12 Şubat 2020 Çarşamba

Markanıza Müşteriler Değil, Fanlar kazanın


Bu ülkede…

Pazarlama kadar yanlış anlaşılan bir kavram daha yoktur.

Pazarlama kadar, sırtına hiç alakası olmayan anlamlar yüklenmiş bir kavram daha yoktur.

Pazarlama kadar, alakasız misyonlara bulanmış bir kavram daha yoktur.

Pazarlama kadar, bu işle hiç alakası olmayanlar tarafından sahiplenilmiş bir kavram daha yoktur.

Pazarlama kadar, çapsız ve başarısız iş kartlarına yazılmış ve orada adeta işkence çeken bir kavram daha yoktur.

Bu curcunaya bir son verme zamanı çoktan geldi. Pazarlama gibi önemli bir kavramı beceriksiz ağızlarda sakız olmaktan kurtarmak gerekiyor.

Önemli, basit, değerli ve işlevsel

Hepsi de bir tanımlama olabilecek birkaç cümle ile ifade edelim..

Pazarlama, insanların beklentilerini karşılamaktır.

İnsanlar bir servise, bir ürüne, bir mesaja ihtiyaç duymaktadır, ama bunun adını koyamamaktadır. Tam olarak tanımlayamamaktadır.

Pazarlama, onlar adına bu tanımlamayı yapar. O servisi, o ürünü, o mesajı tasarlar ve sunar

İnsanlar kendilerini benzer düşüncelere sahip oldukları başkaları arasında hissetmek ister. Bundan güven, mutluluk ve sosyal tatmin duygusu çıkarırlar.

Pazarlama, onları, benzer düşüncelere sahip oldukları insanlarla buluşturur. Onların mutlu olmalarına güven duymalarına sosyal tatmin hissi yaşamalarına yardımcı olur.

İnsanlar, kendilerini güçlü hissetmek isterler.

Pazarlama, onlara, kendilerini güçlü hissettirecek bir ürün ve buna bağlı bir hikaye sunar.

Buna en canlı örnek bir Harley Davidson marka motosiklet sahibi olmaktır. Buna sahip olan bir insan, iş ya da sosyal hayatında sakin, ortalama, fazla dikkat çekmeyen birisi olabilir. Ama Harley’e kurulup, kontağı çalıştırdığı andan itibaren dönüşür. Bambaşka birisi olur. Kendisini çok güçlü, baskın ve etkili hissetmeye başlar.

İnsanlar, kendilerini, sokaktaki sıradan, orta gelirli, renksiz insan kalabalığından ayırmak ve bunu da bir mesaj olarak o kitlelere iletmek ister.

Bir BMW cip onlara bu fırsatı verir. Bu araca atlayan ve caddelerde sıradan otomobillerin arasında süren birisi, hem o araçları kullananlara, hem de kaldırımdakilere “ Hey, buraya bakın. Ben sizden birisi değilim.” mesajı verir.

Bu misyonu yerine getiren bir çok ürün ve hizmet örneği verilebilir..

Herkesin kullanamayacağı lüks bir telefon..

Herkesin satın alamayacağı bir tatil..

Herkesin giyemeyeceği bir marka elbise…

Bunların hepsi bir hikaye ve mesaj verir. Bu markalar etrafında müşteri değil, bir fan kitlesi ortaya çıkar. Fanlar benzer bir ‘kabileden’ olmanın güvenini ve gururunu yaşarlar.

Tam tersi de vardır- Sadelik, sıradanlık ‘ kabilesi’

Orta ya da orta alt segmentten arabalar…

Orta ya da orta alt segmentten elbise markaları..

Orta ya da orta alt segmentten tatil köyleri..

Herkese ait lokantalar… Kafeler… Barlar… Kahvehaneler..

Bunları kullananlar.. Bu mekanlara takılanlar… Bu elbiseleri giyenler.. Bu araçlara sahip olanlar… Hepsi benzer özelliklere, benzer beklentilere, benzer kaygılara sahiptir.

Onlar da, bu beklentiler, bu kaygılar ve bu özelliklerle farklı bir ‘ kabile ‘ oluşturur.

Bu noktada, neden ‘ kabile’ kavramını kullandığımızı açıklayalım.

Bir kabileye ait olma duygusu belki de yüzbinlerce yıl önceden kişiliğimize kodlanmış bir şifredir. 

Temel kaynağı güvende olma ihtiyacıdır. 

İlerideki bölümlerde kabile ve aidiyet kavramlarını farklı örneklerle açacağız.

Kısa bir özetle;

Pazarlama, insanı anlama ve ona kendisini anladığını anlatma sanatıdır.

Gelelim kalıcı, sadık müşteriler edinme meselesine

Klasik sadakat uygulamalarını unutun. Puan biriktirmeyi unutun.

Ya da, abartmayayım, ama sadakat için sürekli olarak tavizler vermeyi unutun.

Markanıza sadık fanlar ister misiniz? Markanızın etrafında halkalanmış sadık müşterilerden oluşan bir fan kitlesi yaratmak ister misiniz?

Sizi David Meeerman Scott tarafından kaleme alınan Fanocracy çalışması ile tanıştırayım.

David bu konuda yazdığı kitapta, kabile tarzı kimlik tanımlaması ve sadık fan topluluklarının ardındaki nörobilimi açıklıyor. Aynı çalışmada sosyal medyayı kullanarak fanlar yaratmanın üç anahtarını veriyor.

Pazarlama ve PR’ın Yeni Kuralları

İnsanlar internette pazarlama hakkında konuşurken akıllarına ilk gelen yöntem reklam vermekti. David hemen fark etti ki, konu reklam ile değil, içerik üretmekle ilgili idi.

David 2007’de yazdığı ve müthiş bir satış başarısı yakalayan Pazarlama ve PR’ın Yeni Kuralları kitabında bu konuyu anlattı. Bu kitap, Inbound Marketing, Content Marketing ve Sosyal Medya Marketing olarak bilinen konseptleri açıklayan ilk kaynak oldu.

David şimdi Online Pazarlama Dünyasındaki yeni değişikliği derinden hissediyor. Şimdi tekrar insani dokunuşa geri dönüyoruz.

Vardığımız yeni aşamada fanlarla ve sadık müşterilerle samimi bağlantı konumuna geçiyoruz. 

Artık tek taraflı ve suni bağlantıları ya da bu yöndeki iletişimi unutun.

Sosyal medya pazarlamasının ilk dönemlerinde, mesele büyük ölçüde, takipçilerden oluşan kuru kalabalık ile ilgili idi.

Sosyal medya yöneticileri de bir nevi topluluk müdürleri sayılabilirdi. Algoritma ya da ölçek gibi kavramlar revaçta değildi. Bağlı kalmak herşey idi. Bu gün birçok insan artık sosyal medyanın yanlış kullanımından bıkmış durumda.

Sizleri uyarmam gereken bir nokta var.

Bu gün online Dünyada bir çok firma hızla karanlığa gömülüyor.  Onlar pazarlamanın karanlık, kurnaz ve hileli tarafına yönelmiş durumdalar.

Milyonlarca insan bir türlü kurtulamadığı email listelerine dahil edilmiş durumda.

