15 Mart 2017 Çarşamba

Avrupa Pazarı için Doğru Teşhis, Doğru Çözüm

Baştan belirteyim, bu yazıdan 2018 sezonunda işleri düzeltmek için mucize öneriler bekliyorsanız, özür dilerim. Gelinen noktayı tersine çevirecek bir sosyal/siyasi sihirbaz yok.
Geleneksel tavrımızdır, kişisel ya da toplumsal hayatta gelişmekte olan bir süreci uzun süre ya göremeyiz, ya da görmezden geliriz.
Bu süreç olumsuz bir gelişmeyi de beraberinde getiriyor ise daha vahim. Sokak tabiri ile kulağımızın üstüne yatarız ve bekleriz. Zihinsel konforumuzu bozmamak için, üzerimize doğru hızlanarak gelmekte olanın ne adını koyarız, ne de sağlıklı bir tahlil yaparız.
Derken, yumurta kapıya dayanır… Deniz biter… Olanlar olur…
Başlarız kara kara düşünmeye…
Neden böyle oldu? Daha doğrusu, ne oldu? Nasıl oldu yahu?
Geçmiş olsun!
Bu yaşananların bir mazisi var
Almanya ve Hollanda ile gelinen noktanın tarihsel derinliği birkaç gün mü? Yaşananların evveliyatı yok mu? Her iki ülke, siyasi, sosyal ve ekonomik anlamda birkaç gün önce mi dikildi Türkiye’nin karşısına? Her iki ülkenin insanları birkaç gün içinde mi duygusal anlamda koptular bizden? Öfke ve üzüntü duvarları bir günde mi örüldü aramıza?
Geçmiş olsun!
Türkiye ile Avrupa’nın kopuş süreci neredeyse 10 yıllık bir maziye sahiptir. Önce, zihinlerde dolaştırılan düşünce kırıntıları vardı. Farklı yaşam biçimlerine ve değerlere sahip olan Avrupa insanı, Türkiye ile yaşanan – ya da yaşandığı sanılan- Bahar havasını içine sindirmekte zorlanıyordu. Bu noktadan sonrası açık bir siyasi analiz kapsamına girer, ki bu da benim işim değil. Burada keselim.
Zaten başlamamış olan bir aşk hikayesinin suni yaldızı döküldü, diyelim.
Avrupa ile Karşılıksız Aşk
Son birkaç yılda ise süreç hızlandı.
Her iki tarafın kimi zaman bilinçli, kimi zaman farkında olmadan sergilediği tavırlar ve küresel cepheleşmede tercih edilen saf, kopuşa ivme kazandırdı.
Türkiye’nin Orta Doğu ve Doğu Akdeniz Enerji kaynakları ve dağıtım kanallarında seçtiği ittifakın Avrupa’yı denklem dışına atması konusu, daha da derindir. Kopuşun temel nedenidir, ama uzun sürer, kafalar karışır, bu alana da girmeyeyim.
Türkiye ile Avrupa arasındaki gizli/açık düellonun senaristleri kopuş için her zaman geçerli gerekçeyi tercih etti. Toplumsal ve kişisel güvenlik… ‘ Gizli eller’ Türkiye’yi seven, saygı duyan ve tercih eden kitleleri buradan vurdu. Birkaç yıla yayılan bir planlama ve güçlü bir algı operasyonu ile Türkiye’nin ‘alnına’ GÜVENSİZ damgası vuruldu. Türkiye’yi seven, saygı duyan ve tercih edenlerin aklına bu korku düşürüldü.
Türkiye ile ilgili algı operasyonu
Bu algı operasyonu sonucunda, geçen yıl, ortalama Avrupalının gözünde Türkiye aşağıdaki cümleler ile tanımlanır olmuştu.
-        İç savaş riski taşıyan bir Ülke
-        Her an her yerde patlamalar olan terör alanı
-        Basın özgürlüğünün olmadığı bir Ülke
-        İnsanların yaşam biçiminin baskı altında olduğu bir Orta Doğu ülkesi
-        Komşuları ile her an çatışmaya girebilecek bir ülke
Derken geldik Mart 2017’ye…
İşler iyice sarpa sardı. Bu aya gelene kadar süreç – turizmciler için- iyi yönetilemedi. Ortalama Avrupalı tatilcinin aklına ve yüreğine verilecek insani mesajlar yerine tamamen ticari algı bombardımanı tercih edildi. Sanki Avrupa ile Türkiye arasında bir duygusal kopuş yaşanmıyormuş gibi davranıldı. Sanki bundan 10 yıl önceki cicim aylarında olduğumuz kabulü ile hareket edildi.
Almanya’da reisebüroların kapısından geri çevrilen, ya da nezaketen kabul edilip, birkaç dakika içinde ziyareti bitirmesi ima edilen otelciler/turizmciler gerçeği halı altına süpürüldü.
Allah korusun, Türkiye turizmi aslında – Avrupa’daki durum itibarıyla- o kaçınılmaz teşhisi duymaktan korkan bir kanser hastası idi. Sanki, o doktorun karşısına geçip acı gerçeği duymazsa o hastalık da olmayacakmış gibi, ısrarla muayene ve tahlillerden kaçtık. Gelinen noktada Almanya ve Hollanda’da yaşananlar, duymaktan korktuğumuz o teşhisin açık ve net bir şekilde faş edilmesidir.
Minik bir küskünlük değil
