.

Bu şirket hangisi mi?

On yıl önce, Stanford Üniversitesinin öğrenci yurdunda, Larry Page ve Sergey Brinn tarafından kurulan ve bugün, 219 Milyar USD piyasa değeri ile ABD kurumsal süper liginde beşinci sıraya kurulan GOOGLE. Üniversite yurdundan Pfizer’i, General Motors’u geçen kurumsal yapıya giden yollar böylesi demokrasi ve tolerans taşları ile örülmüştür.
Not : Ricardo Semler, 1997 yılında, Demirbank’ın davetlisi olarak İstanbul’da bir konferans verdi ve Sıradışı İşyerini anlattı. Yukarıdaki yazıda, hem konferans notlarından hem de Semler’in MAVERİCK isimli kitabından yararlanılmıştır. Ben Sıradışı İşyerini, Sıradışı Otel’e dönüştürdüm.

Şimdi, buraya kadar gelme sabrını gösteren dostlar, bu yazıyı okumayı bırakıp, eski köylerinde, eski adetlerin envanteri ile meşgul olmaya devam edenlere ve Müslüman mahallesinin girişinde, gelen geçenin elindeki paketlerde salyangoz olup olmadığına bakanlara bir özet anlatabilirler. 

11 Temmuz 2017 Salı

Otellerde Askeri Hiyerarşi Bitiyor ( Son )

ÇDY- Çalışan Deneyimi Yönetimi

Kavram bana ait değil…

Bora Özkent’in Emsalsiz Müşteri Deneyimi kitabında gördüğüm MDY- Müşteri Deneyimi Yönetimi kavramından esinlendim.

Bizim için çalışan insanları doğru bir yere konumlandırmayı düşünürdüm hep. Bu nedenle,  insanların bizimle oldukları dönemi bir süreç olarak görmek gerekir.

Böyle düşünürseniz bu süreci doğru planlamak için bir adım atma fırsatını bulabiliriz.

Bu süreç, her iki taraf için de bir deneyimdir. Doğru başlaması, doğru sürmesi ve doğru sonlanması her iki tarafın yararına olacaktır. Tam da bu nedenle işletmeler bu deneyimi yönetmek için bir yapılanma oluşturmalı ve her adımı planlamalıdır.

Onların da çok yaygın networkleri var

Günümüz İnsan Kaynakları Dünyasında, çalışanların işletmeler hakkındaki referansı, işletmenin çalışanlar hakkındaki referansından daha etkili bir noktaya geldi.

Türkiye otel dolduğu için çalışanların işsiz kalmak gibi bir riski kalmadı. Tam tersine, işletmeler artık becerikli ve sadık çalışan bulmakta zorlanıyorlar.

Bu yıl Antalya ve Bodrum otelleri kat hizmetleri, steward, garson, komi, meydancı için adeta aşeriyorlar. Hepsi karaborsa. Onlar da bu gerçeğin farkındalar ve bu yıl çok akılcı bir hamle ile maaşlarına çok iyi bir zam aldılar.

O ağzına vurup lokması alınan ‘personel’ yok artık

Özellikle turizm sektörü çalışanlarının kendi aralarında kurdukları network otellerin adeta secde ettiği yorum sitelerinden kat be kat yaygın ve etkili.

Sosyal medyada ve forumlarda çok güçlü örgütlenmeleri var. Tıpkı misafirler gibi onlar da işletmelere puan veriyor ve hakkında yorumlar yapıyorlar.

Farkında değil misiniz, bir işletmede mutlu olmayan bir çalışan istifa edip kapıdan çıkmadan yeni işini bağlıyor bile. Siz de bu müthiş iletişim ve ilişki ağını hala çözemediğiniz için, daha önce de vurguladığım gibi, “ Yahu yan otel 100 TL fazla verdi, o da gitti” demekle yetiniyorsunuz. Aslında kendinizi kandırıyorsunuz.

Bu gidişlerin arka planına bakmaktan ısrarla kaçınıyorsunuz. Oysa objektif bir yaklaşım ile sorunun çözümü için gereken bütün verileri göreceksiniz.

İdeal olan nedir?

İdeal olan, yok denilecek kadar düşük bir turnover olmasıdır. Sadık çalışanlar sadık misafir oranını yükseltir. Bir sonraki tatilinde, kendisine her zaman büyük bir saygı ile hizmet eden bir çalışanı gören konuğun işletmeye olan güveni artacaktır. 