Bu kurnaz şirketler insanlara Linkedin veya instagramdan ulaşıp hemen bir şeyler satmak için çabalıyorlar.  Hatta sosyal ağla bile algoritmalarını tamamen kar odaklı olarak optimize etmiş haldeler. Dağıtım ve bağlantı çoktan unutuldu.

Herkesin dikkat etmesi gereken bir süreç başladı. İnsandan insana bağlantı geliyor. Tek taraflı olmayan bir iletişim temelinde, karşılıklı olumlu etkileşimi ön planda tutan sağlıklı bir süreç hızla gelişiyor.

İşte size yeni bir pazarlama kavramı – Fanokrasi

David Scott Meerman ve kızı Reiko’nun bazı hayranlıklar noktasında paylaştıklarıo bir sevgi var. David canlı müzik tutkunu. 15 yaşından bu yana 790 konsere gitmiş. Bunların arasından 75 tanesi Grateful Dead konserleri.

Kızı Reiko ise bir Harry Potter fanı. Bütün kitaplarını okumuş ve bütün filmlerini izlemiş. Orlando’daki Harry Potter Sihirbazlık Dünyası’na defalarca gitmiş. Londra’da sinema turuna da..

David ve Reiko’nun hemfikir oldukları bir husus var. Grateful Dead ve Harry Pottar onlar için inanılmaz ölçüde önemli.

Bu hayranlıklarını paylaştıkları insanlar ise, her ikisinin de en iyi arkadaşları.

Emin oldukları bir husus var. Bu insani bağlantılar kişisel hayatlarını da çok olumlu yönde etkiliyor. Buradan yola çıkarak birlikte çalışmaya ve bu konsepti keşfetmeye karar verdiler.

Ortaya Fanokrasi isimli kitap çıktı.

David ve Reiko’nun kim oldukları sorusuna gelince; David orta yaşlı bir beyaz erkek ve Grateful Dead hayranı. Reiko ise bir melez bir Y kuşağı kadını. Harry Potter hayranı. Tıp Fakültesinde okuyor ve bir nörobilim uzmanı olmaya hazırlanıyor.

Bir gün bir keşif yapmaya çıktılar. İnsanların ortak beğenileri ve hayranlıklarının bütün iş alanlarına uyarlanma olasılığını araştırmaya başladılar.

Büyük bir örnek gördüler. Hagerty Sigorta. Şirket otomobil sigortası satıyordu. İşin aslına bakarsanız, otomobil sigortası insanların pek konuşmak istemedikleri ve satın almak için de can atmadıkları bir üründür. Dahası hiç kimse de pek kullanmak istemez.

Nihayetinde ‘ evet ‘ cevabını buldular. Birçok sektörden örneklere eriştiler. Bu organizasyonlar gerçek anlamda güçlü fanlar kazanmışlardı. Bu fanlar markalarını klasik rün ve hizmet satışından kat be kat daha fazla destekliyorlardı.

Bakın şu çılgın sigorta şirketine

Bakın bu anlatacağım sigorta şirketinin başarısını radarınıza alın. Dünyanın en rekabetçi sektörü olan bir alanda rakipleriniğn arasından nasıl sıyrılmış, bence bir analiz edin.

Hagerty Sigorta CEO’su McKeel Hagerty işini kurmak için binlerce sigorta şirketi ile rekabet etmek zorunda olduğunu biliyordu.

Onların arasından sıyrılmanın da çok zor olacağının farkındaydı. Düşük primlerle rekabet eden binlerce sigorta şirketinin arasında kaybolmak istemedi.

Tonlarca para dökerek, TV reklamlarında işin timsahları ve ustaları ile boğuşmaya da niyeti yoktu. McKeel bunun yerine fanlar kazanma yolunu seçti.

Hagerty Sigorta, özel alan olarak sadece klasik arabalar segmentini seçti. İkinci adım olarak klasik araba organizasyonlarına katılmak üzere bir takım kurdu.

Bu etkinliklerde bir stand açtılar ve klasik araba fanlarına eğitim seminerleri vermeye başladılar. Şimdi ekibin 1 milyon abonesi olan bir Youtube kanalı var.

Buna ek olarak bir de Sürücüler Kulübü kurdular. Bu Kulübün de 650 bin üyesi var. İki ayda bir dergi çıkartıyorlar. Milyonlarca fana ulaştılar.

Fan kitlesi herşeydir.

Şimdi onlar, 2020 itibarıyla, Dünyanın en büyük klasik araba sigortası şirketi. Bu yıl, 200 bin yeni müşteri kazanmayı planlıyorlar.

Bu alana yöneldikleri günden bu yana her yıl çift rakamlı büyüme sağladılar.

Hagerty Sigorta herkesin uzak durduğu bir sektörde dev bir fan kitlesi yakalayarak başarıya ulaşan en büyük örnek.  İşin sırrı yaptıkları iş için fan kitlesi yaratmak.

David’i şaşırtan bir başka örnek ise bir Devlet ajansı. Bu resmi ajansı Instagramda 54 milyon kişi takip ediyor. Dünyada ise on milyondan fazla fanı var.

Dünyanın herhangi bir kentinde caddelerde yürürken, bu Devlet ajansının logosunu taşıyan bir Tşört ile birisini görmeniz mümkündür.

David ve eşi bir gün Şeyşel Adalarına tatile gittiler. Madagaskar’ın Kuzeyinde, Hint Okyanusunda bir adalar grubu olan Şeyşeller tam bir huzur coğrafyasıdır. Bir gün sokakta yürürken karşılarına bir genç çıktı.

Bilin bakalım üzerinde ne vardı?

NASA logolu bir Tşört. Milyonlarca fanı olan bir ABD ajansının logosu..

Fanların önemi nereden kaynaklanıyor?

Fan kavramını biraz açalım. Fanlar sizin her yaptığınızı beğenen ve her durumda sizin müşteriniz olmayı sürdürmeye kararlı olan insanlar topluluğudur.

Sizi beğendiklerini de başkaları ile paylaşmayı severler. O Tşörtü giyerler, o stickerı bilgisayarlarına yapıştırırlar ve hatta markanızı tattoo bile yaptırırlar.

Spartan Race kurucusu Joe De Sena Fanokrasi için bir destek notu yazdı. Spartan müşterileri sıradan değildir. Onların kalbi Spartan için atar.  Kendilerini Spartanlar olarak isimlendirmekten çok hoşlanırlar.

Spartan dövmesi yaptırırlar ve deneyimlerini aileleri ve arkadaşları ile paylaşmayı severler. Spartanlar her yıl yüzbinlerce yeni fanlar kazandırmayı da başarırlar.

Fan gruplarına sahip olmanız, işinizin sürdürülebilir olmasının garantisidir. Eğer güçlü ve tutkulu fan gruplarına sahipseniz, bir yerlerden iş bulmak ve yeni müşteriler kazanmak için endişeli olmanıza gerek kalmaz. Fanların desteği size iş alanları sağlar.

Fanokraside fanlar edinmek için önerilerimiz var. Bunlar özellikle sosyal medya Dünyasına uygulanabilir niteliktedir.