Geçtiğimiz günlerde yaşananlar Avrupa ile Türkiye arasında – geçici de olsa- kopuş paragrafının noktası oldu. Eğer, sürece hala 2017 sezonunun bittiği gibi, derinliği olmayan, dar bir teşhis koyarsak, yine geçmiş olsun. Bu teşhis Türkiye turizminin önünde yatan devasa buzdağının minicik bir parçasını görmekle eş değer bir ufuksuzluk olacaktır. Böyle bir teşhisin önereceği tedavi de yanlış ve ufuksuz olacaktır. Bu tür ufuksuz bir tedavi için harcanacak her kuruş da boşa israf edilmiş olur.
Minik birkaç jest ile gönül alabileceğimizi ve eski cicim aylarını yaşayabileceğimizi düşünmenin rahatlığı, bizi gelecek adına radikal çözümler üretmekten alıkoyar. Sıfır noktasına kadar gerilemiş ilişkileri yeniden ilmek ilmek örmek isteğimizi zayıflatır.
Mart ayı başında Berlin Fuarında karşılaşılan manzara bir mesaj vermiyor mu? Tıklım tıklım dolu İspanya, Yunanistan, Portekiz standlarına karşılık bomboş Türkiye standını nasıl açıklayacağız? Neden bu gerçeği itiraf etmekten korkuyoruz?
Side’de bir 5 yıldızlı otele 15 kez tatile gelmiş bir aile, artık Side bir tarafa, Türkiye’ye tatile gelmeyi düşünmeyecek kadar kopmuş ise, hala doğruyu konuşmaktan imtina mi edeceğiz?
Kör kör parmağım gözüne
Eğer bu yıl ve yakın gelecekte ısrarla b2b, b2c gibi demode kavramlar ile piyasaya çıkacaksanız hiç zahmet etmeyin. Kendinize ‘hakaret ettirmek’ ve kapıdan kovulmak için daha basit yollar vardır. Avrupalara kadar gitmek ve bir yığın para harcamak, bu sonuçları elde etmek için biraz fazla lüks kalır.
Paranızı saçmak için daha yakın çözümler bulabilirsiniz. İnsanlar bırakın tatile gitmeyi, artık ülkemizi de, insanımızı da sevmiyor. Reel politika denilen buz kütlesi insanların ve kültürlerin üzerine düştü ve ortalığı dağıttı.
Yıllardır Türkiye’den kopmayan sadık turist, özellikle birkaç gün önce yaşananlar ile tercihini değiştirmenin ve ‘yeni aşklara yelken açmanın’ vicdani gerekçesini de buldu. Tatil için daha güvenli ve daha sempatik bulduğu, yakın gördüğü ve ortak kültüre sahip olduğu destinasyonlara direksiyon kırdı. Gelin bu acı ama doğru gerçeği kabul edelim. 2017 ve sonraki 5 yıl için geçmiş olsun.
Ortak Geleceği Birlikte planlayalım
Buraya kadar kapkara bir tablo çizmiş gibi oldum, özür dilerim. Ama somut durumun somut tahlilini yapmaktan başka şansımız yok. Peki, gelecek adına umut var mı? Elbette. Avrupa’da ve Türkiye’de karşılıklı aşka inanan ve birbirini seven çok insan var. Side’de bir otele 20 yıldır tatile gelen, otelin her bir çalışanı ile muhteşem bir sevgi yumağı oluşturan, hepsinin ailelerini tanıyan, onları kendi ailesi gibi seven, sayan milyonlarca Avrupalının varlığı bana büyük bir umut veriyor. 60 yılda yaşananlar ve bunların hafızalara nakşolunan anılarını hiçbir siyasi/sosyal zımpara kazıyamaz. Çıkış noktası da bu olmalı zaten.
Genel hatları ile arz ediyorum;
Türkiye turizmi olarak bir süreliğine Avrupa insanına ticari mesajları bir tarafa bırakmalıyız. Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi, aradaki iletişimi sadece oda ve tur satmak seviyesinde sürdürmek muhtemel bir iyileşmeyi en az 5-10 yıl daha ileriye erteler. Sevgili Dostlar hiç olmazsa 2 yıl Avrupa’ya oda ve tur satmak için yaklaşmak yok! Zaten satamazsınız da!
Gözümüzün cüzdanlarda, kulağımızın para sesinde olmaması gerekiyor. Ellerimizi ellerine, kalplerimizi kalplerine, kulaklarımızı ağızlarına vermeliyiz. İletişim b2b ya da b2c kapanından kurtulmalı. Yeni motto h2h’dir. Human to human. İnsandan insana.
Önümüzdeki 5 yılı kapsayacak bir İletişim master planı hazırlamalıyız. Bakanlık, Otel Birlikleri, TÜRSAB, sektör ile ilgili STK’ların ortak emeği ile hazırlanacak 5 yıllık bir master plan basit bir başlık ve basit bir hedef koymalı;
Kalpleri Kazanma İletişim Planı
Bu planın hedef kitlesi ticari kuruluşlar olmamalı.
Peki kimler olabilir?
Sanatçılar- İşadamları- Sporcular- Çevreciler- Hayvan Hakları Savunucuları- LGBT- Engelliler- Yaşlılar- Din Adamları- Bilim insanları- Yazarlar- Karikatürcüler- Meslek odaları ve Dernekler- Avrupa’da başarılı Türkler- Antalya’da yaşayan Avrupalı hemşerilerimiz.
Ne yapmalı?
Bunun cevabını hemen vermek çok zor. Yapılacak olanlar ortak emeğin ve aklın imecesinin ürünü olmalı. Ama nerelerde yapılması gerektiğini söyleyebilirim;
Sanatta… Sporda… Kültürde… Çevreci projelerde… Hayvan hakları alanında… Her türlü ayrımcılık karşıtı platformlarda… Bilimde… Engelli dostu çalışmalarda… İş Dünyasında…
Özetle, hayatın ticaret kokmayan her alanında…
Bir sonraki yazıda somut öneriler paylaşacağım