Çalışan sadakatinin tamamen cüzdan ile ilgili olduğunu düşünmeyin. Para, sadakat kriterlerinin arasında muhtemelen en alt sıralarda yer bulabilir. Yeter ki çalışanlarınıza yaşam standartlarını koruyabileceği ve sektör ortalamasının biraz üzerinde bir ücret verin.

Bu noktada şunu öneriyorum. Misafir sadakatini kazanmak için ne yapıyor, ne düşünüyorsanız, aynısını çalışanlarınız için de yapın ve düşünün.

Misafir ile temas noktalarında hangi iyileştirmeleri uyguluyor iseniz, çalışanlarınızın işletme ile her temas noktasını bir sosyal tatmin fırsatına dönüştürün.

Çok zor değil. İş süreçlerine eğlence ve mutluluk katarak başlayabilirsiniz. Bakın burada kaşlarınız kalkıyor ise, bırakın bu yazının devamını okumayın. İddia ve inat ediyorum, bu berbat gibi görünen mesleğin her aşamasına eğlence ve mutluluk katabilirsiniz.

Bir şeyler yapın ve insanlar sizin için bu işleri yaparken keyifle şarkılar söylesin. Birbirlerine tatlı tatlı laf atsınlar. Tıpkı Rizeli genç kadınların çay toplarken maniler okuması gibi. Tıpkı Egeli kadınların bahçelerde çalışırken o tatlı şiveleri ile söyleşmesi gibi…

Onlara sunduğunuz yemekleri iyileştirebilirsiniz.

Kabul, işletmelerin stratejik rehberi bütçelerdir ve her ürün ve hizmet, önceden hesaplanan azami maliyet ölçülerine göre hazırlanmalıdır.  Ama çalışanlarınızın yedikleri ve içtikleri ile ilgili olarak İstanbul Borsasının hesap kitap kurtları misali düşünmeyiverin. Ne kaybedersiniz?

Bir barınma faciası- Lojmanlar

Şu lojman faciasına bir son verin. Nasıl ‘Yaman Bir Çelişki’ olduğunu görün artık.

Bir kat görevlisi son derece modern, ferah, klimalı, muhteşem bir uyku deneyimi sağlayan yatakları olan bir odayı temizliyor. Sonra gidip o lojman dediğiniz devasa konserve kutularının tıklım tıkış odalarında 4-5 kişi aynı odada kalıyor. Çoğunda sıcak su yok. Eğlence hak getire. Odalarda klima olmayan lojmanlar var. Şimdi, ‘ Ne kadar köfte, o kadar ekmek’ demenin tam sırası değil mi? Lojmanlarınızı çalışanlarınızın kendilerini özel insanlar gibi hissedecekleri bir kalite seviyesine yükseltin. Çok yüksek maliyetler olmaz. Ama bu yükseltmenin size geri dönüşü muhteşem olur.

Otel 21 yüzyıl, çalışanın ev hayatı 19 yüzyıl

Çalıştığı otelde konukların ultra modern yaşamlarını gören bir çalışan mahallesine gittiğinde geçen yüzyıla ait manzarada ne hisseder acaba? Sorulması ve objektif olarak yanıtlanması gereken temel soru budur.

Neler hisseder?
Sayalım…
Değersizlik
Aşağılanma
Hayattan kopukluk
İsyan
Çaresizlik

Bu ruh hali ile çalışan insandan ne hassasiyet bekleyebilirsiniz… Ne işinde titizlik… Ne bir aidiyet duygusu…

Çalışan Deneyimi Yönetimini iyi planlayın, yoksa…

Daha önce de vurguladım. İnsanlar size kölelik anlaşması ile değil, etik ve eşit bir işbirliği iradesi ile geliyorlar. Onlara artık Protestan İş Ahlakının çağ dışı gözlükleri ile bakmayın.

Evet doğru tanımlama bu. Onlar, son derece özgür bir rekabet ortamında rakiplerinizi değil, sizi tercih ediyor. Bunu tam bir işbirliği iradesi ile yapıyorlar. Onların bu iradesini temel alın ve bu tercihlerinden ötürü ödüllendirin. Teşekkür edin. Her fırsatta onurlandırın.

Dedim ya!

Her bir çalışanın sizinle mutlu ve başarılı bir işbirliği içinde olabilmesi için onlara bu şansı verin. 

Her aşamayı planlayın. Onların duygularına hitap edin.

Siz kazanırsınız…


Başarılar