Yarattığınız markayı özgür bırakın

Bir kez ürününüzü, servisinizi, düşüncenizi ya da sanatınızı pazara sürdükten sonra o artık size ait değildir. Bırakın artık o fanlarınız tarafından sahiplenilsin.

Reiko bunun hakkında bir şeyler yazdı, zira o her türden spekülatif kurgunun büyük bir hayranı. Beğendiği yazarların büyük bir bölümü hayranlarından olumlu ya da olumsuz görüşler aldıklarında, bunu büyük bir memnuniyetle karşılıyorlar.

Aynı şey her sektörden şirketler için de geçerlidir.

Bırakın fanlarınız şirketiniz hakkında konuşsun. İstediklerini yazsın ve çevreleri ile paylaşsın. Sakın aralarındaki iletişime karışmayın.

Bu hataya düşen bir organizasyon var. Fanlarının mesajlarını kontrol etmeye çalışan Adobe. Reiko Adobe Photoshop’a büyük bir hayranlık duyuyor.

İnsanların Photoshop kullanarak çok etkili tasarımlar yaptığı online forumları, chat odalarını, blogları ve Youtube kanallarını dikkatle takip ediyor. Bir gün bir siteye rastladı.

İnsanlar Adobe ile dalga geçiyorlardı. Zira Adobe insanların fotoğraflar hakkında konuşmalarına müdahele ediyordu. “ Bir şeyi fotoşopladığınızı söyleyemezsiniz, bunun yerine Adobe software kullanarak bir şeyleri değiştirdiğinizi söylemelisiniz”.

Adobe’dekilerin hepsinin iyi niyetli sosyal pazarlama insanları oldukları ortada. Ama hukukçular da çok güçlü ve tavizsiz insanlardır. Hukukçular ile karşı karşıya kalındığında, insanlar şirketleri değil, hukukçuları dinlerler.

Reiko tam burada en doğru teşhisi koydu. Somut bir teşhis yaptı. “ Adobe’nin söylediği herşey bize bir emir gibi geliyor. Adeta bize ne söylememiz gerektiğini talimat olarak veriyorlar. Ama bizim yaptığımız herşey de fanların doğal tarzları gibi duruyor.”

Bir kavram üretin, bütün Dünya sahiplensin

David M Scott “ newsjacking” kavramını türetti. Anlamı, bir son dakika haberinin hikayesine kendi düşüncelerinizi enjekte etme sanatı.

Eğer, bir son dakika haberi çerçevesinde, bir blog post ya da bir Youtube videosu oluşturursanız ve bu sizin uzmanlık alanınıza giren bir konu ise, büyük olasılıkla çok ilgi çekersiniz. Ama doğru zamanda yayınlamanız da şarttır.

Tahminen, medya sizden alıntı yapacak ve hatta epeyce satış fırsatı da bulacaksınız.

Herkes David’e newsjacking kavramını tescil ettirmesini tavsiye etti. Ama o bu kavramın serbestçe yayılmasını tercih etti.

Evet, URL onun. Evet, Newsjacking başlığı ile bir kitap yazdı. Sahneye çıkıp bu kavram üzerine konuşmalar yapıyor. Bu başlık ile bloglar yazıyor.

Ama o bütün bunlara rağmen bu kavramı sahiplenmek için çabalamadı.

İnsanlar David’e hata yaptığını söylediler. Ama şimdi birçok insan newsjacking hakkında konuşuyor ya da yazılar yazıyor.

Birçok insan bu kavram hakkında kitaplar yazdı. Oxford İngilizce Sözlüğü newsjacking kavramını 2017 yılının en değerli kelimelerinden birisi olarak duyurdu.

David’i kutlayan bir mesaj yayınlamayı da ihmal etmediler. Eğer David bu kavramı sahiplenmiş olsaydı, bunların hiçbirisi gerçekleşmeyecekti. İnsanlar bu kavram ile ilgili olarakm ne blog yazacaklar, ne de konuşacaklardı.

Robot süpürge süren kediler

Bir başka örneğimiz Roomba’dan. İ-Robot Roomba vakumlu süpürgeler üretiyor.

Birçok insan Youtube’da keidleri ve köpekleri bir Roomba süpürgesini sürerken gösteren videolar yayınladı. Milyonlarca insan da bunları izledi.

i-Robot bunlara tepki verebilirdi. Hatta bu videolarda cihazın kullanımı ile alay edildiğini iddia ederek yayından kaldırılmasını isteyebilirdi.

Ama bunu yapmadılar. Fanlarının Roomba’yı tuhaf bir şekilde kullanmalarına çok memnun oldular. Bu paylaşımlara teşekkür ettiler.

Kuşkusuz avukatların her zaman yanlış olduklarını söyleyemeyiz.

Bir şeyi tescillemek için onun bir anlam ifade etmesi gerekir. Ürün ya da hizmetinizi de satmalısınız. Ama yarattığınız bir şeyi Dünya ile paylaştığınızda bu artık sizin olmaktan çıkar. O paylaştığınız her ne ise, artık tamamen fanlarınıza aittir.

Beklenenden daha fazlasını sunun

Bu önermenin ilham kaynağı, David’in hayranı olduğu Grateful Dead.  Onlar, hayranlarının konserlerde müziklerini kaydetmelerine izin veren ilk grup.

Başka grupların konserlerinie gittiğinizde biletlere dikkatli bakın. “ Kayıt yasaktır” ibaresini görürsünüz. Ama Grateful Dead konserlerinde kayıt alınmasına çok sıcak bakıyor. “ Neden olmasın?” diyor. Dahası da var. Grup, kayıt yapmak isteyen fanlarına sahnenin önündeki en güzel yerleri veriyor. Onlar da böylece en güzel kaydı yapabiliyorlar.

Bir koşulları var. Grateful Dead, kayıt yapan fanlarından bunları satmamalarını rica ediyor.

Değiş tokuş yapmak, hediye etmek, koleksiyon yapmak serbest. Satmak yasak.

Bu jest, nihayetinde, aralarında kayıtları serbestçe paylaşan devasa bir Grateful Dead fanları ağı oluşmasını sağladı.

Bir nevi serbest içerik paylaşımı olan bu sistem ortaya çıktığında, Mark Zuckerberg daha doğmamıştı bile. Bu anlamda bu network bir ilktir.

Bu devasa sosyal medya dünyasında herkes dikkat çekmek ve içeriğini paylaşmak istiyor. Ama hemen hemen herkes içeriğin girişine, insanlara baskı yapan bir sayfa koyuyor. “İletişim bilgilerinizi verir misiniz?” Böyle nazikçe sormaktan daha da ötesi, zorluyorlar.

David bu zorlamaya karşı çıkıyor.

Bırakın üretmiş olduğunuz içerik sizin olmaktan çıksın. Bu özgür bıraktığınız içerik bir süre sonra size geniş bir fan kitlesi yaratmış olarak geri döner.

Beklentiniz atıl bir email listesi mi? Bağlı bir fan kitlesi mi?

Üretmiş olduğunuz içeriğin kitleler için çok önemli olduğuna inanıyorsanız, elbette bir baskılama sayfası açıp insanları email adreslerini bırakmaya zorlamak mümkün. 