20 Ocak 2017 Cuma

Krizde en büyük silahınız: Entelektüel Sermayeniz

Finansal açıdan güçlü olabilirsiniz. 

İşletmenizin teknik altyapısı çok güçlü olabilir. Operasyonlarınız çok verimli olabilir. Ürünleriniz rakiplerinizin bir adım önünde olabilir.

Hiç önemli değil. Bu üstünlüklerinizin ömrü birkaç hafta ile birkaç ay arasındadır.

Rakiplerinize karşı daha uzun ömürlü bir üstünlük istemez misiniz? 
Kim istemez ki?

O zaman Entelektüel Sermayenizi güçlendirin!

Bir de bu mu çıktı? Evet! Daha doğrusu entelektüel sermaye her zaman vardı, siz farkında değildiniz. Nakit akışı, arsa, bina, teknik altyapı vb hepsi çok daha öncelikli idi. Bu alanlara yapacağınız yatırımların sizi ömür boyu koruyacağını düşünüyordunuz.

Aynı sektörde, aynı işi yapan rakiplerinizden daha az finansal sermaye ile daha çok finansal girdi yaratabiliyorsanız, doğru yoldasınız demektir. Çünkü rakiplerinize göre daha az sermaye ile operasyonel yönetimi, teknoloji yönetimini ve en önemlisi insan kaynağı yönetiminizi daha iyi yaptığınızın bir kanıtıdır tüm bunlar.

Nedir bu entelektüel sermaye?

İşletmeye piyasada rekabet avantajı sağlayan, çalışanların bildiği her şeyin toplamıdır.

Entelektüel sermaye, işletmenin zenginlik yaratmak üzere kullanıma soktuğu bilgi, enformasyon, entelektüel mülkiyet, çalışanların sahip olduğu beceri ve deneyim gibi entelektüel malzemelerin tümüdür. Entelektüel sermaye bir şirketteki insanlar tarafından bilinen ve işletmeye rekabet üstünlüğü kazandıran bütün varlıkların toplamıdır.

Entelektüel Sermaye tüm işletmeler için finansal sermayeden daha önemli bir konumdadır. İşletmeler entelektüel varlıklarını keşfedip, onları yönetmeye başladıkları zaman aynı işi yapan rakiplerinden ayrıştıklarını ve rekabet güçlerinin arttığını fark edeceklerdir.

Hizmet sektöründe entelektüel sermayenin anlamı?

Diğer sektörlerden farklı olarak, otelcilikte aslolan insandır.  Masanın iki tarafında da insan vardır. Her ikisinin de beklentisi birbirine yakındır. Bir taraf yaptığı iş ile mutlu olmak ister, bir taraf da aldığı hizmet ve servis ile… Böyle bir mutluluk paylaşımı için ortak kültür, ortak değerler, ortak bakış açısı ve ortak bilgi seviyesi gerekir. Hayatını 100 kelime etrafında döndüren, ilkokul mezunu, Dünyası iş ve evinden ibaret olan vasat bir çalışanın eğitimli, yüksek donanımlı, Dünyayı gezen, bilen, okuyan bir entelektüeli anlaması zordur. Anlamayacağı için mutlu etmesi de zordur. Her şeyden önce ortalama bir çalışanın işindeki önceliği daima kendi maaşı, iş garantisi, sigortası ve işinden sağladığı diğer faydalardır. Misafirini neden mutlu etmesi gerektiği sorusu aklına bile gelmez.

Entelektüel takımlar

Çözüm çok yönlü, aydın, çok okuyan, kendisini geliştiren ve müşterisi ile ortak zevklere sahip çalışanlara sahip olmaktır. Çünkü onlar benzer dili kullanır. Hayatların 100 değil birkaç bir kelime etrafında döner. Kendilerini rahatlıkla ifade ederler ve muhataplarını rahatlıkla anlayabilirler.  Üründen ve hizmetten mutlu olmanın ilk adımı da beklentisini rahatça ifade etmek ve bu beklentiyi doğru anlamaktır.

Günümüzün üst segment müşterisi;

Kültürel açıdan donanımlıdır-  Dünyayı gezer, iyi gözlem yapar ve kültürleri tanır- Rafine bir müzik anlayışına sahiptir. Caz, rock, pop, blues dinler- Satranç, briç, dama gibi oyunlara meraklıdır. Gezdiği ülkelerin insanına saygı duyar, tanımaya ve iletişim kurmaya önem verir- Tarihe ve arkeolojiye ilgilidir. Farklı coğrafyaların tarihlerini ve arkeolojisini araştırmayı ve öğrenmeyi sever- Spora meraklıdır ve farklı spor alanlarını takip eder- Gezdiği ülkelerin geleneklerini öğrenmek ister- Doğasını gezer- Mutfaklarına özel ilgi duyar. Bilmediği yemekleri tatmak ve içeriğini öğrenmek ister. Eğer bulabilir ise, seyahat ettiği kentin o günlerdeki sanat, spor, sinema vb etkinlik takvimini edinmek ister- Alışverişe zaman ayırır ve semt pazarları ve otantik mekanları gezmekten hoşlanır. Ziyaret ettiği ülkelerde müzeleri gezer. Resim ve heykel sergilerini merak eder.

Bunlardan nasıl haberdar olabilir?

Entelektüel takımlarınız var ise bunu başarabilirsiniz. Donanımlı, iyi eğitimli, neşeli, yaptığı işi seven ve neden yaptığını bilen ekip arkadaşlarını bu görevi başarı ile yerine getirebilir. Mümkün ise Üniversite eğitimi almış, kendisini sürekli geliştiren, yeni beceriler kazanmak için kendisine yatırım yapan, gülümsemeyi bilen çalışanlarınız var ise, gelecek sizindir. Özellikle otelcilik sektöründe artık devir, yaptığı iş her ne olursa olsun, o işin adını gurur duyarak taşıyabilenlerin devridir. Yaptığı işten gurur duymayanlar sektörden yavaş yavaş temizlenecek, bunu herkes bilsin.

Böyle ekipler var mı?

Önlerini açarsanız, motive ederseniz var! Yardımcı olursanız, eğitimlerini aldırırsanız, cesaret verirseniz ve ödüllendirirseniz, elbette var! Kendisine yatırım yaptığında ve sektördeki emsallerinden daha bilgili, daha empatik, daha yardımsever olduğunda bunun ödülü olacağını bilirlerse, var! Kendisinin ve işletmesindeki görevinin özel ve önemli olduğunu hissederse var!
Böyle ekipleri yaratmak ve işletmenizin kalıcı değerine dönüştürmek hemen mümkün olmaz.  Zamana ihtiyacınız var.  Bu ekipler için özel eğitim programları olmalı. Hatta yılın 12 ayı bu eğitimler devam etmeli. Hayat kendisini devamlı yeniliyor ise, eğitimlerin içeriği ve yöntemleri de yenilenmeli. Geçen yüzyılın eğitimleri ile yeni nesil çalışanlarınızı kazanamazsınız.

Bu ekipler için özel programlar olmalı

Bu ekiplerin konaklaması işletmenin kalitesi ile orantılı olmalıdır. Aksi halde çalışanlarınız sosyal ve kültürel tatminsizlik yaşar. Çalıştıkları ortam 21 yüzyılda, konakladıkları mekanlar geçen yüzyılda olur ise mutlak tatminsizlik kaçınılmaz olur. Tatminsizlik işe yansır. Konuklar karşısında gülümseyen değil, mutsuz bir yüz ifadesi ile çalışırlar. Bu durumun konukların dikkatinden kaçmayacağından emin olabilirsiniz.

Bu ekiplerin beslenmesi de işletmede konuklara sunduğunuz yiyecek ve içecekler ile yakın kalitede olmalıdır. Bunu hem yoğun fiziksel mesaide harcadıkları enerjiyi alabilmeleri için yapmalısınız, hem de misafir büfelerini gördüklerinde içlerinde bir hüzün olmaması için… Akılları o büfelerde kalmamalı. Kafeteryalarda yedikleri ve içtikleri onları mutlu etmeli.

Bu ekiplerin giyim ve kuşamı da emsallerinden farklı olmalı. Onlara sektörün genelinin tercih ettiği ucuz, iki ayda yıpranan ve bedenlerine oturmayan üniformalar giydirmemelisiniz. Giydiklerini gurur duyarak taşımalılar ve bunu da konuklarınıza hissettirmeliler.  Konuklarınız çalışanlarınızın işletmelerinden gurur duymalarından etkilenir. Buna üniformalar da dahildir. Onlara rakiplerinizden daha güzel gömlek, pantolon ve ayakkabı giydirin. Güzel kokmalarını sağlayın. El ayak bakımları tam olsun. Kadın çalışanlarınızın güzel ve etkili makyaj yapmalarına yardımcı olun. Gerekirse bu konuda eğitim almalarını sağlayın. Merak etmeyin, her yatırımınız size misli ile geri dönecektir.

Bu ekipleri iş ve lojman/ev arasına mahkum olmaktan koruyun. Sanata, spora, kültüre, okumaya, araştırmaya, gezmeye zaman ayırmalarına yardımcı olun. Tek tek ya da arkadaş grupları ile sinemaya, tiyatroya, maçlara gitmelerini sağlayın. Kitaplar alın. Okuyanları ve okuduklarını hayatına katanları ödüllendirin. Dünyayı, ülkelerini ve yaşadıkları kenti tanımalarına yardımcı olun. Özellikle ülkelerini ve kentlerini iyi tanısınlar ve konuklara doğru anlatsınlar. Bu alana yatırım yapın. Kenti ve ülkelerini gezmeleri için fırsat yaratın.

Bu ekiplerin konuklarınız ile entelektüel sohbetlere girmesini teşvik edin. Her konuda sohbet edebilecek bir serbestlik sağlayın. Bu ekipler konuklarınıza kentti tanımalarına yardımcı olacak öneriler sunabilsinler. En iyi Türk mutfağı nerede? Kentte iyi bir suşici var mı? En iyi Türk şaraplarının markaları ve nerede bulabilecekleri? Yakın bölgelerde gezilebilecek nereler var? O hafta kentte oynanan maçlar ( futbol, basketbol, hentbol vb ) Kentteki sanat ve sosyal hayatı anlatabilsinler. Hatta izin verin, çalışanlarınız bu etkinlikler için konuklarınıza gönüllü rehberlik yapsınlar.

Entelektüel ekipleriniz var ise;

Pazardaki saygınlığınız artar. Rakiplerinizin arasından sıyrılırsınız.

İşgücü pazarının en değerli unsurları sizi tercih eder

Misafirler nezdinde çok olumlu bir temsil potansiyeli yakalarsınız

‘Repeat’ misafir oranınız her yıl artarak devam eder. Pazarlama maliyetleriniz düşer.

Offline ve online saygınlığınız patlama yapar. Yorum siteleri sizin maliyetsiz reklam platformlarınıza dönüşür

Fiyatlarınızı her yıl yükseltme ‘hakkınız’ doğar. Kimse de itiraz etmez.

Çalışanlarınızın gelirleri artar.  Üstün işgücü her yıl daha çok sizi tercih eder


Bize el uzatın, entelektüel ekipler için güçbirliği yapalım

7 Ocak 2017 Cumartesi

Terör ve Turizm: Bize umutsuzluk yasaktır!

Bütün Türkiye acı çekiyor. Ama Türkiye turizmcileri acı çekmenin ötesinde, kan kusuyorlar, kızılcık şerbeti içtiklerini söylüyorlar…


Kan ter ve çile dolu yıllar boyunca dikilmiş tesisler, bu tesislerden evine ekmek götüren milyonlar, tedarikçiler, bu tesislere turist getiren acenteler, taşımacılar… Herkesin gözü akan kanda, yanaklardan süzülen gözyaşında ve karanlık ufuklarda…

Önceki on yıllarda birkaç ayda bir yaşadığımız şokları bu yıl neredeyse her gün yaşar hale geldik. Türkiye için hiç de iyi düşüncelere ve duygulara sahip olmayan birileri, vampirlere özgü karanlık yerlerde değerlendirme yapıyor, tartışıyor ve kararlar alıyor.