Ama ne amaçlıyorsunuz? Ne zaman ve nasıl kullanacağınızı fazlaca bilmediğiniz bir email listesi oluşturmak mı, fanlar ağı elde etmek mi? Önemli olan sizi seven ve bağlı bir fan kitlesi elde etmekse, bırakın yarattığınız içerik özgürce elden ele dolaşsın.

Email listesi elde etmenize tamamen karşı çıkmayalım. Bir orta yol var. İçeriğinizi üretin ve serbest olarak yayınlayın.

Ama araya bir sürpriz jest sıkıştırın. Bunu elde etmek isteyenlerin email adreslerini bırakmalarını isteyebilirsiniz. “ Eğer bizden devamlı olarak bu tür yararlı içerikler almak isterseniz, lütfen sizi iletişim ağımıza eklememize izin verin”.

Böylece hem içeriğinize ulaşan fanlarınız olur, hem de bir email listesi elde etmiş olursunuz.

Her içeriği serbest bırakın. Daha sonra bu serbest içerik içine bir jest yerleştirin. Bu jesti elde etmek için email adresi talep edebilirsiniz.

Ama işin kurnazlığına kaçmayın. Önerdiğiniz jestin ve bununla ilgili içeriğin çok değerli olmasına dikkat edin. İnsanlar o zamana kadar sunduğunuz serbest içerik sayesinde sizin fanınız oldular. 

Dolayısı ile sunduğunuz bu yeni içeriğe gitmek için size email adreslerini sevinerek bırakacaklardır. Bunun anlamı, size güven duymakta olmalarıdır.

Bu insanlar kısa sürede sizin sıcak takipçiniz olacaklardır. Zaman içinde sizin epeyce içeriğinize erişmiş ve değerlendirmişlerdir.  Ama size email adreslerini verdiklerinde sizin soğuk takipçiniz olacaklardır. Email adreslerini vermelerinin nedeni sizin dönemsel raporlarınızı elde etmektir. Bu ise çok sıcak olmayan bir ilişkidir.

Bilgilerinizi kıskanmayın, saklamayın, tohum gibi ekin

David, 10 yıl kadar önce Sosyal Medya Analizi isimli platforma girdiğinde, birçok danışman ve bloggerın bilgilerinin tamamını paylaşmadıklarını gördü.

Bir de sosyal medya platformlarını şikayet ediyorlardı. David bildiği herşeyi paylaşmayı tercih etti. ‘ Nasıl yapmalı?’ başlığı ile açtığı blogda bütün bilgisini aktarmaya çalıştı. İşte bu başta anlatmaya çalıştığımız ‘ Beklenenden fazlasını sunun’ eylemidir.

Küçük ölçekli danışmanlar için durum biraz farklıdır. Beklenenden fazlasını verin, düşüncesinin temelinde, sizin müşteriniz olmak isteyen fan grupları kazanmak arzusu vardır. Ücretsiz bir webinar bir örnek olabilir.

Danışmanlar fikir ve bilgi satarlar. Bu nedenle serbest dağıtıma sokacakları içerik ya da bilgi konusunda biraz hassas olmak hakları vardır.

Çalışma zamanlarının küçük bir bölümünü buna ayırmalarında bir sakınca yoktur. Ama satacakları ürün ve hizmeti bundan ayrı tutmaları gerekir. Danışmanlıklarını ücretsiz vermeleri çok sağlıklı olmayacaktır.

Alışılandan daha çok yakınlaşın

David ve Reiko, Fanokrasi çalışmalarını yaparken bazı çok meşhur nörobilim uzmanına danıştılar. Bir şeyin fanı olduğumuzda beyinde neler oluyor?

Çok eskiden gelen bir kodlamamız ortaya çıktı.

Bütün insanlar, mağara adamı zamanından bu yana, etraflarındaki insanların bizden mi, düşman mı olduklarını merak etmişlerdir. Bu merak o zamanlardan bu güne hiç eksilmeyen bir heyecan ile sürmektedir.

David bir Grateful Dead konserine gittiğinde, Reiko bir Harry Potter etkinliğine katıldığında, ya da insanlar Sosyal Medya Pazarlaması Dünyasına girdiklerinde, hepsi kendi kabileleri içindedir. Herkes benzer düşüncelere sahip olan insanların arasındadır.

Herkes böyle insanların arasında olduğunda rahat hisseder.

Sosyal Medya Pazarlama Dünyasında bir odaya girdiğinizde, etrafınızdaki insanların hepsi tanıdıktır. Bir araya gelmemiş olsanız bile bir tanışlık vardır.

Bu, bir Grateful Dead konserinde de aynıdır.

Bu konserde, çevrenizdeki herhangi birisine dönün. Hepsi benzer düşüncelere sahip insanlardır. Bir konuşma başlatabilir, hatta sıcak bir kişisel iletişim kurabilirsiniz.

Bir de tanımadığınız insanlarla dolu bir asansöre bindiğinizi düşünün. Ya da bir metro vagonundasınız. Açıktır ki, siz bu ‘ kabileye’ ait değilsiniz. Biraz gerginlik yaşarsınız. Beyniniz dövüş ya da kaç moduna kilitlenmiştir.

Kimleri kolayca kabulleniriz, kimleri reddederiz?

Nörobilimci Edward T Hall insanlar arası yakınlık seviyeleri ile ilgili bir ölçümleme yaptı. Kamusal alan 6 metre olarak tanımlandı. 6 metre ile 1.2 metre arası sosyal alan olarak belirlendi. 1.2 metreden daha yakını ise kişisel alan olarak kabul edildi.

Beynimiz, 6 metre ve daha uzaktaki insanları çok uzakta kabul eder ve pek dikkate almaz. Ama insanlar 6 metre ile 1.2 metre arasındaki alana girdiklerinde artık bizim sosyal alanımıza girmişlerdir. Beynimiz onları dikkate almaya başlar.

1.2 metreden daha yakını, bizim kişisel alanımızdır. Bu alan kokteyl partisi uzaklığıdır. Bizim kabilemizden olduğunu duyumsadığımız insanlara daha çok yaklaştıkça daha güçlü ve olumlu duygusal tepkiler vermeye başlarız. Bir de tersi durumlar vardır. Bizim kabilemizden olmadıklarını duyumsadığımız insanlar ile yaklaştıkça daha gergin oluruz.

İşiniz insanları fiziksel olarak bir araya getirebilir mi?

Bir Sosyal Medya Pazarlama Dünyası gibi bir etkinlik yaratabilir misiniz? Ya da dışarı çıkıp müştrilerinizi onların kendi evlerinde ziyaret edebilir misiniz?

Başka müşterileriniz ile bağlantı kurup onlarla bir arayab gelmeye hevesli müşteriler yaratabilir misiniz? Eğer, benzer duygu ve düşüncelere sahip insanlar arasında fiziksel bağlar kurup onları birlikte davranmaya yöneltebilirseniz, bu müthiş bir güç sağlar.

Bu yakınlık hissi, yani bağlantılı nörobilim konsepti hakkında konuştuğumuzda, insanlar kafalarını sallıyor ve bu onlara bir anlam ifade ediyor.

Size, sosyal medya pazarlamasının en güçlü enstrümanlarından birisini açıklayalım.

Video.

Eğer bir video ve fotoğraflardan oluşan bir karmayı kullanırsanız, ortaya muhteşem sonuçlar çıkacaktır.

Kamera ya da fotoğraf makinesi size en fazla 1.2 metre olsun. Daha önce tanımladığımız kokteyl partisi kıvamında olabilir.

Doğrudan kameraya bakın. Bu yöntemin gücünü tahmin edemezsiniz.

Şundan emin olun, video ya da fotoğrafı gören insanlar kendilerini sizin kişisel alaınınızın içinde hissedeceklerdir.

Bir an düşünün. Paylaşımınız bir video olsun. İsterseniz binlerce kilometre uzakta olun. İnsanların beyni sizi aynı odada gibi algılayacaktır. Film oyuncularına hissettiğiniz yakınlığın nedeni budur. Onlarla hiçbir arada olmadınız, ama sanki yıllardır tanıyorsunuz gibi gelir.

Gelelim selfie konusuna

Birkaç paragraf önce açıkladığımız konu selfie için de geçerlidir.

Selfiede de samimiyet vardır. Birçok insan selfienin anlamsız olduğunu düşünür. Ama selfiler inanılmaz derecede güçlüdür. Çünkü kolunuz selfie çekerken yüzünüzden en çok 30-40 santim ileridedir. Dahası, selfie çekerken kameraya bakarsınız.
,
Bu fotoğrafları görenlerin beyni, onlara sizin çok yakın bir yerde olduğunuz mesajını iletir. Bu his onlara sizinle aynı kabileden oldukları içgüdüsünü yaşatır.

Bir de aynı selfie içine bir arkadaşınızı aldığınızı düşünün. Fotoğrafta çıkabilmek için size çok yakın durmak zorundadırlar. 

Bu durumda, fotoğrafta yanınızda duran arkadaşlarınızla çok yakın fiziksel konumda olduğunuzu göstermiş olursunuz. O fotoğrafı gören başkaları sizin, fotoğraftakilerle birlikte aynı kabilede olduğunuz sonucuna varırlar.

Biraz analiz ederseniz, bunun sosyal medya pazarlaması için çok güçlü bir yöntem olduğunu görürsünüz. Ama nedense çok ender kullanılır.

Evet, birçoğumuz video kullanıyoruz. Evet, birçoğumuz fotoğraf kullanıyoruz. Ama çektirdiğimiz fotoğraflardan en büyük yararı nasıl sağlayabileceğimiz ile ilgili nörobilimsel boyutu fazla düşünmüyoruz.

Şimdi gidin ve sosyal medya paylaşımlarınıza tekrar bakın. 

Selfie ya da çok yakından çekilmiş fotoğraflarınızı inceleyin. Bu fotoğraflarda genellikle doğrudan kameraya baktığınızı göreceksiniz.

Bu tür fotoğraflara aldığınız aksiyonlara bakın. Daha çok beğeni ya da tekrar paylaşım olduğunu keşfedeceksiniz.

Kameraya doğrudan ve çok yakından baktığınız fotoğraflara bakanlar kendilerini sizinle aynı kabileden olduklarını hissederler.

Bu, yeni fanlar kazanmak için çok güçlü bir yöntemdir.

Kameraya direkt bakmak, nörobilim pertspektifinden, fanlar kazanmak için en iyi yoldur.

Eğer kendinize, markanıza, işletmenize fanlar kazanmak isterseniz tabi…

Önemli not: Bu yazı David Meerman Scott'un Fanokrasi kitabından tercüme edilmiş alıntılar içermektedir. Kendi düşüncelerimle David'in analizlerinden bir karmadır.





28 Ocak 2020 Salı

Coronavirüs Turizmin Kabusu olur mu


Avrupa başta olmak üzere, Dünyanın önde gelen turizm ülkelerinin sektör yöneticileri Çin’i radarlarına almış durumdalar.

Asya ülkeleri, Latin Amerika, Orta Doğu, Avustralya turizm endüstrileri, Çin medyasını, Küresel haber kaynaklarını ve özellikle de sosyal medyayı an be an takip ediyor.

Elde edilen haberlerden hemen istatistik çıkarımlar yapılıyor. Çin’deki krizin doğrudan ya da dolaylı etkileri hesaplanıyor.

Çinli turist sayıları ile ilgili tahminler masaya yatırılıyor. Muhtemel düşüşler hesaplanıyor. Gelir kayıpları ile ilgili olası oranlar kaydediliyor.

Bir yandan da B, C planları için hazırlıklar yapılıyor.

Endişeli bekleyiş ile pasif bir duruş yerine, dinamik bir kriz yönetimi tercih ediliyor.

Türkiye’de durum nedir? Benim bir bilgim yok.

Gelişmeler an be an takip ediliyor mu?

Bu takibi yapan profesyoneller yaptıkları analizlerin verilerini yatırımcılar ile paylaşıyor mu?

Umarım öyledir.

Ve Dünya bir coronavirüs canavarı ile tanıştı.

Canavar denildiğinde akıllara hemen devasa varlıklar gelir. Ama insana yaptıkları açısından bakarsak, bu virüs de bir canavardan farksız

Seyahat endüstrisi, son zamanların en acil gündem maddesi olan küresel sağlık krizinin etkisini hissetmeye başladı.

Coronavirüsün yayılmasına karşı ne gibi önlemler geliştirebileceği yeni bir emsal oluşturacak. Bir yandan da işlerin hızla bozulmakta oluşu gelecek için soru işaretleri oluşturuyor.

Virüs ilk kez 2019 yılının sonlarında Çin’in Wuhan kentinde tespit edilen virüs bu gün itibarıyla hızla yayılan bir küresel tehdit haline geldi. Seyahat endüstrisi de bu etkileri çok derinden hissetmekte gecikmedi.

24 Ocak’ta bir açıklama yapan Çinli yetkililer son verilere göre 830 vaka ve 26 ölüm bilgisi alındığını açıkladılar. Gelinen aşamada, ABD, Tayland, Japonya, Güney Kore, Tayvan ve birkaç ülkede daha coronavirüs vakasına rastlandı.

Çin’den gelen resmi bilgilere göre, karantina uygulanan şehir sayısı 12 oldu. Bunların en başında Wuhan kenti geliyor. Karantina altındaki nüfus ile 35 milyon.

Dünya Sağlık Örgütü geçen Perşembe ( 23 Ocak ) önleyici tedbirler alınmasını tavsiye etti.  Ama bu açıklama, en azından şimdilik, bir küresel acil durum çağrısına dönüşmedi.

Seyahat dünyası, virüsün yayılması çabaları sürerken, bu süreçten beklemediği bir etki ve bozulma ile karşılaşabilir. Bu süreçten etkilenecek olan anahtar sektörler; Turizm, havacılık, oteller ve genel anlamda iş seyahatleri.

Turizm

Turizm sektörü açısından bakıldığında, coronavirüsün verdiği zarar en azından virüsün yaratmış olduğu küresel tehlike kadar büyük. Çin’in yeni yıl tatili başladı. Normal koşullarda bu tatil Çin’in ve Dünyanın en büyük tatil hareketliliğini sağlardı.