Bu coğrafyada olup bitenlere anlık değerlendirmelerin ışığında yaklaşırsanız… Bu dev kapışmaya iç siyasetin argümanları ile açıklama getirmeye çalışırsanız… Bu güne kadar savunageldiğiniz siyasi ve sosyal aidiyetlerinizin taraflı gözlüklerinden bakarsanız…

Siz şöyle geri durun… Yanlış taraftasınız!

Bir yerlerde birileri Ortadoğu ve bağlantılı olarak Kafkaslar, Orta Asya, Kuzey Afrika’da senaryolar kuruyor… Dost ve düşman tasniflerini yapıyor… Ortada kanlı bir tahtırevalli var. Denge noktasına Türkiye’mizi yerleştirmeye çalışıyorlar. Türkiye’nin çıkışlarına ve pozisyon değişikliklerine ayarlı bu senaryolar sürekli olarak güncelleniyor.

Ülkemiz adeta bir laboratuvara sokulmuş, en hassas noktalarına ısrarlı acılar yaşatılıyor. Anlaşılan o ki güzel ülkemize bir Pavlov Testi uygulanıyor. Israrlı ve inatçı terör atakları ile diz çöktürmek istiyorlar.

Biraz açalım;

Türkiye’yi bu güne kadar uyguladıkları düşük yoğunluklu savaştan farklı olarak, şok bombalı eylemlerle, intihar saldırıları ile dize getirmek istiyorlar. Önce bunun adını koyalım.,

Bu eylemler, Türkiye’ye, açıktan ilan edilmese de, mesaj olarak verilen bir savaşın aşamalarıdır. Muhtemelen daha berbat ve iğrenç eylemlerle karşılaşacağız da…

Durumun stratejik tahliline girmeden ve zihinleri fazla yormadan bazı öngörülerimi paylaşayım. Özellikle de geleceğe dair minik de olsa umut kırıntılarımı ve gerekçelerini arz edeyim. Bu noktayı özellikle vurgulamak isterim; geleceğe dair umutlar… Umutlarımız da ölürse geriye tutunacak ne kalır ki?

Ortada bir kavga var. Adına ne derseniz, deyin, bir kapışma var.

Batı ile Doğu.. Emperyalizm ile Avrasya’nın mazlum milletleri… Asya ve Afrika’nın yüzlerce yıl kanını emen Derin Akıl ile bu ezilen kıtaların özgür ve bağımsız iradeleri… En doğrusu, haklı ile haksız arasında…

Eğer bu vahşi, bu alçak ve bu hain savaşı böyle görmezseniz…

Bir tarafta bir bütün olarak Türkiye, karşısında PKK, FETÖ, PYD, IŞİD, ABD Derin Devleti, Derin Avrupa aklının olduğu gerçeğini ısrarla görmezden gelir, konuyu günlük siyasi kapışmalar boyutuna indirgerseniz…

Yanlış yaparsınız

Bu kapışmanın arka planında ne var?

Neden bütün Dünya, Kıbrıs – Suriye- Irak- Mısır- Kuzey Doğu Afrika- İran- Kafkaslar tarafından çevrelenen bu coğrafyaya üşüştü? Bu vahşi kapışma, birkaç liderin patlayan kaprislerinden kaynaklanan bir kavga mıdır?

Değil elbette!

Bütün mesele enerji… Bütün mesele yukarıdaki ülkelerin çerçevelediği alan içinde kalan petrol ve doğal gazın nasıl talan edileceği ile ilgilidir.

Bu kaynakların ait olduğu coğrafyadaki milletlerin olduğu gerçeğinden hareketle safını belirleyen Türkiye bu talanı sürdürmek isteyenlerin hedefine girmiştir. Bu kadar net!

Türkiye safını Avrasya’dan, binlerce yıllık mazlumlardan yana belirlemiştir.

Kopan kıyametin nedeni budur!

Gelecek ne gösteriyor?

Türkiye’ye güvenmek zorundayız. Türkiye’nin geleceğine inanmak zorundayız. Burası her önüne gelenin ağzına vurup lokmasını alacağı bir muz cumhuriyeti değildir.  Türkiye jeostratejik avantajları, dinamik nüfusu, tarihten gelen mücadele geleneği, doğası, tarımı ve kaynakları ile 80 milyonluk aktif bir devdir.

Denilebilir ki, Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Büyük Atatürk’ün zamanından bu yana sürekli bir savaş hali yaşamaktadır. Son 40 yılda yaşatılan ekonomik, sosyal, politik krizler ve güvenlik ile ilgili operasyonların tamamını bertaraf eden Türkiye artık çelikleşmiş bir mücadele iradesine sahiptir. 
Her kavga ve her kriz bu güzelim ülkeyi güçlendirmiştir.

Buna inanın.

Dar bir özgüven perspektifinden sallanan temelsiz iddiaları değil, somut gerçekliği seslendiriyoruz. Lütfen ellerinizi vicdanınıza koyun. Bu günden geçmişe bir bakın. Son 40 yılda üzerimize çullanan terörü, iç savaş provokasyonlarını, ekonomik haçlı seferlerini bir düşünün. Hepsini atlattı güzel Ülkemiz.

Türkiye’nin 40 yıllık baş belası 2018’de bitebilir

Gelecek yıl, PKK’nın ya bir büyük operasyon sonrası dağıtıldığına ya da silah bırakmasına tanık olabiliriz. Türkiye, bu işin sonuna geldi. Bu iddialı sözleri buraya yazarken bana deli, uçuk gözü ile bakabilirsiniz.

Kabul.