Her yıl bu zamanlar yaklaşık olarak 400 milyon Çinli ülke içinde ve yurtdışına seyahat ederdi. Aynı dönemde, gurbette çalışan Çinli işçiler de kentlerine giderdi. Bu devasa hareket hem ülke içinde, hem de Asya Pasifik ülkelerinde muazzam bir gelir üretirdi.

Şimdi bu hareket gerçekleşmeyecek. Çin ülke içinde ve ülke dışına seyahat trafiğine önemli ölçüde sınırlamalar getirdi. 400 milyon Çinli seyahat etmeyecek.

Bu durum, milyonlarca Çinli turiste hazırlanmış olan destinasyonlar için tam bir facia anlamına geliyor. Artık bütün Dünya alarmda ve birçok havaalanında, Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiyesine bağlı olarak Çin’den gelen bütün yolcular termal kameralar ile taranıyor. İngiltere, üniversitelerde eğitim görmekte olan Çinli öğrencilere, Çine seyahat etmeleri halinde, dönüşte karantinaya alınabileceklerini bildirdi.

Akla ilk gelmesi gereken sıkıntı kaynağı, yüz milyonlarca Çinlinin seyahatlerini iptal etmesine bağlı olarak, bu gelirden mahrum kalacak olan turizm destinasyonlarıdır. Muhtemelen 2003 SARS virüsünün neden olduğu krizin çok daha büyüğü ile karşı karşıyayız. Neredeyse bütün Çin nüfusu seyahatlerini iptal etti. Dünya turizm endüstrisine enjekte edilecek olan milyarlarca dolar ise hayal oldu.

2003’teki SARS krizi de Çin ekonomisine şiddetli bir darbe vurmuştu. Çin’in büyük bir çalkantı yaşadığı Sars krizi aynı zamanda Singapur, Malezya ve Vietnam gibi Güney Doğu Asya ülkelerini de etkilemişti. 2003’teki sarsıntıyı aşan bir etki yapması beklenen coronavirüsün etkisinin sadece Güneydoğu Asya ile sınırlı kalmayacağı belli oluyor. Günümüzde bütün Dünya turizmini besleyen Çin’deki bir sarsıntı, bütün olarak bir endüstriyi etkileyecektir.

Sarsıntının sadece turizm ile sınırlı kalacağını düşünmek aşırı iyimserlik olur. Toptancılık, restoranlar, konferans ve MICE dünyası, spor endüstrisi ve havacılık da kötü etkilenecektir.

Bu arada güzel bir haber var. Gözlemciler, Çin’in bu virüse müdahalesinin, Sars krizine göre daha başarılı olduğunu belirtiyor. Sürecin henüz netleşmediği bir aşamada, Avrupa Turizm Birliği CEO’su Tom Jenkins yaptığı bir açıklamada, “ Sars virüsünün yayıldığında yapılan yanlışlar şimdi tekrarlanmıyor. Çinli otoriteler bu kez krizin teşhisinde ve önlem almakta çok hızlı davrandılar. Önceki krizin aksine bu gün her gelişmeyi Dünya kamuoyu ile paylaşıyorlar. “ dedi.

“ Avrupa her türlü önlemi alıyor. Virüs bütün Dünya tarafından çok ciddiye alınıyor. Bu gün itibarıyla paniğe neden olacak bir aciliyet yok. Eğer bir tehdit varsa da, bu şimdilik çok uzak. Hatta Avrupa için bir tehdit bile değil.”

ABD ve İngiltere başta olmak üzere, birçok ülkenin dış işleri bakanlıkları vatandaşlarına Wuhan’a seyahat etmemeyi tavsiye etti.

ABD Dış İşleri vatandaşlarını en yüksek derecedeki alarm ile uyardı. Dördüncü derecedeki alarm açık olarak “ sakın seyahat etme” anlamına geliyor.

Havacılık

Otoriteler ilk başta Çin’in Wuhan kentine gidiş geliş uçuşlar ile ilgili olarak çok endişeli idiler. Zira virüsün buradan yayılmaya başladığı biliniyordu. Virüs tanısı konduktan sonra, birkaç gün daha uçuşlar devam etse de, bu gün itibarıyla havaalanı kapalı.

Ülkede diğer uçuşlar bir aksama olmaksızın devam ediyor. Otoriteler uçaklarda virüse karşı alınacak önlemler konusunda tavizsiz bir duruş sergiliyorlar. Air China ve diğer havayolları, yolculara Wuhan uçuşları ile ilgili olarak bedelsiz iptal ya da değişiklik hakkı veriyor. Buna rağmen binlerce yolcu hala ürkek.

Wuhan’ın kapatılması ile havayollarının artık rahatlamış olduğu düşünülebilir. Virüsün kaynağından bir yayılmanın önü kesilmiş oldu. An itibarıyla virüs yayıldı. Şimdi artık bütün Dünya virüsün görüldüğü yerde bloke edilmesine odaklanmalı.

Bu hafta yayınlanan bir memorandumda, Los Angeles Uluslararası Hayayolunu işleten Los Angeles World Havalimanları virüs taramasının nasıl gerçekleştiği ile ilgili bilgiler verdi.

Buna göre, önce Salgın Kontrol Merkezi kuşkulu yolcu için tarama isteyen havayolunu tanımlıyor. Sonra, yolcu eğer Çinli ise, bir Mandarin dilini konuşan rehber eşliğinde yolcuyu 5 dakika süre ile inceliyor. Ardından, yolcu bir ekran taramasına yönlendiriliyor.

Alınan sonuçların ciddiyetine göre bir üçüncü taramaya da karar verilebiliyor. Kuşkulu bir durum olması halinde, merkez yolcuyu, her türlü tedbiri almış ekipler eşliğinde bir hastaneye gönderiyor. Merkez işi asla şansa bırakmıyor.

Havayollarının tamamı uçuş ekiplerini olası vakalara karşı her anlamda hazırlıyorlar ve müşterilerine bu konuda ne kadar hazır olduklarını da göstermeye çalışıyorlar.
Virüs yaygınlaştıkça havayollarının daha büyük bir baskı altında olacakları ortada.. Kısa vadede paniğin büyük bir bölümü Çin ile uçuş trafiğinde olan kabin görevlilerinden ve yolculardan kaynaklanıyor.
Farklı coğrafyalardan örnekler duyuldukça paniğin arttığına tanık olacağız. Örneğin birkaç gün önce Şikago’da rastlanan bir virüs vakası gerçekleşti. Bütün kent korkuya kapıldı.

Uzun vadede ise, havayollarının nakit akışındaki daralmanın bir soruna yol açması beklenebilir. Başta Çin havayolu şirketleri olmak üzere, bir çok Asya havayolu finansal krize girebilir. Sars vakasının zirve yaptığı 2002 Nisan- 2003 Nisan arasında Asya havayolu şirketleri toplam trafiğin yüzde 44’ünü kaybetmişti.

Oteller

Çin otelcilik endüstrisi krizde dinamik bir pozisyon aldı. Özellikle coronavirüsten etkilenen bölgelerdeki oteller bedelsiz iptal hakkı tanıyarak müşteri odaklı bir politika izliyorlar.

Örneğin Hilton iptal hakkını bütün Çin coğrafyasına yaydı. Hilton markalarından herhangi birisine rezervasyon iptali ya da değişikliği yapacak olan müşteriler bunun için hiçbir ceza ya da fark ödemeyecekler. Aynı şekilde Çin’den Dünyanın herhangi bir ülkesindeki Hilton markalarına rezervasyon iptali yapacak olan müşteriler de bu haktan yararlanabilecekler. Hilton bu uygulamayı 8 Şubat tarihine kadar sürdürecek.

Hilton, bütün iptal ve değişiklik istekleri için konuklarının Hilton Misafir Asistanı takımına yönlendiriyor. Şirket basın sözcüsü Nigel Glennie şu ana kadar müşterilerden ve çalışanlardan büyük ölçekli sorunlar gelmediğini belirtti.

 “Konuklarımızın ve ekiplerimizin rahatı bizim temel odağımızdır. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütünden gelen bütün güncellemeleri dikkatle takip ediyoruz.”

Hyatt zinciri de 10 Şubat’a kadar bütün iptal ve değişiklik isteklerini serbest bıraktı. Çin’deki herhangi bir Hyatt Otelde rezervasyonu olan müşteriler 10 Şubat tarihine kadar cezasız iptal ya da değişiklik hakkına sahip olacaklar.  Hyat.com, the Worldof Hyatt app, Wechat Mini program üzerinden yapılacak bütün iptal ve değişiklikler bu uygulamaya dahil.

Buna benzer şekilde, Avustralya, Kamboçya, Çin, Guam, Endonezya, Japonya, Malezya, Maldivler, Filipinler, Saipan, Singapur, Güney Kore, Tayland ve Vietnam’daki bir Hyatt Otelde rezervasyonu olan Çinliler de hiçbir ceza ödemeden iptal ya da değişiklik yapabilecekler. Rezervasyonlarını bir acente üzerinden ya da bir online siteden yapanlar ise iptal ve değişiklik için acentelerine başvuracaklar.

İntercontinental ve Marriott zincirleri de rakipleri ile aynı çizgiyi izliyorlar. Her iki zincir de konuklarına cezasız iptal ya da değişiklik hakkını tanıyor.

Dünyaya ne etki yapar?

Kriz ve önlemler Dünyanın bir Çinli turist patlaması yaşadığı bir döneme denk geldi. Çinli turistlerin toplam sayısı 2003 yılına göre neredeyse 10 kat arttı.

Buna mukabil, bu gün yüksek sezonunu yaşayan destinasyonlarda, kaderi Çinli turiste bağlı olan işletmeler krizin ateşini hissetmeye başladılar. Bir çok bölgede tenha plajları, mağazaları görmek ve işletmecilerin şikayetlerini duymak mümkün.

Şu aşamada Avrupa’nın hemen etkilenmeyeceği tahmin ediliyor. Avrupa turizmi bu gün itibarıyla düşük sezonu yaşıyor.

Ama şu gün yaşanmakta olan kriz ve sarsıntıları akıllara 2002 Sars krizini getiriyor. O tarihteki sarsıntı, Çinli turist hareketini Avrupa ölçeğinde yüzde 33 gibi bir kayıp yaşamıştı.

Capital Economics, coronavirüs krizinin de toplamda yüzde 33 gibi bir eksilmeye neden olması halinde, bir çok hassas ülkenin Gayrı Safi Milli Hasılalarında yüzde 1.5- 2 arasında bir düşüş olacağı bilgisini veriyor.

Dünya ekonomisinin lokomotiflerinden Japonya, Çinli ziyaretçi sayısındaki, azalmanın etkilerini hissetmeye başladı. Ünlü Sensoji Tapınağının yakınındaki Asakusa bu düşüşün sorunları ile boğuşmakta.

Japonya- Plajlar bomboş

Kentteki bir işletmeci yaşanan düşüşten etkilenmiş olarak, “ Geçen yılın turist sayısının yarısına bile ulaşamadık” diyor.

2003 yılında 450 bin olan Çinli turist sayısı 2018’de 8.4 milyona ulaşmıştı. Bu sayı ülkenin toplam turist sayısının yaklaşık yüzde 27’sini teşkil ediyordu. Şimdi ise, Japonya’nın 2020 için hedeflediği uçuk sayı olan 40 milyona ulaşması hedefi ise hayal ötesi gibi duruyor.

Japonya’da yaşanan daralmanın sadece oteller, lokantalar ve turistik noktalarla sınırlı kalmayacağı da çok açık. Zira Çinli turist Japonya’ya alış veriş için geliyor. Mağazaları da çok parlak olmayan bir gelecek bekliyor.

Dünya, krizin Japonya’daki etkisini Nikkei borsa endeksinde görmeye başladı. Ünlü Shisedo kozmetik markası bir günde yüzde 5 kadar bir değer kaybetti. Shisedo özellikle Çinli turistlerin çok yoğun olarak tercih ettiği bir marka.

 “ Ama Japonya bu krizi bazı komşularına göre daha kolayca atlatabilir. Çinlilerin popüler destinasyonlarının başında gelen Tayland bu kadar kolayca kurtulamayabilir. “

Turizm, Tayland’ın Gayrı Safi Milli Hasılası’nın yüzde 18’ini üretiyor. Çinli turistler ise bu ülkenin toplam turist trafiğinin yüzde 25’ini oluşturuyor.

Turizm Bakanı yaptığı uyarıda, krizin Sars ölçeğinde bir zarar vermesi halinde, ülke turizminin kaybının 1.6 milyar doları bulacağını açıkladı. Phuket krizin etkilerini derinden hissetmeye başladı.

Çok ciddi bir durum

Phuket’te 40 odalı bir oteli ve restoranı olan Claude de Crissey ise “ İki gün içinde bütün sokaklar, mağazalar ve plajlar çöle döndü. Kimseler kalmadı” diye konuştu.

“ Phuket turizmi neredeyse tamamen Çinli turiste odaklanmıştı. Eğer bu durum devam ederse Ada bütün ekonomisi ile birlikte batar”.

Avustralya da olumsuz gelişmelerden payını alıyor. Devasa yangınların şokunu atlatamayan ülke, bir de Çinli turist trafiğinin durmasının yaratacağı felaketi hissetmeye başladı.

Avustralya 2019 itibarıyla önceki altı yıla oranlar Çinli turist sayısını iki katına çıkarmıştı. Geçen yılın sonundaki kayıtlara göre Çinli turistler ülkeye gelen ziyaretçi trafiğinin yüzde 15’ini teşkil ediyordu.

PATA ( Pasifik Asya Seyahat Organizasyonu) CEO’su Mario Hardy ise krizin süresi hakkında bir tahminde bulunmanın zor olduğunu söylüyor.

“ Krizin etkilerinin 3 ile 6 ay arasında devam edeceği iddialarını şüphe ile karşılarım. Ama bu konuda daha net bir resmi gelecek birkaç hafta içinde görebiliriz.”

Avrupa için bir tahmin şu aşamada zor

Avrupa kış mevsiminde ve bu aylar Çinli turist için çok cazip değil. Dolayısı ile Avrupa turizmi henüz düşük sezonda. Bu gerçeğe göre, Avrupa’nın bu krizin etkilerini çok kısa zamanda hissetmesi riski yok.