Türkiye bu kez işi sıkı tutuyor. İçindeki hainlerden temizlenmiş güvenlik güçleri tavizsiz ve hatasız operasyonlar ile terör örgütünü dizlerinin üzerine çökertiyor. 1990’lı yılların acemiliklerinden ders alan güvenlik güçleri provokasyonlara ve sivil halkın zarar görmesine yol açmadan sert darbeler ile terör örgütünün yapılanmasını kökünden sarsıyor. Dikkat edin, 1990’larda her provokasyondan sonra Türkiye’mizin Güneydoğu’su kitlesel gösteriler ile sarsılırdı. Halkı da hedefleyen şiddet tepki doğuruyor, haklı mücadele Kürtler gözünde haksız konuma düşüyordu. Bu gün bu hatalar yapılmıyor. Siviller ile eli silahlı eşkıyaların ayrılması konusunda uzmanlaşan asker, polis ve istihbarat nokta atışları ile başarı sağlıyor.

Dört Ülkeyi parçalama planı paramparça ediliyor

Kürtlerin yaşadığı dört ülkeyi parçalayarak Kürtlere bir Ülke ve Devlet vaat eden emperyalist plan bölge milletleri tarafından yırtılıp atıldı. Kendisine biat edecek bir kukla devlet peşindeki emperyalizmin bu hain niyeti en başta onurlu Kürt halkı tarafından görüldü ve reddedildi. Kürtler Batı’nın bölgedeki maşası olma siyasetine hayır, diyor.

Irak ve Suriye’de Kürt sorunu çözülecek. Bu mazlum ve çilekeş halk artık maceraperestlerin, Batı uşaklarının önünde bir sosyal ve siyasal kalkan olmayacak. Üç ülkede onurunu, statüsünü, refahını, huzurunu kazanmış Kürtler Türkiye’de de bu ihanete karşı ayağa kalkacaklar. Buna tarih tanık olacak.

PKK’nın siyasi uzantısı halkın gözünde bitti

Kendisine açılan onlarca yıllık hoşgörü ve sabır kredisini basit hesaplarla harcayan PKK uzantısı sivil yapılanma bitiyor. Bu yapı, hem siyasi hem de sosyal ve ekonomik rezaletleri ile kendisini tarihin akışının dışına attı. Elindeki yerel yönetimleri sosyomiliter mevziler olarak kullanan bu sivil uzantının yöneticileri yargı önünde hesap veriyor. Hiçbir başarısı olmayan yapı halkın gözünde de bitiyor.

Kürtler 40 yıllık sahte hayallerin ardından koşmayı bırakıyor. Bunu panik içinde gören PKK, kitlesel eylemler yerine giderek daha fazla teröre, intihar saldırılarına yöneliyor. Bir anlamda sahibinin sesi olarak havlıyor. Suriye ve Irak’ta pozisyon ve mevzi kaybeden derin ABD aklı adına Türkiye’ye bombalı eylemlerle saldırıyor. Açık ve net olarak emin olun, her bir bombalı eylem Güneydoğu Anadolu’daki kitle tabanını biraz daha azaltıyor…

Türkiye bu konuda çok usta bir politika izliyor. Bir yandan PKK’ya hak ettiği tonda cevap verilirken, bir yandan da el konulan belediyeler vasıtası ile halka hizmet yağdırılıyor. Bölgeden gelen haberler umut verici. El konulan belediyeler ilk kez halkın emrinde faaliyet gösteriyor. Kentlerin kasabaların yolları yapılıyor. İçme suları, atık su yatırımları hızla bitiriliyor. Kentlerin peyzajı insanları sarıp sarmalayan renklerle donatılıyor. En sorunlu kentlerin altyapı gereksinimleri tamamlanmak üzere…

Tarihinde ilk kez bu kadar yoğun bir hizmet bombardımanına tutulan bölge halkı PKK’dan hızla kopuyor. Gözünü ve gönlünü çağın sunduğu nimetlere açıyor. Bölgede açılan havalimanları, fabrikalar, GAP ve tarım yatırımları 20-30 yıl önce hayal edilemeyecek bir Güneydoğu resmini oluşturuyor. İnsanlar iş ve ekmek sahibi oluyor.  Terör bittiğinde inanmakta zorlanacağımız bir tersine göç yaşanacağı kesin…

Bütün bu yatırımları dar bir siyasi kadroya bağlamak yanlış olur. Son birkaç 10 yılda oluşturulan bu strateji binlerce yıldan süzülüp gelmiş bir Devlet Aklının başarısıdır.

Turizm bölgeyi uçurmak için hazır…

Turizm, Güneydoğu’nun tarihini ve talihini kökünden değiştirmek ve bölge insanına çağ atlatmak için tek bir stratejik gelişmeyi bekliyor; PKK’nın bitmesi. Terörün bir daha hortlamamak üzere tarihe gömülmesi…

Bu muhteşem coğrafyada turizm için her şey var.

Termal…
Doğa…
Kadim bir tarih…

Konuğunu baş tacı etmeyi her zaman bir yaşam biçimi olarak benimsemiş bir halk…

Kültür…

Muhteşem bir mutfak…

Turizm adına hangi tür var ise, hepsinin yatırım alanı bulacağı bir coğrafya burası..

2018’de PKK silah bıraksın… Otel yatırımları patlar…

10 yıl sonra bölge yılda 10-12 milyon turist çeker…

Bu hayali sadece potansiyel turizm yatırımcıları ve profesyoneller değil, bölgenin işsiz gençliği de kuruyor ve bekliyor. Üstelik bu hayal silah ve kan ile değil, iş ekmek ve barış ile kuruluyor. Bu hayalin tadını hisseden Kürt gençliği yönünü barışa, yaşamaya, demokrasiye, kardeşliğe dönüyor.  Bölgeden insancıl haberler geliyor.

2017’de direneceğiz, sabredeceğiz, kazanacağız

2018’de terörü yenmiş bir Güneydoğu’dan yayılacak enerji sadece o coğrafyayı değil, Türkiye’yi ve hinterlandını da ısıtır.

Korkmayacağız…

Neden korkmayacağız ve neye güvenmeliyiz?


Neler olur, gelecek yazıda anlatalım…

20 Aralık 2016 Salı

Büyükelçi Suikastını Nasıl Okumalıyız?

Turizmciler, 2015 Kasım Rus savaş uçağının düşürülmesinden itibaren derin bir karamsarlığın dibine gömüldü.