Bir Fransız seyahat şirketinin Yönetim Kurulu Başkanı Jean-Pierre Mas, “ Şimdilik düşük sezondayız. Bu nedenle bir yorum yapmak yanlış olur. Ama bu durum devam ederse, Çinli turistin yokluğu çok önemli bir ekonomik etki yaratır.

2019’da Fransa’yı iki milyon Çinli turist ziyaret etmişti. Bu ülke Çinliler için Avrupa’nın en çekici destinasyonu olarak kabul ediliyor. Çinlilerin bu ülkede ortalama konaklama süresi 5 gün ve toplam harcamaları ise yaklaşık olarak 4 milyar Euro.

İsviçre’yi ziyaret eden turistlerin yüzde 4.5’ini Çinliler oluşturuyor. Bu ülkenin turizm otoriteleri de krize bağlı olarak tahmini geceleme kaybını yüzde 4.5 olarak tahmin ediyorlar.

Konu sadece turist sayısı ile sınırlı değil. Bunu da kayda geçirelim.

Virüsün bütün Dünya’da bir salgın yaratması riskini bir tarafa bırakalım.

Ama üretimini Çin’de yaptıran sektörler ne olacak?

Bu ülkeden mal ve başka ürünlerin girişi kesilirse, bu ürünler ile üretim yapan diğer sektörler ne yapacak? Çarklar duracak mı?

Dünyadaki lüks tüketimin ana kaynağı Çinliler. Onlar bu alandan çekilirse, ortaya çıkan boşluğu kim dolduracak?

Bu ve buna benzer yüzlerce soru var. Neredeyse hepsi cevapsız kalıyor.

“ Aman, bana değmeyen bir kriz” çok amatör ve çok iyimser bir cümle olur.

8 Ocak 2020 Çarşamba

Oteller Çocuklara Ne zaman Önem verecek ?


Otellerin geleceği çocuk konukların iki dudağının arasındadır. Bu gün aileleri tatil tercihleri için yönetenler çocuklar. Onların mutlu oldukları otellerin şansı her zaman yüksektir.

Bu çocuklar ileride aile kuracaklar. Temel tüketici dilimini oluşturacaklar. Çocukları olana kadar da tatil yerlerine kendileri karar verecek. Bu kararı verirken, çocukluktan bu yana akıllarında kalmayı başarmış olan markaları hatırlayacaklar.

Böyle ayan beyan bir gerçek var.

Ama oteller, işletme süreçlerinde, çocuklara, en düşük özeni, en az zamanı, en az bütçeyi, en kısır eğlence ve spor programlarını layık görüyor.

Otel restoranlarında çocuklara ayrılan büyük, bol seçenekli büfeler yok.

Çocukların oturup rahat rahat yemek yiyecekleri geniş, hijyenik ve özgün alanlar yok.

Ailelere, çocuk büfelerindeki yiyeceklerin yağ, şeker, kalori miktarları gibi yaşamsal bilgiler veren etiketler yok.

Bu büfelerde sunulan yiyeceklerin içeriği ile ilgili bilgilendirme yok.

Bu büfelerde, çocuklara özel menüler de yok.

Ama ben umudumu koruyorum.

Bir gün bir dahi otelci çıkacak.

Çocukların, otel sektörü için en önemli kitle olduğunu gerçek manada anlayacak. Bunu, pazarlama ve müşteri iletişiminin en önemli ilkesi olarak kabul edecek ve gereğini yapacak.

“ Ben tanıtım, pazarlama, konumlandırma çalışmalarımın odak noktasına çocukları almalıyım. Kaynaklarımı bu yönde seferber etmeliyim” diyecek.

Bu konuda birkaç cephe birden açacak. İşlevini kaybeden modellere savaş ilan edecek.

Çocuklara özel menüler
Çocuklara özel eğlenceler
Çocuklara özel eğitimler
Çocuklara özel spor

Bu yazı bir seri olacak. Ben bu seriye çocuklara özel mutfak konusu ile başlayayım.

Okurları bir stadyumda toplama şansım olsa..

Burada bir mesaj da veriliyor, okur sayımızın bir stadyumu doldurabileceğini ima ediyorum, onlara soracağım birkaç soru olurdu.

Çocukların otellerinizden hayranlık duyguları ile ayrıldıklarından emin misiniz?

Yani bu çocuklar gelecek yıl da sizin işletmenize gelmek için ebeveynlerine baskı yapacak mı? Eğer istekleri kabul edilmezse, kıyameti koparacak kadar size bağlı mı?

Cevaplarınız evet ise, yaşadınız. Gelecek sezon için işiniz çok kolay. Öyle ahım şahım bir pazarlama ve satış çalışmasına gerek yok.

Cevaplarınız hayır ise, devam edelim. “Hayır” cevabı vereceğinizi tahmin ettiğim birkaç sorum daha var.

Tatile gelen çocukların, otelinizden hayranlıkla ayrılmaları için uyguladığınız özel programlar var mıdır?

Bu programların en başında mutfak gelmekte midir? Oteliniz, büyüklerden daha ziyade çocuklara özel menüler hazırlayan bir mutfağa sahip midir?

Dünyanın dört bir yanından gelen çocuklara, sağlıklı, özgün, yerel lezzetler içeren menüler hazırlayıp, bunları öyküleri ile birlikte sunuyor musunuz?

Cevabınız büyük olasılıkla hayır, olacak.

Zira Akdeniz sahillerinde çocukları özel bir konumda ele alan, onları markasının geleceği olarak kabul eden işletme sayısı yok denecek kadar az.

Onları özel bir kitle olarak kabul etmek, özel menüler hazırlamak ve öyküleri ile birlikte sunmak demek, yeni masraf kapılarının açılması anlamına gelecektir.

Bu uzun vadeli planlamanın önüne çıkacak engeli hemen belirtelim..

Cost yazılır..

Kost okunur.

Her türlü yenilikçi girişime karşı, otel yöneticilerinin tepesinde Demokles’in Kılıcı gibi sallanır. Bu nedenle de otelcinin mutfaktaki hareketleri kost tarafından belirlenen kalın sınırların dışına asla çıkamaz.

Ama bir gün cesur ve dahi bir otelci çıkıp, “ Yeter artık bu kost baskısı” derse..

Bakın ona ne gibi önerilerimiz var.

Çocuktan al haberi derler, siz de, neden çocukları kazanmakla ilgili bilgiyi onlardan almıyorsunuz? Neden onlara sormuyorsunuz?

Neden onlara özel bir mutfak kurmuyorsunuz?

Neden bu mutfakta misafir çocuklarına yemek hazırlama kursları düzenlemiyorsunuz?

Neden çocuklardan alacağınız menü önerilerini ebeveynleri ile birlikte değerlendirip, herkesi mutlu edecek büfeler hazırlamıyorsunuz?

Neden çocuklara tatillerinde sağlıklı bir beslenme fırsatı sunmuyorsunuz?

Bunları yapmadığınız her sezon zaman kaybediyorsunuz. Ama yapan birileri var. Onlar da hem zaman kazanıyorlar, hem de çocukları kazanıyorlar.

Bilirsiniz..

Rekabette pek kazan-kazan durumu olmaz.

Birisinin kazancı diğerinin kaybıdır.