Birkaç yıldan bu yana aniden bastıran krizler de süreçleri doğru okuma kapasitemizi ciddi oranda düşürdü.

Sabır… Sağduyu… Objektiflik… Akılcılık..
Hepsi kayboldu…

Acelecilik… Korku… Panik… Telaş..
Boşluğu doldurdu.

Dün gece Rusya’nın Ankara Büyükelçisi’nin bir suikast sonucu öldürülmesinden sonra da aynı telaş ve panik hali patladı.

Okumuş yazmış, donanımlı olduğu kabul edilen birçok turizmciden korku ve panik kokan yorumlar peş peşe geldi;

“ Putin bunun hesabını bizden sorar… Mahvolduk… Türkiye bu sefer bitti… Bunun faturası bizden sorulur..”

Turizm gibi bir sektörü omuzlamış üst düzey profesyonellerden beklenmeyecek ölçüde bir panik hali… Korku… Olayın önünü arkasını analiz etmeden yapılan gelişi güzel bir yorum…

Bayanlar baylar, böylesine zor zamanlarda bizlerin sokaktaki adam gibi davranmaya ve hiçbir dayanağı olmayan yorumlar yapmaya hakkımız yoktur…

Öncelikle biraz beklemek gerekir.

Olayın hemen ardından sıcağı sıcağına yapılan analizler çok sağlıklı olmaz. Zira ortada bir tespit yapabilmek için yeterli veri yoktur.

Dün gece birçok turizmci panik halinde bedel ödemekten, faturanın bize çıkacağından bahsederken, saldırının ve mesajın asıl muhatabı Putin mükemmel bir tespit yaptı.

“ Bu cinayet gelişmekte olan Ankara ve Moskova ilişkilerini çökertmeye yönelik bir provokasyondur.  Hedef gittikçe normalleşen Türkiye Rusya ilişkilerini sabote etmektir. Bu suikast ile, Türkiye, Rusya ve İran tarafından hayat geçirilmekte olan Suriye Barış sürecine de zarar vermek amaçlanmaktadır. Buna tek bir cevap olacaktır: Terörizme karşı mücadeleyi yükseltmek. Haydutlar bunu hissedecekler.”

Putin istihbaratın en derin aşamalarından geçerek Rusya gibi bir devin başına geçmiş bir lider gibi davranıyor. Suikastı öncesi ve sonrası ile doğru okuyor. Dar bir bakış açısının tetiklediği intikamcılıkla değil, geniş bir bakış açısına dayalı bir serinkanlılıkla davranıyor.

Bir başka sakin ve mantıklı açıklama Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zakharova’dan;
“ Olayı bir terör saldırısı olarak değerlendiriyoruz. Suikastı bütün boyutları ile araştırmak için kararlı olan Türk güvenlik güçleri ile kontak halindeyiz. Suikastın arkasındakiler kesinlikle cezalandırılacak. Bu olayı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine taşıyacağız. Terörizm kazanamayacak. Bu sürece karşı kararlı adımlar atacağız.”

Bu sözleri, Rusya adına en yetkili ağızlardan bir tanesinden duyuyoruz. Rusya dış politikası adına açıklama yapmaya yetkili bir görevli konuşuyor. Dış İşleri sözcüsü Rusya’nın bu suikastın arka planını nasıl okuduğunu ifade ediyor. Bu açıklamalardan Türkiye’nin hedef tahtasında olduğu sonucu çıkarılabilir mi?

Putin’in en yakın yönetim çevresinden senatör Franz Klitsevich suikastın hemen ardından yaptığı açıklamada faili biraz daha net tanımlıyor.

“ Rusya’nın Türkiye Büyükelçisi’ne yapılan suikast NATO gizli servisleri tarafından organize edildi. Bu saldırı bir provokasyondur ve Moskova’ya açık bir kavga davetidir. BU bir terör saldırısıdır. İntikam alacağız.”

Suikaste uğrayan Büyükelçi Karlov’un Türkiye ile ilgili görüşleri ve önerileri de yaşanan bu terör saldırısını çözmek için birçok ipucu veriyor. Karlov, Türkiye’yi, Batı ile Avrasya arasında yükselen ayrışmada, Şanghay Beşlisi içinde görmek isteyenler arasında yer alıyor. Aşağıdaki sözler Büyükelçiye ait;

Karlov, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ŞİÖ'ye katılmayı değerlendirebileceği yönündeki sözlerine ilişkin, hem Kazakistan'ın hem de Çin'in Türkiye'yi ŞİÖ üyesi olarak görmek istediklerini belirterek, "Her şey tamamen Ankara'nın kararına bağlıdır. ŞİÖ'ye üyelik sürecinde biz Rusya olarak Türkiye'den Avrupa Birliği'yle (AB) ilişkilerin soğutulmasını veya durdurulmasını hiçbir şekilde talep etmeyeceğiz" demişti.

Nasıl?

Şimdi bu derin suikaste biraz daha farklı bakıyor musunuz?

Bayanlar Baylar,

Zor, kanlı ve sabrın çok gerekli olduğu vahim zamanlardan geçiyoruz. Atılacak bir yanlış adım, söylenecek bir yanlış söz akıl almaz derecede tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Sakin bir akıl, 360 dereceyi gören ve analiz edebilen gözler ve bilimsel bakış açısı her zamankinden daha önemlidir. Sektörü iyice panikletecek yorumlar gelecek yılları da rehin alacak bir yılgınlık havasını getirir. 

Yapmayın!

Her şeyden önemlisi;


İktidarlar gelir, gider ve yerine yenileri gelir. Ama Türkiye dimdik ayakta kalır. Geçmişi, geleceği, müthiş potansiyeli, milleti ile bu büyük Ülkeye güvenmeye devam..

23 Kasım 2016 Çarşamba

Almanya Pazarında radikal değişim zamanı

Satış ve Pazarlama Dünyası hala satış ve pazarlama kavramları ve bunların pazarda hangi eylemleri ifade ettiği ile ilgili net bir düşünceye sahip değil.

İçindeki maddelerin tamamının asla hayata geçmeyeceği kontratları imzalamayı ‘otelini pazarlamak’ olarak kabul eden birçok Satış ve Pazarlama Müdürü tanıyorum.

Yaklaşık olarak 150-160 acente ile kontrat imzaladıktan sonra “ otelimin pazarlamasını tamamladım” diyebilenler de var…

Otel değil, semt pazarında ikizlere takke satıyor sanki… “ Pazar bereketli idi, elimdeki bütün malları sattım çok şükür” gibi bir yaklaşım işte…

Ey okur, fırsat bulmuş ve elim değmişken, hayrıma bu marketing mevzusunu tekrar ele alayım, bu konudaki yanlış bilgileri sileyim, dağarcığınızdaki entelektüel şakülü düzelteyim.

Bakınız, işin uzmanları diyor ki;

 “ Pazarlama müşterinin isteklerini saptamak ve bunları ona vermektir” Tim Cohn

“ Pazarlamanın amacı müşteriye ulaşmak ve onu ürünlerinizi satın almaya, kullanmaya ve yeniden satın almaya yöneltmektir.” Alexander Hiam

“ Pazarlama bir organizasyonal faaliyettir. Müşteriler ile iletişim kurmayı, onlar için değer yaratmayı ve kendilerine sunmayı içerir. Pazarlama, ayrıca müşteri ile işletme arasındaki iletişimi her bağlamda sürdürmek ve süreçten her iki tarafın da azami faydayı elde etmesini sağlamaktır.” Amerika Pazarlama Birliği

Pazarlama dinamik ve güncel aktivitelerden oluşur. Böylece müşteri ve işletme için karlı bir değiş tokuş fırsatı ortaya çıkar. Pazarlama en genel anlamda müşterinin gereksinimlerini karşılar ve onların satın alıp tüketeceği ürünler yaratır.


Demek ki neymiş? Pazarlama ile kontratlar pek alakalı değildir

Bir masa başında oturup saatlerce süren makara, bir ton çay ve kahve eşliğinde imzalanan kontratlar ile pazarlama arasında pek bir alaka yokmuş.

Şimdi ben buradan Almanya pazarına geleceğim. Turizmcilerimizin, adeta ‘hacı’ olduklarını sandığı ITB – Berlin Fuarına katılım dışında pek derinliklerine girmediği Almanya…

En kabadayısının, tatillerin tarihlerini merak edip kaydettiği, bir de tur operatöründen “ höt” narasını duyduğunda “ al sana aksiyon” diyerek cevap vermekle yetindiği devasa pazar…

Demografik analiz?
O ne?

Ekonomik tahlil?
Buyur?

Almanya çapında STK’lar ile insani iletişim?
Nasıl yani?

Almanya’daki 4 milyon Türkiye kökenli için özel pr ve pazarlama?
Bu da nereden çıktı şimdi?

Almanya toplumundaki sosyolojik değişim?
Abi ne diyorsun sen ya?

E o zaman böyle başa böyle tarak. Elinin arasından ıslak sabun gibi kayan Pazar payının ardından hüzün ve şaşkınlık ile bakakalırsın.

Tek silahın indirim olursa, pazarda ‘ucuz’ ürün olarak zihinlere kazınırsın. Her yaz sonu imzaladığın o ‘yüksek’ fiyatlı kontratlar daha yüksek sezon gelmeden paçavraya döner. Tüketici indirim geleceğinden emindir. Kalırsın son dakikaya.

Sizinle, Almanya pazarındaki orta ve uzun vadeli varlığınız için çok önemli olduğunu düşündüğüm bir veri paylaşacağım.

Almanya bir yalnızlar ülkesi oluyor
Alman Federal Suç Dairesi verilerine göre, "2015 itibarıyla Almanya'da bulunan 40 milyon 774 bin konutun yüzde 41,4'ünde tek kişi, yüzde 34,2'sinde 2 kişi yaşıyor”

Yani, Almanya’da yaşayanların ekseriyeti kendisine tek kişilik bir Dünya kurmuş. Hayat ile bütün ilişkisini bu tek kişilik kanal üzerinden yürütüyor.

Tek kişilik Dünyasında neler oluyor?
Tek kişilik ev
Tek kişilik tüketim
Tek kişilik duygusal duruş
Tek kişilik planlama
Tek kişilik gelecek
Tek kişilik ölüm

Bu kadar açık ve net…
Aile yok.
Dostlar yok.
Evlerde geniş mekanlar, çok sayıda oda, yemek çeşitleri yok.
Bolca internet var
Bolca TV kanalı var
Bolca online ya da manuel oyunlar var

Gelecek planlamanızı gözden geçirin

Bu tek kişilik Dünyada, çok değil, on yıl önceki gibi, kalabalık ailelerle gidilen tatillere yer var mı peki? Aylar öncesinden, hep birlikte planlama ve ortak karar ile destinasyon seçimi var mı? 

Tatil için uzun uzun sohbetler, değerlendirmeler var mı?

Yok!

Almanya’da hızla yalnızlaşan toplumun tatil ile ilgili algıları değişmekte midir?

Elbette!

Tek kişilik tatiller hızla yükselecek.

Bundan 10-15 yıl sonra Almanya’da hala aile tatili satmaya çalışanlar hayal kırıklığı yaşayacaklar. Bu tatili talep edecek hedef kitle olmayacak.

Almanya şimdiden daha çok solo tatiller talep etmeye başladı bile… Bu trend artarak devam edecek. Almanya’daki operatörler daha fazla tek kişilik paketler sunmaya başlayacak.

Hesabınızı buna göre yapın. Tesislerinizi yeniden yapılandırın.

Demedi, demeyin, o aile tatili paketleriniz elinizde patlar.

Ne yapmalı?


Onu da bir başka sefere anlatırım…